Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Uygulanmayacak hükümler

HMK Madde 444

(1) Bu Kısımda düzenlenen konularda, aksine hüküm bulunmadıkça bu Kanunun diğer hükümleri uygulanmaz.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Tahkim sözleşmesel bir kurum olmakla birlikte, büyük ölçüde yargılama usulünü düzenler. Ancak tahkimin amacı ve niteliği gereği, bu usul mahkemelerin tabi olduğu yargılama usulünden farklıdır ve farklı olmalıdır. Maddede, bu duruma açıklık kazandırılmıştır.

HMK Madde 444 Uygulanmayacak hükümler

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2017/1040E. , 2017/1433K.

  • HMK Madde 444
  • Uygulanmayacak hükümler

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasında görülen hakem kararının iptali davası sonucu verilen görevsizlik kararının … Bölge Adliye Mahkemesince temyize tabi bir karar olduğu gerekçesiyle HMK’nın 352. maddesi uyarınca geri çevrilmesi üzerine dosyanın temyiz incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmesi üzerine gereği düşünüldü.

– K A R A R –

Davacı vekilince hakem kararının iptali talep edilmiş, davalı tarafça davanın reddine karar verilmesi savunulmuştur.

Mahkemece HMK 410 maddesi uyarınca hakem kararlarının iptal davalarına 20.07.2016 tarihinden itibaren ilk derece mahkemesi olarak bölge adliye mahkemelerinde bakılacağı gerekçe gösterilerek görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, dosya kendisine gönderilen … Bölge Adliye Mahkemesi’nce 6545 sayılı kanunun 45. maddesi ile 5235 sayılı kanunun 5. maddesinde hakem kararlarının iptali davalarına asliye ticaret mahkemelerinde bakılmasının kararlaştırıldığı, bu nedenle mahkemelerinin görevli olmadığı, sonuç itibariyle hakem kararının iptaline yönelik işbu dava sonucunda verilen kararın inceleme yerinin Yargıtay olduğundan bahisle dosyanın Yargıtay ilgili dairesine gönderilmek için mahkemesine iade edilmiş, mahkemece de dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderilmiştir.

Eldeki uyuşmazlıkta çözüme kavuşturulması gereken iki husus vardır. Bunlar hakem kararlarının iptali davalarında görevli mahkemenin neresi olduğu, buradan hareketle verilen kararın istinaf mı yoksa temyize mi tabi olduğudur.

HMK 410. maddesi açıktır. “Tahkim yargılamasında, mahkeme tarafından yapılacağı belirtilen işlerde görevli ve yetkili mahkeme tahkim yeri bölge adliye mahkemesidir”.

HMK’nın yürürlüğünden sonra henüz bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmediği dönemde HMK’nın bu hükmü tahkim davalarında görevli mahkemeyi belirleme konusunda sorunlar yaratmıştır. 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı kanunla 5235 sayılı kanunun m.5. III/4’e eklenen hükümle HMK ve MTK’ya göre yapılan tahkim yargılamasında iptal davalarına ticaret mahkemelerinde heyetli olarak görülüp sonuçlandırılacağı belirtilmiştir.

Bu kanun hükmünün istinaf mahkemelerinin faaliyette olmadığı dönemde asliye ticaret mahkemelerinin iç işleyişini düzenleyen ve HMK’nın 410. maddesinin uygulanmasını ortadan kaldırmayan bir düzenleme olduğunu iddia edenler olduğu gibi, kanunun yazılış tekniği ve uygulanmasına ilişkin ayrık bir hüküm bulunmaması nedeniyle hakem yargılamalarında asliye ticaret mahkemlerinin görevli olduğunu belirleyen bir kanun hükmü olduğu, artık hakem kararlarının iptali davalarında bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemesi olarak görev yapmasının mümkün bulunmadığını belirten görüşler de çoğunluktadır. (Prof. Dr. Baki Kuru İstinaf Mahkemesine göre göre yazılmış Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2016, 949, 951 Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku Cilt III İstanbul 2017, 2626, 2628 Prof. Dr. Sema Taşpınar Ayvaz tahkimde görevli mahkeme Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez Armağanı)

6545 sayılı kanunla 5235 sayılı kanuna eklenen hüküm incelendiğinde bazı tereddütler uyandırmakla birlikte Bu kanun hükmünün istinaf mahkemelerinin faaliyette olmadığı dönemde uygulanacağına dair geçici bir hüküm bulunmadığı göz önüne alındığında tahkim yargılamasında görevli mahkemenin heyetli asliye ticaret mahkemeleri olduğu açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle hakem kararlarının iptali davalarında asliye ticaret mahkemeleri görevlidir.

Bu durumda da İkinci mesele olan ilk derece mahkemesinin eldeki kararı 20.07.2016 tarihinden sonra verilmiş olması nedeniyle istinaf edilmeden Yargıtay denetimine tabi, tutulup tutulmayacağı çözüme kavuşturulmalıdır.

HMK’da istinaf edilmeden temyize tabi olan bir karar türü yoktur. Atlamalı temyiz olarak da adlandırılan bu yol kabul edilmiş değildir.

Hakem kararlarının iptali davalarında Asliye Ticaret Mahkemlerinin görevli olduğunun kabul edilmesi nedeniyle HMK 439/6 fıkrasının halen uygulanabilir olduğunu söylemek mümkün değildir. Çünkü HMK’nın sistemi tahkim yargılamasının ilk derece mahkemesi olarak Bölge Adliye Mahkemelerinin görevli olması üzerine kurgulanmıştır. HMK’da atlamalı temyizin kabul edilmemiş olması, yeni düzenlemeye göre tahkim yargılamasında asliye ticaret mahkemesinin görevli kabul edilmesi nedeniyle HMK’nın 439/6 maddesinin de uygulanmasının mümkün bulunmaması kabulünden yola çıkıldığında hakem kararlarının iptaline ilişkin kararlar önce istinaf edilmeli, istinaf kararlarına karşı da temyiz yoluna başvurulmalıdır. Ancak HMK 410. maddesi gerekçesi incelendiğinde tahkim yargılamasında B.A.M.’nin ilk derece mahkemesi olarak tercih edilmesinde “sürat ve uzmanlaşma” nın ön planda tutulduğu görülmektedir. Tahkime ilişkin kararların önce istinaf, sonra temyize tabi tutulması, kararların kesinleşme süresini uzatacaktır. Bu; kanun koyucunun amacına aykırı olduğu gibi tarafların tahkime başvurmasını da engelleyecektir.

HMK 444. maddesi “bu kısımda (tahkim) düzenlenen konularda aksine hüküm bulunmadıkça bu kanunun diğer hükümleri uygulanmaz” denmektedir. Bu maddenin gerekçesi; “Tahkim sözleşmesel bir kurum olmakla birlikte büyük ölçüde yargılama usulünü düzenler. Ancak tahkimin amacı ve niteliği gereği, bu usul mahkemelerin tabi olduğu yargılama usulünden farklıdır ve farklı olmalıdır.” şeklindedir. Bu gerekçeden de açıkça anlaşıldığı gibi tahkim yargılaması farklı olmalıdır basit, hızlı ve az masraflı olması halinde taraflar tahkime müracaat eder. HMK’nın genel sistemi içinde tahkim kararlarının iptaline ilişkin kararlar önce istinaf sonra temyize gidecek olursa süreç uzayacak ve kanun koyucunun amacının tersine bir sonuç çıkacaktır.

Bu durumda, hakem kararlarının iptaline ilişkin görev 6545 sayılı kanunla 5235 sayılı kanunda yapılan değişiklikle Asliye Ticaret Mahkemesine bırakılmış ise de bu kararlara karşı istinaf yoluna gitmeden doğrudan temyize gidilebilmelidir. Prof. Dr. Baki Kuru (age 951) ve Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez (age 2628) bu görüşü kabul etmişlerdir.

Dairemizce asliye ticaret mahkemesince verilen hakem kararlarının iptaline ilişkin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulabileceği, davacı tarafın istinaf başvurusu dilekçesi de temyiz dilekçesi olarak kabul edilip kararın temyiz incelemesi yapılmıştır.

Bu gerekçe ile yapılan temyiz incelemesi sonrası mahkemenin görevin bölge adliye mahkemesinde olduğu görüşü yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda yerinde bulunmamış ve kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 11.05.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 444 Uygulanmayacak hükümler

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/8286E. , 2016/289K.

  • HMK Madde 444
  • Uygulanmayacak hükümler

MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ

Taraflar arasında görülen davada… Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 18.12.2012 gün ve 2011/1061-2012/1164 sayılı kararı red-bozan Daire’nin 05.02.2015 gün ve 2014/2954-2015/1359 sayılı kararı aleyhinde davalı yanında madihl olan … ve … vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dosya için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

Davacılar vekili, müvekkillerinin davalı şirketin ortağı olduğunu, 28/05/2009 tarihli genel kurul toplantısı ile yönetim kurulu üyeliklerine …, …, ……’un seçildiğini, bu yönetim kurulunun kendi arasında toplanarak 28/05/2009 tarih 2009/4 sayılı karar ile görev dağılımı yaptığını, aynı tarih 2009/5 sayılı kararı ile de şirketin temsil ve ilzamı konusunun belirlendiğini ve imza sirkülerinin çıkarıldığını, davalı şirketin 15/03/2010 tarihinde yeni bir genel kurul toplayarak, yönetim kurulu üyeliklerine 3 yıl süre ile …, …, …. ve müvekkili …’in seçildiğini, bu yönetim kurulunun toplanarak 15/03/2010 tarih 2010/5 no’lu kararı ile …’i başkanlığa, …’yü başkan yardımcılığına seçtiğini, ancak şirketin temsil ve ilzamı ile ilgili herhangi bir karar alınamadığını, daha sonra da yönetim kurulu üyelerinin şirketin temsil ve ilzamı için aralarındaki anlaşmazlık sebebi ile herhangi bir karar alamadıklarını, 28/05/2009 tarih 2009/5 sayılı yönetim kurulu kararı ile şirketi tek başına temsil ve ilzam etme yetkisinin, 27/05/2010 tarihinde sona ermesine rağmen, halen devam ediyormuş gibi kullanılmaya devam edildiğini, yönetim kurulu üyesi sıfatı sebebi ile …’in hukuki ve cezai sorumluluğunun her geçen gün arttığını ileri sürerek, 28/05/2009 tarihli 2009/5 no’lu davalı şirket yönetim kurulu kararının 27/05/2010 tarihi itibarı ile hükümsüz olduğunun ticaret sicil memurluğu nezdinde tescil ve ilan edilmesini, muarazanın men’ini, 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirket yönetim kurulu üyelerinin …, … ve … olduğunun ve 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirketi münferiden temsile yetkili herhangi bir yönetim kurulu üyesinin bulunmadığının tespitini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.

Davalı şirket ortakları … ve … vekilleri, davalı yanında davaya müdahale talebinde bulunmuştur.

Mahkemece, davalı şirkete 28/05/2009 tarihli genel kurul toplantısında yönetim kurulu üyeleri seçildiği ve şirketi 3 yıl süre ile temsil ve ilzamla bu kişilerin görevlendirildiği, 15/03/2010 tarihinde yapılan genel kurulda 3 yıl süre ile görev yapmak üzere seçilen yönetim kurulunun eski yönetim kurulunun devamı olmayıp tamamen yeni seçilmiş bir yönetim kurulu olduğu, üyelerden büyük çoğunluğunun bir önceki yönetim kurulunun üyesi olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, 15/03/2010 tarihinde yeni yönetim kurulu üyelerinin seçimi ile beraber 28/05/2009 tarihinde yönetim kurulu üyeliğinden kaynaklanan temsil ve ilzamla ilgili yetkilerin sona erdiği, eski yönetim kurulu üyelerinin şirketi temsil ve ilzamı hakkında tekrar karar almaları ve bunu ilan ettirmeleri gerekirken bu gerekliliğe uyulmadığı, bu durumda bütün yönetim kurulu üyelerinin temsil yetkisine sahip olduğu, çift imza kuralı gereği şirketin iki üyenin imzası ile ilzam edilebileceği gerekçesiyle davalı şirketin 28/05/2009 tarihli 2009/5 sayılı yönetim kurulu kararının, 15/03/2010 günü yapılan olağan genel kurul kararı gereğince yeni seçilen yönetim kurulunun ticaret sicil memurluğu tarafından ticaret siciline tescil edildiği 27/05/2010 tarihi itibarı ile hükümsüz olduğuna ve bu durumun ticaret sicil gazetesinde ilanına, muarazanın bu suretle giderilmesine, 27/05/2010 tarihinden itibaren davalı şirket yönetim kurulunun …, …,…r ve …’den oluştuğunun ve şirketi temsil ve ilzamla ilgili bir karar alınmadığının ve bu tarih itibarı ile …’nün şirketi mahkemenin tedbir kararının kalktığı …5. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/184 Esas sayılı dosyasında verilen 06//09/2012 gün 2012/797 sayılı kararda belirtilen) 06/09/2012 tarihine kadar mahkeme kararına istinaden yönettiğinin kabulü ile 06/09/2012 tarihinden sonra şirketin yönetim kurulu üyelerinin çift imza kuralı gereği davalı 1A-1B grubu yönetim kurulu üyelerinin müşterek imzası ile (2 yönetim kurulu imzası ile) bağlanabileceğine dair verilen karar taraf vekilleri tarafından temyizi üzerine Dairemizin 05.02.2015 tarihli kararı ile bozulmuştur.

Davalı yanında müdahil olan … ve … vekilleri, karar düzeltme isteminde bulunmuştur.

Davalı şirket yanında davaya katılan fer’i müdahiller … ve … vekili karar düzeltme isteminde bulunmuş ise de, hakkında hüküm kurulmayan fer’i müdahillerin HUMK’nın 442/2. maddesi uyarınca ancak davalı tarafın karar düzeltme istemine katılma yoluyla karar düzeltme isteminde bulunma hakkı bulunduğundan, doğrudan karar düzeltme yoluna başvurması mümkün olmadığından fer’i müdahiller Avni ve … vekilinin karar düzeltme dilekçesinin reddine karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle fer’i müdahiller Avni ve … vekilinin karar düzeltme dilekçesinin REDDİNE, ödediği karar düzeltme harcının isteği halinde karar düzeltme isteyen davalı yanında müdahiller olan … ve …’ye iadesine, 14.01.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.