Dava Şartı Olarak Yargılama Teminatı: HMK Madde 84 Teminat Gösterilecek Hâller
Bir hukuk sisteminde herkes dava veya icra takibi açma hakkına sahiptir. Ancak mahkemelerin kötü niyetli veya asılsız davalarla meşgul edilmesini önlemek ve haksız yere davalı konumuna düşürülen kişinin “kendi cebinden yapacağı savunma/avukat masraflarını” korumak amacıyla Teminat (Güvence) mekanizması geliştirilmiştir. HMK Madde 84, açılan davanın esasına girilmeden önce davacıdan peşin bir maddi güvence (teminat) istenildiği kilit durumları düzenler. Özellikle Türkiye’de hiçbir malvarlığı veya ikametgahı (mutat meskeni) bulunmayanların ya da hukuken iflas/aciz durumuna düştüğü tescillenen kişilerin açtığı bir davada; davalı ileride haklı çıkarsa mahkeme masraflarını kime fatura edecektir? İşte yasa koyucu bu riski bertaraf etmek için, dava veya icra takibi yoluyla birini rahatsız eden borç batığındaki veya yurt dışındaki kişiye “Önce davalının muhtemel yargılama giderlerini mahkeme veznesine teminat olarak yatır, yoksa davanı esastan reddederim” diyebilmektedir.
HMK Madde 84: Kanun Metni
(1) Aşağıdaki hâllerde davalı tarafın muhtemel yargılama giderlerini karşılayacak uygun bir teminat gösterilir:
a) Türkiye’de mutad meskeni olmayan Türk vatandaşının dava açması, davacı yanında davaya müdahil olarak katılması veya takip yapması.
b) Davacının daha önceden iflasına karar verilmiş, hakkında konkordato veya uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin başlatılmış bulunması; borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi sebeplerle, ödeme güçlüğü içinde bulunduğunun belgelenmesi.
(2) Davanın görülmesi sırasında teminatı gerektiren durum ve koşulların ortaya çıkması hâlinde de mahkeme teminat gösterilmesine karar verir.
(3) Mecburi dava ve takip arkadaşlığında teminat gösterme yükümlülüğü, bu yükümlülüğün tüm davacılar bakımından mevcut olması hâlinde doğar.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Maddenin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeyle, teminat gösterilecek hâllerin neler olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu çerçevede, teminat gösterilmesi gereken ilk hâli, Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşının Türkiye’de dava açması, davacı yanında davaya fer’î müdahil sıfatıyla katılması yahut Türkiye’de takip yapması oluşturacaktır. Maddede, teminat konusu sadece Türk vatandaşları açısından düzenlenmiştir. Çünkü yabancıların, Türkiye’de dava açması, davacı yanında davaya fer’î müdahil sıfatıyla katılması ve Türkiye’de takip yapması hâlinde, teminat göstermesiyle ilgili olarak Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 32 nci maddesinde yer alan kural işlerlik kazanacaktır. Maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan kural, ancak Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşları bakımından uygulanma alanı bulur. Çünkü, mutad mesken ve vatandaşlık kavramları, sadece gerçek kişilerle ilişkili kavramlardır. Tüzel kişilerin ise merkezlerinden söz edilebilir ve onların merkezlerinin kuruluş belgelerinde (statülerinde) gösterilmesi zorunludur. Bu durum karşısında, ikametgâh ve mutad mesken gibi kavramlar zaten tüzel kişilere yabancıdır. Tüzel kişinin merkezi Türkiye’de ise o tüzel kişi Türk tâbiyetindedir; merkezi yurt dışında ise yabancı bir tüzel kişiden söz etmek gerekir. Yabancı tüzel kişi ise Türkiye’de dava açacak yahut takip yapacak olursa, 2675 sayılı Kanunun 32 nci maddesi uyarınca teminat göstermek zorundadır. Bu durumda, tüzel kişilerin daima bir merkezlerinin bulunmasının zorunlu olması sebebiyle, (a) bendinde yer alan düzenleme, onlar bakımından işlerlik kazanamayacaktır. Tüzel kişilerin merkezlerinin bulunması sebebiyle onlarla her durumda ilişkilendirilen bir coğrafî yerin varlığından ötürü Türk tüzel kişileri bakımından (a) bendi kapsamında bir düzenleme sevk etmeye gerçekte ihtiyaç da yoktur. Öte yandan, 1086 sayılı Kanunda yer alan düzenlemeden farklı olarak, Türk vatandaşları açısından, “Türkiye’de yerleşim yeri bulunmama” ölçütü yerine yabancı ülkede yerleşim yeri olan Türk vatandaşlarını, salt bu nedenle Türkiye’de dava açmaları veya takip yapmaları hâlinde teminat gösterme zorunluluğundan kurtarmak amacıyla, tüm hayat ilişkilerinin belirli bir coğrafî alanda yoğunlaşması biçiminde tanımlanan, mutad mesken kavramı ölçütü getirilmiştir. Bu suretle, onların, istisnaen teminat gösterme zorunluluğu ile karşı karşıya kalmaları amaçlanmıştır.
Maddede sözü edilen davaya müdahaleden maksat ise davaya fer’î müdahaledir. Çünkü, aslî müdahale, görülmekte olan davanın konusunu oluşturan şey üzerinde kısmen ya da tamamen üstün bir hak iddiasında bulunan üçüncü kişinin, görülmekte olan davanın taraflarına karşı müstakil bir dava açılması suretiyle gerçekleştirildiği için, aslî müdahil zaten davada taraf yani davacı konumundadır; dolayısıyla, aslî müdahaleyi yapacak kimsenin Türkiye’de mutat meskeni yoksa, teminat gösterme zorunluluğu, bunu gerçekleştirmek için açacağı dava ile zaten ortaya çıkacaktır. Fer’î müdahale ise ayrı ve müstakil bir davanın açılması suretiyle değil, müdahale talebinin mahkemece kabulü hâlinde işlerlik kazanır. Fer’î müdahil taraf değil, yanında davaya katıldığı tarafın yardımcısı konumundadır. Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan fer’î müdahil açısından teminat gösterme yükümü ise davalının yanında değil, ancak davacının yanında davaya katılarak bu sıfatı iktisap etmesi hâlinde ortaya çıkacaktır. 1086 sayılı Kanunun 97 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenlemeden farklı olarak, teminat gösterilecek hâller arasına Türkiye’de takip yapılması da eklenmiştir. Ayrıca, anılan yasal düzenlemeden yine farklı olarak, gösterilecek olan teminatın kapsamı, yargılama ve takip giderleri ile sınırlandırılmış; içeriğinin tümüyle belirsizlik arz etmesi sebebiyle, bu güne kadar hiç uygulama alanı bulmamış olması hususu da dikkate alınarak, temin edilmesi gerekenler arasına, karşı tarafın dava veya takip nedeniyle uğrayabileceği muhtemel zararlar dahil edilmemiştir. Ayrıca, bu bağlamda, davacı yanında davaya fer’î müdahil sıfatıyla katılanın temin etmesi gerekenin sadece fer’î müdahale giderleri ile sınırlı bulunduğunun altının da çizilmesi gerekir. Öte yandan, teminat gösterme zorunluluğu doğuran hâller arasına, yargılama ve takip giderlerini karşılamada doğabilecek muhtemel güçlüğü bertaraf etmek ve anılan giderlerin temin edilmesini daha işin başında güvence altına almak amacıyla, davacının daha önceden iflâsına karar verilmiş, hakkında konkordato, uzlaşma suretiyle yeniden yapılandırma işlemlerinin başlatılmış bulunması, borç ödemeden aciz belgesinin varlığı gibi ödeme güçlüğü içinde bulunduğunu gösteren belgelerin varlığı hâli de eklenmiştir. Bu hüküm, hem gerçek hem de tüzel kişi davacılar bakımından işlerlik kazanabilir. Belirtilen hâllerin, davacı yanında fer’î müdahil sıfatıyla yer alan kişinin şahsında gerçekleşmiş olması, fer’î müdahil açısından da müdahale giderleriyle sınırlı olarak teminat gösterme zorunluluğunun doğması sonucunu ortaya çıkarır. Maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan düzenlemenin, 1086 sayılı Kanunun salt yabancı değil de, millî unsurlu ilişkileri baz alması sebebiyle, Türk tâbiyetinde bulunan davacılar ile davacı yanında fer’î müdahil sıfatıyla yer alan kişiler açısından geçerlilik taşıyacağı konusunda herhangi bir kuşku duymamak gerekir. Maddenin ikinci fıkrasında, teminat gösterilmesini gerektiren hâl ve şartların davanın görülmesi sırasında ortaya çıkması hâlinde, mahkemenin teminat gösterilmesine karar verebileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Maddenin üçüncü fıkrasında ise aktif mecburî dava ve takip arkadaşlığında, teminat göstermeyi gerektiren hâllerin dava ve takip arkadaşlarının tamamının şahsında gerçekleşmesi hâlinde doğacağı hususu hüküm altına alınmıştır. Bu durum, sözü edilen dava veya takip arkadaşlarının tamamının tek bir tarafı oluşturması kuralının doğal bir sonucudur.
Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi
Tasarının 89 uncu maddesinin ikinci fıkrasında geçen “teminatı gerektiren” ibaresinden önce gelmek üzere “Davanın görülmesi sırasında” ibaresi eklenerek anlamda netlik sağlanmış, ayrıca “hâl ve şartların” ibaresi, Türk Medenî Kanunu ile terim uyumunu sağlamak amacıyla “ durum ve koşulların” şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 90 ıncı madde olarak kabul edilmiştir.
Hukuki İncelemeler
Teminat Kimlerden ve Ne Zaman İstenebilir?
HMK 84. Madde uyarınca teminat, sadece salt Türk vatandaşı olup hayatını veya “mutat meskenini” fiilen yurt dışında (gurbetçi vb.) idame ettiren kişilerin Türkiye’deki mahkemelerde dava açması veya icra takibi yapması halinde istenir. Yabancı uyruklu kişiler için zaten MÖHUK madde 32 devrededir. İkinci büyük grup ise; dava açan veya icra başlatan kişinin hâlihazırda hukuken müflis (iflas etmiş), konkordato ilan etmiş veya elinde kesin bir “aciz vesikası” bulunan bir kişi/şirket olmasıdır. Mahkeme, “davayı kaybedersen bu tarafın masrafını nasıl karşılarsın” diyerek baştan teminat talep eder.
Teminatın Sınırı: Sadece “Muhtemel Yargılama Gideri” İstenebilir!
Eski Hukuk Usulü Kanunu’ndan (HUMK) en büyük fark buradadır. Teminat; davalının ileride uğrayabileceği varsayımsal inşaat zararları, duygusal çöküntüsü, manevi veya devasa maddi tazminatlarını karşılamak için alınan bir “peşin alacak” değildir. Teminatın yegane sınırı sadece ve sadece; davanın sonunda hükmedilecek tebligat, harçlar, bilirkişi, keşif ve resmi “Karşı Taraf Avukatlık Ücretinden (Vekalet ücreti)” ibarettir. Hâkim, davalının uğradığı harici ticari kayıplar için davacıdan teminat isteyip yatırılmadı diye davayı usulden reddedemez (Aşağıdaki Yargıtay 23. HD kararında bu sınır çizilmiştir).
Avukat Görüşü: Davalı Taraf İçin Elzem Düzenleme
Davalı vekili (avukatı) olarak bir davanın tarafı olduğunuzda, davacının “borca batık” olduğunu ya da mutat meskeninin yurt dışında bulunduğunu tespit ettiğiniz an, esasa cevapla birlikte mahkemeye sunmalı, ön incelemede özellikle bu husus hakkında ara karar kurdurmak için “HMK m. 84 uyarınca davacıdan teminat alınmasını talep ediyorum” demelisiniz. Nakit parası bulunmayan (veya teminat bulamayan) davacılar süresi içinde vezneye para koyamazsa, dava esasa girilmeden (hiçbir bilirkişiye gitmeden) usulden reddedilme ihtimaliyle karşılaşacaktır.
“Borca batık” bir davacının, ihtiyati tedbir talepli bir dava ile davalıyı tehdit(dava) ettiğini düşünün. Bu tarz tedbir taleplerinde mahkeme, %15 teminat isteyecektir. Mahkemeler ihtiyati tedbir için teminatı genellikle taşınmazın tapu kaydında bulunan en son satış bedeli üzerinden belirlemektedir. Ülkemizde eksikliğini yaşadığımız en büyük problemlerden birisi de budur. Oturmuş bir emlak beyan sistemimiz ne yazık ki bulunmamaktadır. Kişiler 10.000.000TL’lik evini, Belediye rayicinde 1.500.000TL olması hasebiyle düşük olan rakamdan göstermektedir. Belediye Rayici; Piyasa değerinden farklı olarak, tapu harcı hesaplamaları, emlak vergisi tutarları ve satış beyan süreçlerinde alt sınır olarak kullanıldığından gerçek değerler(PİYASA DEĞERİ) ile arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır. Davacı düşük bedellerle neredeyse teminatsız diyebileceğimiz rakamlarla imara açılmış arazilerde taşınmazları kitlemeye çalışmaktadır.
Bu durum taşınmaz değerlerinin tapu kayıtlarında genellikle 1/10 değerinde görünmesine neden olmaktadır. Birde bu devir yıllar önce yapılmışsa, tapudaki en son satış bedeli enflasyonun etkisiyle bazen 1/50 – 1/100 değerine isabet edebilir. Bu tarzda bir değer üzerinden %15 teminat davacı için bulunmaz nimettir. Özellikle bir kısım “kötü niyetli kişi” parsel sahiplerine dava açıp avanta olarak niteleyebileceğimiz paraları talep ederek insanları zora sokmaya çalışmaktadır.
Makaleyi okuyan siz değerli arkadaşlarımızdan bir kısmı; Bilirkişi incelemesi neticesinde “taşınmaz değeri tespit edilecek” böylece davacıya Harçlar Kanunu uyarınca “tamamlama harcı yatırılması” için kesin süre verilecek. Davacı her şart altında bunu yatırmayacak ve davası reddedilecek düşüncesinde olabilir. Haklısınız.
Fakat, Mahkemelerin iş yoğunluğu nazara alındığında bu aşamaya gelebilmek dahi yıllar sürmektedir. Dahası verdiğimiz örnekler uç örneklerdi. Daha basit davalarla insanların manevi dünyasının rahatsız edilmesinin de haklı bir yanı bulunmamaktadır.
Bu sebeple “borca batık” kişilerin açtığı davalarda kesinlikle teminat talebinde bulunulması gerektiğini düşünüyoruz. Bu vesile ile mahkemelerin, ilgili giderleri tespit ettirmek için harekete geçip henüz davanın başında taşınmaz veya mal yahut uyuşmazlık konusunun değerinin ne olabileceği hususunda inceleme yapmak için harekete yöneltebilirsiniz
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/2192E. , 2016/1033K. (Teminatın Kapsamının Aşılması)
ÖZET: Davacı müteahhit firma, arsa sahibi davalılara inşaat sözleşmesi davası açmıştır. İlk derece hakimi, “Etraftaki komşu binalar senin inşaatın yüzünden çöktü, arsa sahipleri bu zararları komşulara ödüyor. O yüzden HMK M. 84 gereğince muhtemel büyük zararlar için bana çok yüksek bir teminat yatır” demiş, davacı yatıramayınca da davasını usulden reddetmiştir.
Karartın Esası: Yargıtay bu hatalı uygulamayı çok sert bozmuştur. HMK 84 gereğince alınacak teminat SADECE ve kesin biçimde “yargılama giderleri” ile (vekalet ücreti, bilirkişi masrafı vb.) sınırlıdır. Etraftaki komşu evlere verilen fahiş maddi zararlar yargılama gideri değildir, onun teminatı önceden HMK M.84 kılıfıyla istenip dava reddedilemez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/1566E. , 2015/1144K. (Yabancı Şirketin Borcu Temlik Etmesi)
ÖZET: Cayman Adaları menşeili yabancı bir firma, Türkiye’de yüksek miktarlı senet (kambiyo) takibi başlatmıştır. Yabancı şirket olduğu için teminat yatırması için 10 gün kesin süre verilmiştir. Şirket teminatı yatırmamak (kanunu dolanmak) için sürenin içinde senedini (alacağını) bir Türk vatandaşına temlik devretmiştir. İcra mahkemesi “Bu açıkça kötü niyetli bir temlik ve adaletten kaçıştır, takibi iptal ediyorum” diyerek teminat kuralını katı uygulamıştır.
Kararın Esası: Yargıtay HGK bu yerel kararı ortadan kaldırmıştır! Çoğunluk görüşü şunu tesis etmiştir: Alacak yargılama sırasında usulüne uygun şekilde Türk vatandaşına temlik edilmiş midir? Evet. İcra dosyasının güncel alacaklısı artık “Türk vatandaşı” olduğuna göre, dosyada “yabancılık/MÖHUK” unsuru kalmamış demektir. Bu saatten sonra Türk vatandaşından sırf önceki alacaklı yabancıydı diye teminat yatırma şartı aranmaz.
HMK Madde 84 (Teminat Gösterilecek Haller) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Davacı Türkiye vatandaşı ama 30 yıldır Almanya’da yaşıyor (mutat meskeni orada). Bana dava açarsa teminat isteyebilir miyim?
Kesinlikle isteyebilirsiniz. HMK Madde 84/1-a fıkrası bu türdeki vatandaşlar için çok net yazılmıştır. Eğer kendisinin burada yerleşik (mutat) bir meskeni veya doğrudan gelir/malvarlığı güvencesi yoksa, mahkemeden avukatlık ücretiniz garantilenmesi için teminat talep edebilirsiniz.
İflas etmiş bir şirket bana ihtar çekip dava açtı. Elim kolum bağlı mı bekleyeceğim?
Hayır. Davacı şirketin iflas bayrağını çektiğini, hakkında tasfiye/konkordato süreci olduğunu veya elinde “borç ödemeden aciz” belgesi bulunduğunu hakime UYAP veya ticaret sicili kayıtlarıyla belgelerseniz, hakim HMK 84/1-b gereği davacıdan “Mahkeme masraflarını nasıl ödeyeceksin?” diye teminat talep etmek zorundadır. Yatıramazlarsa davaları reddedilir.
Sırf gıcık olduğum için asılsız dava açan varlıklı bir davacı var. Ondan da HMK 84 teminatı isteyebilir miyim?
İsteyemezsiniz. HMK Madde 84, “zengin ama asılsız dava açanlar” için değil, sadece kanunda sayılan “Sınırlı (Tahdidi) Haller” olan; aciz içindekiler veya yurt dışında mutat ikameti bulunan (adaletten/hacizden kaçma riski kolay) durumlar için işletilir. Varlıklı birinin davasını eninde sonunda kazanırsanız zaten vekalet/yargılama masrafınızı ondan icra yoluyla tahsil edebilirsiniz.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.