
Talebin ön incelemesi
HMK Madde 379
(1) Yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra;
a) Talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını,
b) Yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını,
c) İleri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını,
kendiliğinden inceler.
(2) Bu koşullardan biri eksik ise hâkim davayı esasa girmeden reddeder.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Bu madde 1086 sayılı Kanunun 450 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan kuralın, mefhumu muhalifinden istihraç edilmiş yeni bir hükümdür. Yargılamanın iadesi talebi üzerine hâkimin birinci safhada yapacağı işler düzenlenmektedir. Maddede, yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkemenin, tarafları davet edip dinlemesi, yargılamanın iadesi şartlarının oluşup olmadığını kendiliğinden incelemesi ve yargılamanın iadesi koşullarında bir eksiklik mevcut ise davayı, esasa girmeden reddetmesi öngörülmüştür.
HMK Madde 379 Talebin ön incelemesi
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2017/5568E. , 2021/2392K.
- HMK Madde 379
- Talebin ön incelemesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 18.07.2017 gününde verilen dilekçe ile yargılamanın yenilenmesi talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; talebin reddine dair verilen 13.09.2017 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
K A R A R
Dava, önalım hakkı nedeniyle tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulü ile davaya konu … ili, … ilçesi, … Mahallesi’nde kain 49 ada 37 parsel sayılı taşınmazdaki 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12 ve 13 no’lu bağımsız bölümlerinin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 10.05.2011 tarihli, 2011/3325-6125 Esas-Karar sayılı ilamıyla onanmış, davalı vekilinin karar düzeltme isteği reddedilmiştir.
Davalı vekili, 18.07.2017 havale tarihli dilekçesiyle dosyanın karşı tarafının FETÖ ile içli dışlı ve bağlantılı olduğunu, kararı onamış olan Yargıtay başkan ve üyelerinden bir kısmının FETÖ/PDY mensubu olduğu gerekçesiyle soruşturma geçirdiğini, tutuklandığını, ihraç edildiğini, verilen kararın sübjektif ve taraflı olduğunu,müvekkilinin hakkının ihlal edildiği kararın ultra hızlı şekilde onandığını, kesinleşen kararın Türk yargısının bağımsızlığına ve tarafsızlığına aykırı olarak verildiğini, müvekkilinin adalete olan güveninin sarsıldığını ileri sürerek yargılamanın yenilenmesini talep etmiştir.
Mahkemece, 13.09.2017 tarihli ek kararla davalının yargılamanın iadesi talebine ilişkin dilekçesinde öne sürdüğü esasların HMK’nun 375. maddesinde belirtilen yargılamanın iadesi sebeplerinden hiç birisini içermediği, yasada sınırlı olarak sayılan yargılamanın iadesi sebeplerinin dosyada bulunmadığı, talebin yapılan ön incelemesi sonucunda HMK’nun 379/c maddesi uyarınca ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olmadığı, dolayısıyla yargılamanın iadesi talebinin kabule şayan bulunmadığı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiştir.
6100 sayılı HMK’nin “Yeniden yargılama veya hükmün iptali” başlıklı 380. maddesi;
(1) İnceleme sonunda, dayanılan yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse, yeniden yargılama yapılarak ortaya çıkacak duruma göre verilmiş olan karar onanır veya kısmen yahut tamamen değiştirilir. Ancak, davacının açık veya zımni muvafakati olmaksızın vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması yahut 375. maddenin birinci fıkrasının (ı) bendine dayalı olarak yargılamanın iadesi dilekçesi kabul olunursa, başka bir inceleme yapılmaksızın hüküm iptal edilir.
(2) Bu husus, iade yoluyla incelenmesi istenen hükmün bütün nüshalarında gösterilir” hükmünü içermektedir.
Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; mahkemece ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebi sabit görülürse, yeniden yapılacak yargılama sonucunda ortaya çıkacak duruma göre ilk kararın doğru olduğu sonucuna varılması halinde bu kararın onanmasına karar verilir. Verilmiş olan ilk kararın kısmen veya tamamen değiştirilmesi gerektiği sonucuna varılır ise, önceki kararı kısmen veya tamamen değiştirerek yeni bir karar verilmesi, yargılamanın iadesi talebinin kabul edilmesi halinde verilecek yeni hükmün de önceki kararın bütün nüshalarında belirtilmesi gerekir. Bu şekilde verilecek mahkemenin yeni kararı, daha önceki kararın bütün nüshalarında şerh olarak gösterilmek suretiyle, önceki kararın kullanılmaması sağlanmış olur. Yargılamanın iadesi davası sonucunda eski hükmün kısmen veya tamamen değiştirilmesine karar verilir ise bu karar, eski (asıl) hükmün yerine geçer, yani geçmişe etkilidir. Eski hüküm daha önce icra edilmişse, icra eski haline iade olunur (İİK m. 40 kıyasen).
6100 sayılı HMK’nin 374 vd. maddelerinde düzenlenen yargılamanın iadesi talebi, ayrı bir dava olarak açılır ve incelenir. Başka bir deyişle; dava, yargılamanın iadesi istenilen davanın devamı niteliğinde değildir.
6100 sayılı HMK’nin Geçici 3/2. maddesi ile kanun yollarına ilişkin olarak 1086 sayılı HUMK’nun 427 ile 454’üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı öngörülmüştür. Bu nedenle yargılamanın yenilenmesi talebi sebep ve koşulları hakkında HUMK’nun 445-454. maddeleri uygulanacaktır. Yargılamanın yenilenmesi istemi ayrı bir dava konusu olup; buna ilişkin dava dilekçesi hükmü veren mahkemeye verilir ve orada tetkik olunur. (HUMK mad. 448).
Diğer taraftan, 492 sayılı Harçlar Kanununun 10 uncu maddesi; “İadei muhakemenin kabulü üzerine cereyan edecek davalar, yeni davalar gibi harca tabidir. İadei muhakeme talebinde bulunan neticede haklı çıkarsa evvelce alınan harç mahsup edilir.” hükmünü içermektedir. Açıklanan bu madde hükmüne göre, yargılamanın iadesi davalarından başvurma harcı ile (davanın konusunun belli bir değeri içerip içermemesine göre) peşin karar ve ilam harcı alınmalıdır.
Bu itibarla talebin (yargılamanın yenilenmesi dilekçesinin) harcı yatırılarak ayrı bir dava olarak esasa kaydedilmesi, diğer davalarda olduğu gibi HMK’nın 122 vd. maddelerindeki yargılama aşamalarına göre gerekli usuli işlemlerin yürütülmesi gerekir. 6100 sayılı HMK’nın 379. maddesi uyarınca yargılamanın iadesi talebi üzerine mahkeme, tarafları davet edip dinledikten sonra; talebin kanuni süre içinde yapılmış olup olmadığını, yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılması istenen hükmün kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olup olmadığını, ileri sürülen yargılamanın iadesi sebeplerinin kanunda yazılı sebeplerden olup olmadığını kendiliğinden inceler. Bu koşullardan biri eksik ise hakim davayı esasa girmeden reddeder.
Somut olayda, mahkemece; yargılamanın iadesi istenilen davanın esas ve karar numarası üzerinden verilen ek kararla yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmiş, karar davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargılamanın yenilenmesi dilekçesi müstakil bir davanın dilekçesi olup Hukuk Muhakameleri Kanunu hükümleri uyarınca yeni bir davanın yargılama sürecine tabidir. Davacının mamelek hukukunu ilgilendiren bir davayı açması halinde Harçlar Kanunu uyarınca peşin harcı yatırması ve mahkemece de bu hususun re sen gözetilmesi gerekir.
Hâl böyle olunca, mahkemece; öncelikle davanın önceki davadan bağımsız yeni bir esasa kaydedilmesi, eksik harcın tamamlanması, dilekçeler teatisi aşamasından sonra taraf delillerinin toplanıp sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan kararın BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01.04.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
HMK Madde 379 Talebin ön incelemesi
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay 19. Hukuk Dairesi 2019/407E. , 2020/1389K.
- HMK Madde 379
- Talebin ön incelemesi
MAHKEMESİ : ….Asliye Hukuk Mahkemesi (Tic. Mah. Sıf.)
Taraflar arasında görülmekte olan menfi tespit davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılaması sonunda verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine …Hukuk Dairesi tarafından verilen davalı vekilinin istinaf talebinin reddine, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile hükmün davalı banka yönünden kaldırılarak davalı banka yönünden davanın kabulüne ilişkin ilişkin hükmün davalı temlik alan … Varlık Yönetimi A.Ş vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. …’nın geldiği görülmüş olmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan taraf vekillerinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, davacı şirket ile davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş. arasında 01.09.2015 tarihinde Akaryakıt Alım Sözleşmesini imzaladığını, davalı şirketin piyasa şartlarından daha iyi şekilde iskonto sağlanmasından ötürü sözleşmede belirtilen çeklerin davalı şirkete teslim edildiğini, davalı firmanın ilk zamanlar akarkayıt teminini yerine getirdiğini ancak daha sonra ekonomik sıkıntılar nedeniyle yükümlülüğünü yerine getirmediği gibi kendisine verilen çekleri de iade etmediğini, dava konusu çeki de kullanmış olduğu krediye teminat olarak verdiğini ileri sürerek Denizbank Ostim Şubesine ait 8196720 no’lu 101.380,00 TL bedelli çek yönünden davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı … Bank A.Ş vekili, davaya konu çekin davacı tarafından imzalanarak diğer davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş.’ne verildiğini ve diğer davalı tarafından teminat olarak ciro yoluyla davaya konu çekin bankaya geçtiğini, Türk Ticaret Kanunu uyarınca kıymetli evraklarda soyutluk ilkesinin geçerli olduğunu ve kıymetli evrakların kendilerinin doğumuna neden olan hukuki işlemden bağımsız olarak geçerliliklerini sürdürdüğünü, buna göre davaya konu çekin doğumuna sebep olan sözleşmenin geçersiz olduğu iddiası ya da sözleşme gereğince edimlerin yerine getirilmemesinden bahisle söz konusu bonoların ödenemeyeceği yönündeki iddianın Ticaret hukuku uyarınca temelsiz olacağını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket usulüne uygun tebligata rağmen davaya cevap vermemiştir.
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda, davacı tarafından dava konusu çeklerden dolayı bankaya sorumlu olmadıklarının tespiti talep edilmişse de, dava konusu çeklerin davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş. tarafından tahsil cirosu ile davalı bankaya ciro edildiği, davacı, davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş.’nin şirketi ile aralarındaki sözleşmenin yükümlülüklerinin yerine getirilmediğini iddia etmişse de bu hususun ispat edilemediği, ispat edilse dahi üçüncü kişi konumundaki bankanın alacak hakkını etkilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükme karşı taraf vekillerince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Bölge adliye mahkemesince, her ne kadar menfi tespit davasına konu 101.380,00 TL bedelli çekin davalı bankaya davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş. tarafından kullanmış olduğu kredi karşılığı çek tevdi bordrosu ile davalı bankaya teslim edildiği, davaya konu çekin üzerinde tahsil cirosu olarak yapıldığı savunulmuş ise de, davalı banka vekilinin 09.12.2015 havale tarihli, 09.05.2016 havale tarihli ve 17.01.2018 tarihli cevap ve beyan dilekçelerinde davaya konu çekin davacı tarafından imzalanarak diğer davalı … Akaryakıt İnşaat Nakliye Gıda San ve Tic. A.Ş.’ne verildiği ve diğer davalı tarafından bankalarına kullanılan kredinin teminatı olarak ciro yoluyla verildiği belirtildiği, bu hale göre davalın banka vekilinin aşamalardaki savunmalarına göre dava konusu çeklerin teminat çeki olduğu kabul edildiğinden 6102 sayılı TTK’nın 818.maddesinde; çekler hakkında uygulanacak poliçeye ait hükümlerin düzenlendiği, rehin cirosu ile ilgili aynı Kanunun 689.maddesine yapılmış herhangi bir atfın bulunmadığı, çekte rehin cirosunun caiz olmayıp, rehin veya bunun sonucunu elde etmeye yönelik teminat amacıyla çekin elde edilmesi halinde çeki devir alan davalı bankanın çeke dayalı hakları kullanamayacağı, davalı bankanın yetkili hamil olarak kabul edilemeyeceğinden davalı banka yönünden davanın kabulü yerine davanın reddi kararı isabetli görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının davalı banka yönünden kaldırılmasına, 27.11.2015 tarihli 101.380,00 TL bedelli 8196720 no’lu Denizbank’a ait çekten ötürü davacının davalı bankaya borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş,davalı banka vekilinin istinaf başvurusu yönünden; HMK’nın 397/(2). maddesi gereğince ihtiyati tedbir kararının etkisi aksi belirtilmediği taktirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edecek olup ilk derece mahkemesince 27.11.2015 tarihinde davaya konu çek yönünden davalı banka yönünden icra takibine konu edilmemesi çek hakkında ödeme yasağı konulması ve arkasının yazılmamasına yönelik ihtiyati tedbir kararı verildiği, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın davalı banka yönünden kabulü yönünde hüküm kurulduğu gerekçesiyle bu aşamada davalı banka vekilinin ihtiyati tedbirin kaldırılmasına yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş,hüküm davalı (temlik alan) … Varlık Yönetimi A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalı şirketten akaryakıt satın almak amacıyla avans olarak dava konusu çeki davalı şirket lehine keşide ettiğini, ancak davalı şirketin davacıya akaryakıt temin etmediğini, böylece çekin bedelsiz kaldığını, davalı şirketin bu çeki diğer davalı bankaya kredi ilişkisinin teminatı olarak ciro ettiğini belirterek davacının bu çekten dolayı davalı bankaya borcu olmadığının tespitini istemiştir. Davalı şirket davaya cevap vermemiştir. Davalı banka davalı şirketin kredi müşterisi olduğunu ve dava konusu çeki kredi borcunun teminatı olarak bankaya ciro edip verdiğini, davacının bedelsizlik iddiasının davalı bankaya karşı ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesinin kararına karşı davalı banka ihtiyati tedbir hakkında bir karar verilmesi gerekçesiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf mahkemesince davalı bankanın istinaf başvurusunun reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek ilk derece mahkemesinin kararının davalı banka yönünden kaldırılarak davanın davalı banka yönünden kabulüne karar verilmiştir. Davalı banka hükümden sonra dava konusu çekle ilgili haklarını … Varlık Yönetimi A.Ş ‘ye temlik etmiş ve temlik alan varlık yönetimi şirketi hükmü temyiz etmiştir.
6102 sayılı TTK’nun 818.maddesi çekler hakkında uygulanacak poliçe hükümlerine ilişkin atıf maddesi olup TTK’nun 689. maddesinde yer alan poliçe ile ilgili rehin cirosuna atıf yapılmadığından çeklerde rehin cirosunun uygulanması mümkün olmayıp, böyle bir ciro yapılsa bile yok hükmündedir. Bu konuda İstinaf mahkemesinin belirlemesi ile Dairemizin belirlemesi arasında hiçbir farklılık bulunmamaktadır. Ancak somut olayda dava konusu çek üzerindeki lehtar cirosu beyaz ciro olup bu ciro TTK’nun 689.maddesinde açıkça yazıldığı şekilde bir rehin cirosu değildir. Çek metninde böyle bir ibare olmadığı için davalı bankanın cevap dilekçesinde bu çeki kredi müşterisinin borçlarının teminatı olarak aldığı şeklindeki beyanı çekteki beyaz ciroyu rehin cirosu haline getirmez. Ciro temlik cirosu olup 6102 sayılı TTK’nın 687(6762 sayılı TTK’nın no 599) maddesi uyarınca keşidece ile lehtar arasındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan şahsi def’ilerin ciro yolu ile hamil olan davalı bankaya karşı ileri sürülebilmesinin çekin iktisabında bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olması şartına bağlıdır. Davacının iddiasını ispat edemediği de gözetilerek ilk derece mahkemesi kararının açıklanan gerekçelerle yerinde olduğu anlaşılmış olup istinaf mahkemesince davacının davalı banka yönünden yapmış olduğu istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerekirken (Dairemizin 01.06.2015 tarih 2014/10394 esas, 2015/8019, 15.09.2014 tarih 2013/16867 esas, 2014/13470) bölge adliye mahkemesinin açıklanan şekilde değerlendirme yaparak ilk derece mahkemesi kararını davalı banka yönünden kaldırması doğru olmamış hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davalı (Temlik Alan … Varlık Yönetimi A.Ş) yararına takdir edilen 2.540,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya (temlik alan … Varlık Yönetim A.Ş.) ödenmesine, dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 09.07.2020 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
MUHALEFET ŞERHİ
Dava konusu çekin rehin cirosuyla devredilmediği yolundaki sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmekle birlikte, davalı bankanın bahse konu çeki müşterisi ile arasındaki kredi sözleşmesinin teminatı olarak aldığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
Bu durumda banka çekin toplam tutarı kadar değil, müşterisi ile arasındaki kredi borç bakiyesi kadar alacaklı konumundadır. Dairemizin benzer uyuşmazlıkla ilgili 30.10.2003 gün ve 2013/13454-16663 Esas, Karar ilamı da bu yöndedir. Bozma gerekçesine bu hususun da ilave edilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun dar kapsamlı bozma iradesine katılmıyorum.