Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Harç ve giderlerin yatırılması*

HMK Madde 344

(1) İstinaf dilekçesi verilirken, istinaf kanun yoluna başvuru için gerekli harçlar ve tebliğ giderleri de dâhil olmak üzere tüm giderler ödenir. Bunların hiç ödenmediği veya eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren mahkeme tarafından verilecek bir haftalık kesin süre içinde tamamlanması, aksi hâlde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususu başvurana yazılı olarak bildirilir. Verilen kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme başvurunun yapılmamış sayılmasına karar verir. Bu karara karşı istinaf yoluna başvurulması hâlinde, 346 ncı maddenin ikinci fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır.

*15/8/2016 tarihli ve 674 sayılı KHK’nin 18 inci maddesiyle, bu maddenin birinci fıkrasında yer alan “başvuru harcı” ibaresi “başvuru için gerekli harçlar” şeklinde değiştirilmiş olup, daha sonra bu hüküm 10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Kanunun 18 inci maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

İstinaf yoluna başvuruda harç ve giderlerin yatırılmasına ilişkin esaslar bu maddede düzenlenmektedir. Buna göre, istinaf yoluna başvuruda bulunan, dilekçeyi verirken, tebliğ giderleri de dahil olmak üzere gerekli harç ve giderleri ödemek zorundadır. Bunların hiç ödenmemesi veya eksik ödenmesi hâlinde kararı veren mahkemece yedi günlük kesin süre verilmesi, ödemenin bu süre içinde tamamlanmaması halinde başvurudan vazgeçmiş sayılacağı hususunun başvurana yazılı olarak bildirilmesi esası benimsenmiştir. Bu bildirime rağmen yedi günlük kesin süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde istinaf yoluna başvurulmamış sayılır. Bu yükümlülüğe uymamanın sonucunu belirlemek başvuruya konu teşkil eden kararı vermiş olan ilk derece mahkemesine aittir. Başvurunun yapılmamış sayılmasına ilişkin karara karşı istinaf yoluna başvurulursa, 350 nci maddenin ikinci fıkrası kıyas yoluyla uygulanacaktır.

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 348 inci maddesinin birinci fıkrasında, 308 inci maddede, karar ilam harcı ile ilgili önerge ile yapılan değişiklik dolayısıyla, “verilirken” ibaresinden sonra gelmek üzere “istinaf kanun yoluna başvuru harcı ve” ibaresi eklenmiş, uygulamada ortaya çıkması muhtemel sorunların önüne geçilmesi amacıyla “gerekli harç ve giderler” ibaresi, “tüm giderler” olarak değiştirilmiş, ayrıca maddede geçen “yedi günlük” ibaresi, sürelerin hesabında kolaylık sağlanması ve uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi amacıyla “bir haftalık” olarak değiştirilmiş, Tasarının 350 nci maddesine yapılan atıf teselsül nedeniyle 352 olarak değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 350 nci madde olarak kabul edilmiştir.

674 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Yer Alan Madde Gerekçesi

Madde ile, hukuk yargılamasında istinaf kanun yoluna başvurulurken ödenmesi gerekli harç ve giderler konusundaki duraksamanın giderilmesi amacıyla düzenleme yapılmaktadır.

HMK Madde 344 Harç ve giderlerin yatırılması

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2021/267E. , 2021/459K.

  • HMK Madde 344
  • Harç ve giderlerin yatırılması

MAHKEMESİ : Yargıtay 12. Hukuk Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)

1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı Yargıtay 12. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yapılan yargılama sonunda, davanın usulden reddine karar verilmiştir.

2. Kararın davacı tarafından temyizi üzerin Özel Dairece ek karar ile, davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiş, ek karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı 05.07.2019 havale tarihli ve adli yardım talepli dava dilekçesinde; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi ve Edirne İcra (Hukuk) Mahkemesince verilen kararların İcra İflas Kanunu (İİK) ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na (HMK) aykırı olup kanuni haklarının tespit ve tesliminin re’sen kamu düzeni ve kanun gereği olduğunu, kanunun emredici hükümlerinin uygulanmaması nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını, dava ve şikâyetlere neden olunduğunu, açmak zorunda kaldığı davalarda taleplerinin gereğinin yapılmamasının mevcut borçlarının ödenememesine ve borçlanarak yaşamasına sebep olduğunu, kanuna aykırılıkların ve uğradığı zararların tespit ve karşılanması ile eksik kalan hususların vekil atandıktan sonra belirlenmesi taleplerinin bulunduğunu ileri sürerek davaya esas dosyada kabul edilmiş adli yardım kararına istinaden HMK’nın 335/3. maddesi gereğince adli yardım talebinin kabulü ile 2.000.000,00TL maddi ve maddi zararın üç katı manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

5. Davalı Türkiye Cumhuriyeti Devletine izafeten Maliye Hazinesine ve ihbar olunana dava dilekçesi tebliğ edilmemiş ve dosya üzerinden karar verilmiştir.

Özel Daire Kararı:
6. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 25.11.2019 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı kararı ile;
“…Davacı, dava dilekçesinde özetle;
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi’nin 2019/314 E.sayılı kararı nedeniyle….’in (….), …..’ın (….), …. …..’ın (…..), Edirne İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2017/370 E.sayılı kararı nedeniyle de ….’ün (….) kanunun emredici hükümlerinin uygulanmamasından dolayı uğradığı zararın tahsili için dilekçesinde belirtilen tazminatın hazineden alınarak kendisine verilmesini talep etmiştir.

Davacı davasını açarken adli yardım talebinde bulunmuş, Dairemizce adli yardım talebinin reddine karar verilmiş, karara itirazı üzerine, adli yardım talebinin reddine ilişkin karar Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 18.10.2019 tarih ve 2019/14 D.İş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir.

Dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 46. maddesi kapsamında, hâkimin kararından dolayı hazine aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir.

Davacı, HMK’nun 120. maddesi gereği dava açarken yatırması gereken harç ve gider avansını yatırmamış olup, bu nedenle davacıya, başvurma harcı, nispi harç ve tarifede belirlenen gider avansını yatırması için HMK’nun 120. maddesi uyarınca iki haftalık kesin süre verilmiş, davacı verilen kesin süre içerisinde harç ve gider avansını yatırmamıştır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2011/3-629 Esas, 2011/613 Karar sayılı kararında da; “Yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, yargı harçları ödemekle yükümlüdür. .…yargı harçlarının konusunu oluşturan harçların ilki mahkemelerde ödenecek harçlar olup, bunlar başvurma harcı, celse harcı ve karar ve ilam harcıdır.…mahkemece, dava açılırken usulünce yatırılmış yargı harcı olmadan yargılamaya devamla hüküm kurulmuş olması doğru değildir. Mahkemece yapılacak iş, davacıya anılan yargı harçlarını ödemesi konusunda usulünce önel verilerek, sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır” şeklindeki saptama ile harç konusu vurgulanmıştır.

Somut olayda, davacı, HMK’nun 120.maddesi uyarınca, kendisine verilen (2) haftalık kesin süre içinde harç ve gider avansını yatırmamıştır.

Bu durumda, davanın ön inceleme duruşması yapılmaksızın dosya üzerinden HMK’nun 114/g ve 115/2.maddeleri uyarınca davanın usulden reddine karar vermek gerekmiş, usulden ret halinde HMK’nun 49.maddesinde öngörülmediğinden disiplin para cezasına hükmedilmemiştir.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlere, kararın dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, dosyadaki kanıtlara ve heyetin takdirine göre;

1-Davanın usulden REDDİNE,

2-HMK.’un 49. maddesi uyarınca, davanın usulden reddedilmesi nedeniyle disiplin para cezasına hükmedilmesine yer olmadığına,

3-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince tahsili gereken 68,20 TL başvurma harcı ve 92,50 TL maktu karar ve ilam harcının davacıdan tahsiline…” karar verilmiştir.

Kararın Temyizi:
7. Kararın süresi içinde davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.01.2020 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararı ile “6100 sayılı HMK’nun 334/1. maddesi; ‘Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler’, aynı Kanunun 336/2. maddesi ise; ‘Talepte bulunan kişi, iddiasının özeti ile birlikte, iddiasını dayandıracağı delilleri ve yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri mahkemeye sunmak zorundadır’ şeklinde düzenlenmiştir.

Yukarıda anılan yasal düzenlemelere göre; davacı, adli yardım talebini mali durumunu göstermeye yeterli önceki aşamalardan farklı somut bir belgeye dayandırmadığından ve yargılama safahatında adli yardım talebi kesin olarak reddedildiğinden, temyiz yasa yoluna başvurusu nedeniyle adli yardım talebinin reddine” karar verilerek temyiz harç ve masraflarının yatırılması için davacıya 13.01.2020 tarihli ve kesin süreli muhtıra gönderilmiştir. Muhtıra davacıya 04.02.2020 tarihinde tebliğ edilmesine rağmen temyiz yoluna başvurma ve temyiz karar harçları yatırılmamıştır.

8. Bunun üzerine Özel Dairenin 17.02.2020 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararı ile “Mahkememizden verilen yukarıda numarası yazılı 25.11.2019 tarihli karar davacı tarafından temyiz edilmiş olup, temyiz harcının ve gider avansının yatırılması konusunda 04.02.2020 tarihinde tebliğ olunan muhtıraya rağmen yasal süre içerisinde yatırılmadığından, HMK’nın 366. maddesi atfıyla HMK’nın 344. maddesi gereğince davacı tarafın temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına,” karar verilmiştir.

9. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen 17.02.2020 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz isteminde bulunulmuştur.

Hukuk Genel Kurulu Kararı:
10. Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2020 tarihli ve 2020/12-480 E., 2020/688 K. sayılı kararı ile, “…26. Davacı, ilk derece mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 12. Hukuk Dairesine başvururken ve Özel Dairece adli yardım talebinin reddine ilişkin karara karşı Yargıtay 13. Hukuk Dairesi nezdinde itiraz ederken yargılama giderlerini karşılayabilecek durumda olmadığını gösteren mali durumuna ilişkin belgeleri sunmamış ve HMK’nın 337/2. maddesi gereğince adli yardıma ilişkin karar kesinleşmiştir. Kararın kesinleşmesinden sonra davacı tarafından bir kısım bilgi ve belgeler sunulmuş ise de kanun yoluna başvuru sırasında mali durumunu gösterir hiçbir belge sunulmamıştır. Davacının adli yardım kararının kesinleşmesinden sonra sunduğu bilgi ve belgelerin incelenmesinde, üzerine kayıtlı birden çok gayrimenkulü bulunduğu, her ne kadar üzerlerinde hacizler bulunsa da davacının mülkiyetinde ve gelir getirecek durumda olduğu, dava usulden reddedildiğinden kanun yoluna başvururken temyiz yoluna başvurma ve maktu temyiz karar harçları ile temyiz gider avansı yatırılması gerektiği, bunun ise yüklü bir miktar olmadığı, davacının kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken temyiz giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olmadığını ispatlayamadığı sonucuna varılmıştır.

27. Hâl böyle olunca, davacının adli yardım talebi, HMK’nın 334/1. maddesinde belirtilen koşulları sağlamadığından adli yardım talebinin reddine karar vermek gerekmiştir.

28. Davacının sunduğu temyiz dilekçesinin süresinde temyiz defterine kaydedildiği ancak davacı tarafından temyiz yoluna başvurma ve maktu temyiz karar harçlarının yatırılmadığı anlaşıldığından, davacıya temyiz başvurma harcı ve maktu temyiz karar harcını ikmal etmesi için muhtıra çıkarılarak bir haftalık kesin süre verilmeli, kesin süre içinde harç yatırıldığı takdirde dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Hukuk Genel Kuruluna gönderilmeli, süresi içinde harç yatırılmadığı takdirde HMK’nın 366. maddesi yollamasıyla HMK’nın 344. maddesi gereğince davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmelidir.” gerekçesiyle Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin, davacının adli yardım talebinin reddine ilişkin 13.01.2020 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararı ile davacı tarafın temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin 17.02.2020 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararının ortadan kaldırılmasına, davacının adli yardım talebinin reddine ve HMK’nın 366. maddesi yollamasıyla HMK’nın 344. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 12. Hukuk Dairesine geri çevrilmesine karar verilmiştir.

11. Hukuk Genel Kurulunun geri çevirme kararı sonrasında Özel Dairece, Hukuk Genel Kurulu kararı ve temyiz harçlarının yatırılması için bir haftalık kesin süreli muhtıra 15.01.2021 tarihinde davacıya usulüne uygun olarak tebliğ edilmiştir. Davacı yasal süre içerisinde temyiz harçlarını yatırmamıştır.
Özel Daire Kararı:

12. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.02.2021 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararı ile; “…Mahkememizden verilen yukarıda tarih ve numarası yazılı karar davacı tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.09.2020 tarih ve 2020/12-480 E. – 2020/688 K. sayılı kararı gereğince davacı tarafa temyiz harcının yatırılması konusunda 15.01.2021 tarihinde tebliğ olunan muhtıraya rağmen yasal süre içerisinde yatırılmadığından, HMK’nun 366. maddesi atfıyla HMK’nun 344.maddesi gereğince davacı tarafın temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına,” karar verilmiştir.

13. Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen 09.02.2021 tarihli ek kararına karşı süresi içinde davacı tarafından adli yardım talepli olarak temyiz isteminde bulunulmuştur.

II. GEREKÇE
14. Davacının temyiz kanun yoluna başvuru sırasındaki adli yardım talebinin reddine ilişkin Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2020 tarihli ve 2020/12-480 E., 2020/688 K. sayılı kararına karşı davacı tarafından itiraz edilmiş ise de, Hukuk Genel Kurulunun adli yardım talebinin reddi kararlarına karşı itiraz yolu bulunmadığından ve verilen karar kesin olduğundan davacının itiraz dilekçesine hukuki değer atfedilmemiştir.

15. Davacının adli yardım talebi Hukuk Genel Kurulunca reddedilmiş ve HMK’nın 366. maddesi yollamasıyla HMK’nın 344. maddesi gereğince işlem yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 12. Hukuk Dairesine geri çevrilmesine karar verilmiştir. Özel Dairece, temyiz harçlarının yatırılması için davacıya bir haftalık kesin süreli muhtıra gönderilmiş ve muhtıra 15.01.2021 tarihinde usulüne uygun olarak davacıya tebliğ edilmesine rağmen yasal süre içerisinde temyiz harçları yatırılmamıştır. Bunun üzerine Özel Dairenin 09.02.2021 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararı ile davacı tarafın temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

16. Hâl böyle olunca, yapılan açıklamalara, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bilgi ve belgelere, daire kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, usul ve yasaya uygun olduğu tespit edilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.02.2021 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararın onanması gerekir.

III. SONUÇ:
Davacının temyiz itirazlarının reddi ile Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 09.02.2021 tarihli ve 2019/17 E., 2019/20 K. sayılı ek kararın ONANMASINA,
Aşağıda dökümü yazılı olan (59,30TL) harcın temyiz edenden alınmasına, 13.04.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.

HMK Madde 344 Harç ve giderlerin yatırılması

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1201E. , 2017/716K.

  • HMK Madde 344
  • Harç ve giderlerin yatırılması

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 01.02.2013 gün ve 2010/274 E., 2013/49 K. sayılı kararın vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 28.01.2014 gün ve 2013/18371 E., 2014/1322 K. sayılı kararı ile,

“…Dava, itirazın iptali isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacı Kayyımın, haksız işgal nedeniyle istediği ecrimisile yönelik olarak yapılan itirazın iptali isteğiyle eldeki davayı açtığı ve harç yatırmadığı, yargılama sonucunda kurulan hükümde de, Kayyımın harçtan muaf olduğunun belirtildiği görülmektedir.

Ne var ki, somut olayda Kayyım, Hazineyi temsilen hareket etmemekte, kayyımlık görevi gereği gaip kişinin anılan taşınmazdaki hak ve menfaatlerini korumak için tasarrufta bulunmakta olup; harçtan muaf olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir.

Hemen belirtilmelidir ki, harca tabi nitelik taşıyan bir davanın açıldığının kabul edilebilmesi için başvurma harcı ve peşin harcın alınması gerekeceği, harç ikmali sağlanmaksızın davanın devamına ve yargılamanın sürdürülmesine 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 30. ve 32. madde hükümleri uyarınca olanak bulunmadığı tartışmasızdır.

Hal böyle olunca, dava açılırken yatırılması gereken harcın davacı Kayyımdan tahsil edilmesi, bu gereklilik yerine getirildiği takdirde davaya devam edilmesi yerine, anılan husus gözardı edilerek işin esası bakımından hüküm kurulması doğru değildir…”

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

HUKUK GENEL KURULU KARARI

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava haksız işgal tazminatının tahsili için girişilen icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

Davacı (Kayyım Antalya Defterdarı) vekili Antalya ili, Döşemealtı ilçesi, Dereli köyü 237 parsel sayılı taşınmazda hissesi bulunan ölü Abdullah mirasçılarının ve Hazinenin hak ve menfaatlerinin korunması için Antalya 3. Sulh Hukuk Mahkemesince mahallin en büyük mal memuru olan …’ın kayyım olarak atandığını, söz konusu taşınmazda gaip hissesinin kullanımından dolayı Kayyım Büro Başkanlığı Tespit Komisyonunca gaip hissesi için 9.700,00 TL tazminat belirlenerek kullanıcı davalıya tebliğ edildiğini, süresinde ödenmemesi nedeniyle Antalya 14. İcra Dairesinin 2010/2560 sayılı takip dosyasından icra takibi yapıldığını, davalının bu hisseler üzerinde herhangi bir hakkının mevcut olmadığını ileri sürerek haksız ve yersiz itirazın iptaline, takibin devamına, % 40 dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili müvekkilinin, davaya konu 237 parsel sayılı taşınmaz maliki Abdullah mirasçılarından olduğunu, davalının bu yerdeki diğer hissedarların hisselerini haricen satın aldığını, dolayısıyla bedel ödeme zorunluluğu olmadığını belirterek davanın reddinin gerektiğini, ayrıca icra takip konusu toplam alacağın % 40 dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının davacıdan alınarak davalıya verilmesinin yerinde olacağını savunmuştur.

Mahkemece davacı dava konusu taşınmaz malikine kayyım tayin edilmiş ise de yargılama süreci içerisinde gerçekleşen gelişmeler ile davalının tapu maliki mirasçılarından biri olduğu ve davacının kayyımlık kararının kaldırıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından vekalet ücreti ve yargılama gideri yönünden temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yer alan gerekçe ile hüküm bozulmuştur.

Mahkemece, 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasında yer alan kayyımlık ile ilgili işlemlerin her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlüklerden müstesna olduğuna yönelik hükmü gereğince kayyım tarafından açılan davada harç alınmaması gerektiği gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını davalı vekili temyiz etmiştir.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulunun önüne gelen uyuşmazlık, 3561 sayılı Kanun kapsamında kayyım olarak atanan davacının 492 sayılı Harçlar Kanunu kapsamında yargı harcından muafiyeti olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

Kamu hizmetlerinin kurulması ve yürütülmesi için gerekli olan mali kaynağın sağlanması amacıyla devletin egemenlik gücüne dayanarak koyduğu mali yükümlerden kaynaklanan alacakları genel olarak kamu alacakları olarak nitelendirilmektedir.

Devletin kamu alacağını oluşturan gelir kaynaklarından birini ise kamu hizmetlerinden yararlananların ödedikleri harçlar oluşturmaktadır.

Harç, bazı kamu hizmetlerinden yararlanan ve hatta kanun hükmü ile yararlanmak zorunda bırakılan özel ve tüzel kişilerin, özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kuruluşlarının hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında, belli bir ölçüde bu hizmetlerin maliyetine katılmaları amacıyla konulan ve zor unsuruna dayanan mali yükümlülüklerdir (Pınar, B.:Yargı ve İcra Harçları, Ankara 2009, s.1-3).

Diğer bir deyişle harç, adli ve idari hizmetlerde ve bu hizmetin gerektirdiği masrafları karşılamak mülahazasıyla gerçek ve tüzel kişilerden hazinece alınan bir paradır. Yapılan işler ve görülen hizmet amme hizmetinden ziyade, kişilerin şahsına ve menfaatine ilişkindir (YİBK’nun 23.12.1976 gün ve 1976/7 E., 1976/6 K. sayılı kararı).

Anayasa Mahkemesi de harcı, verginin özel ve ayrıksı bir türü olarak tanımlamıştır (17.12.1968 gün ve 1968/12 E., 1968/65 K.; 24.10.1974 gün ve 1974/31 E., 1974/43 K.; 14.01.2010 gün ve 2009/27 E., 2010/9 K. sayılı kararları ve aynı mahiyette Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararı).

Harçlar konusunda genel düzenleme içeren 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun gerekçesinde harcın tanımı, “fertlerin özel menfaatlerine ilişkin olarak, kamu kurumları ve hizmetlerinden yararlanmaları karşılığında yaptıkları ödemelerdir” biçiminde yapılmış ve bu tanım Anayasa Mahkemesi’nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E., 1987/9 K.; 14.02.1991 gün ve 1990/18 E., 1991/14 K.; 28.09.1995 gün ve 1995/24 E., 1995/52 K.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Buna göre, bir hizmetin harç konusu olabilmesi için kişilerin bir kamu kurumundan yararlanmaları, kişilere kamu eliyle özel bir yarar sağlanması ve kamu idaresinin kişilerin özel bir işiyle uğraşması gerekmektedir (YİBK’nun 7.12.1964 gün ve 1964/3 E., 1964/5 K.; Anayasa Mahkemesi’nin 31.03.1987 gün ve 1986/20 E., 1987/9 K. sayılı kararları).

Bir kamu hizmetinden dolayı harç alınabilmesi, bu hizmetin kanunla belirlenmesine ve bu hususla ilgili harç alınmasına ilişkin düzenlemelerin de kanunda yer almasına bağlıdır.

Nitekim 1982 Anayasası’nın 73/3. maddesi; “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü içermektedir.

Bu Anayasa kuralının, vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın, kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça gösterilmesi amacına yönelik bulunduğu açıktır. O halde, harca ilişkin bir yasa hükmünün yorumu ve uygulanmasında, bu ilke ve amacın gözden uzak tutulmaması gerekir. Aksi halde, kişi ve kurumların yasal dayanağı olmayan bir yükümlülük altına sokulmaları veya Devletin önemli bir gelir kaynağından yoksun bırakılması gibi, yasa koyucunun amacına aykırı ve sakıncalı sonuçların doğmasına yol açılmış olur (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.05.1982 gün ve 1982/5-341 E., 1982/493 K. sayılı kararı).

Kanunilik ilkesi gereği 492 sayılı Harçlar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu kanuna göre alınacak harçlar arasında diğer harçlar yanında yargı harçları da bulunmaktadır.

Aynı Kanunun 2. maddesinde ise, yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu vurgulanmıştır.

Yargı harcı, devletin mahkemeler aracılığıyla yaptığı hizmete, ondan yararlananların katkısıdır (YİBK’nun 16.12.1983 gün ve 1983/5 E., 1983/6 K. sayılı kararı).

Kanunla açıkça yargı harçlarından muaf olduğu ya da işleminin müstesna olduğuna ilişkin düzenleme yapılmamış olan herkes, bu harçları ödemekle yükümlüdür.

Görülmektedir ki vergi, resim ve harç gibi parasal yükümlülüklerin veya bunlardan bağışıklığın kapsam ve içeriğinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve açıkça yasada gösterilmesi gerekir.

492 sayılı Harçlar Kanunu ile buna bağlı tarifede ve yine bu kanunda yapılan atıf nedeniyle bazı özel yasalarda istisna ve muafiyetler ayrıca düzenlenmiştir.

Anılan Kanununun “istisna ve muaflıklar” başlıklı 13. maddesinde harçtan müstesna işlemler düzenlenmiş; 59. maddesinde ise; “Harçtan müstesna tutulan işlemler” başlığı altında hangi işlemlerin harçtan istisna olduğu sıralanmış, son fıkrasında ise; “Yukarıda yer alan istisnalara ilave olarak özel kanunlarda yer alan muafiyet ve istisnalara ilişkin hükümler saklıdır.” düzenlemesi getirilmiştir.

492 Sayılı Kanun’un 13. maddesinin (j) bendinde ise, genel bütçeye dahil idarelerin bu Kanunun (1) ve (3) sayılı tarifeye giren bütün işlemlerinin harçtan müstesna olduğu belirtilmiştir.

Harca ilişkin bu genel açıklamalardan sonra, 237 parsel sayılı taşınmaz hissedarları olan “ölü Abdullah mirasçıları” adındaki kişilerin hak ve menfaatlerini korumak üzere Antalya 3. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 17.04.2009 tarih ve 2008/1922 E., 2009/429 sayılı kararı ile 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanun uyarınca kayyım olarak atanarak, verdiği açık yetki ile Hazine vekili vasıtasıyla eldeki davayı açan Antalya İl Defterdarının hukuksal durumunun irdelenmesinde yarar vardır.

Mahkeme kararıyla kayyım olarak atanan yaptığı iş ve işlemler nedeniyle 3561 Sayılı Kanun kapsamında bir yönetim kayyımı olan Defterdar, burada hazineyi temsilen hareket etmemekte aksine kayyımlık görevi gereği gaip kişinin anılan taşınmazdaki hak ve menfaatlerini korumak için işlem yapmaktadır. Hazine avukatını vekil tayin etmiş olması da hazine adına hareket ettiğini kabul için yeterli değildir.

Taşıdığı kayyımlık sıfatı ile açtığı eldeki dava yönünden 492 sayılı Harlar Kanunu kapsamında harçtan muafiyeti olmadığı gibi, işlemi de harçtan müstesna kılınmamıştır.

Diğer taraftan, Antalya İl Defterdarının kayyım olarak atanmasına dayanak teşkil eden 3561 sayılı Mal Memurlarının Kayyım Tayin Edilmesine Dair Kanunun 2. maddesinin 4. fıkrasında “Kayyımlıkla ilgili işlemler, her türlü vergi, resim, harç, katkı payı gibi mali yükümlülüklerden müstesnadır.” hükmüne yer verilmiş ise de burada yargı harçlarından bağışıklığa ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır.

Maddede yer alan harçlardan müstesna olunan haller kapsamına yargı harçlarının dahil olup olmadığı hususuna gelince;

Benzer bir kanuni düzenlemenin irdelendiği Hukuk Genel Kurulu’nun 24.12.2008 gün ve 2008/18-777 E., 2008/788 K. sayılı kararında; direnme kararını temyiz eden Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün temyiz ve Yargıtay başvuru harcından muaf olup olmadığı hususu önsorun olarak değerlendirilmiş ve 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’nun 77. maddesindeki “…Tüm iş ve işlemleri, her türlü vergi, resim, harç ve katılım payından istisnadır.” hükmünün, açıkça yer verilmeyen yargı harçlarını kapsamadığı benimsenmiştir.

Hal böyle olunca, Kanunda kayyımlıkla ilgili işlemlerin parasal yükümlülüklerden bağışık olduğu belirtilmiş ise de, açıkça yer verilmeyen yargı harcının bu bağışıklık içerisinde olduğunun kabulüne olanak yoktur.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olay bu yönüyle değerlendirildiğinde; davacı eldeki davayı açarken, başlangıçta başvurma harcı ile peşin nispi karar ve ilam harcını yatırmamıştır. Dosyada bu harçların daha sonra ikmal edildiğine ilişkin bir ara karar bulunmadığı gibi, tahsile ilişkin bir bilgi ve belge de yer almamaktadır.

Davacı kayyım, 492 sayılı Kanun kapsamında harçtan muaf olmadığı gibi, 3561 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 4. fıkrası hükmünün yargı harçlarını kapsamadığı belirgin olduğuna göre, işlemi de yargı harçlarından müstesna değildir.

Öyleyse, davacının yargı harçlarını ödeme yükümü altında olduğu anlaşıldığına göre, başvurma harcı ile peşin nispi karar ve ilam harcı ödenmedikçe, eldeki davaya devam etme olanağı bulunmamaktadır.

Mahkemece, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ortaya konulan ilkeler gözardı edilerek dava açılırken usulünce yatırılmış yargı harcı olmadan yargılamaya devamla hüküm kurulmuş olması doğru değildir.

Buna göre mahkemece yapılacak iş; davacı kayyıma anılan yargı harçlarını ödemesi konusunda usulünce önel verilerek, sonucuna göre bir karar vermek olmalıdır.

O halde Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 12.04.2017 gününde oybirliği ile karar verildi.