Sayfa İçerikleri

Medeni Usul Hukukunda Sulhun Etkisi, Kesin Hüküm Niteliği, Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı ve İrade Bozukluğu Sebebiyle Sulhun İptali: HMK Madde 315

Hukuk uyuşmazlıklarının tarafların karşılıklı tavizler vererek anlaşması yoluyla sona erdirilmesi, usul hukukunun en temel barışçıl çözüm mekanizmalarından biridir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 315. maddesinde düzenlenen “Sulhun etkisi”, mahkeme huzurunda gerçekleştirilen veya mahkemeye sunulan sulh sözleşmelerinin davanın gidişatına ve nihai sonucuna olan tesirini belirler. Kanun koyucu, sulh işlemine adeta maddi anlamda kesin hüküm gücü tanıyarak uyuşmazlığı kökten ve nihai bir biçimde çözüme kavuşturmayı amaçlamıştır. Bu kapsamda mahkeme, tarafların iradesine göre ya sulh sözleşmesini karara derç eder ya da davanın konusuz kalması sebebiyle karar verilmesine yer olmadığına hükmeder. Maddenin ikinci fıkrası ise, borçlar hukukuyla kurulan güçlü bağ çerçevesinde, irade bozuklukları veya aşırı yararlanma (gabin) hallerinde bu usul işleminin iptal edilebileceğini açıkça düzenlemektedir. HMK m. 315; sulhün tanımı (HMK m. 313)sulhün zamanı (HMK m. 314) ve maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 303) müesseseleriyle doğrudan organik bir bütünlük içindedir.


HMK Madde 315: Kanun Metni

Sulhun etkisi

MADDE 315- (1) Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.

(2) İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir.


6100 Sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu maddede sulhün etkisi düzenlenmektedir. Sulh, davayı sona erdiren bir usul işlemidir. Bu niteliği gereği sulh, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.

Taraflar sulh olduklarında mahkemenin ne şekilde karar vereceği hususu da bu maddede açıklığa kavuşturulmuştur. Taraflar mahkemeden sulh sözleşmesi doğrultusunda bir karar verilmesini isteyebilirler. Bu durumda mahkeme sulh sözleşmesine göre karar verecektir. Taraflar böyle bir talepte bulunmazlarsa, uyuşmazlık sulh ile son bulduğundan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi gerekecektir.

Maddenin ikinci fıkrasında, sulh işleminin maddi hukuk boyutunu oluşturan sözleşmenin irade bozukluğu ya da aşırı yararlanma (gabin) hâllerinde iptalinin istenebileceği kabul edilmiştir. Böylece sulhün iptali yoluyla, kesin hüküm gibi sonuç doğuran usul işleminin ortadan kaldırılması imkânı tanınmıştır.


Hukuki İncelemeler

Medeni Usul Hukukunda Sulhun Mahiyeti, Davayı Sona Erdirme Gücü ve Kesin Hükmün Maddi Anlamı

Sulh, uyuşmazlık konusu olan hukuki ilişkinin taraflarca karşılıklı tavizler verilmesi suretiyle kısmen veya tamamen çözüme kavuşturulduğu çift karakterli bir hukuki işlemdir. Sulh işleminin çift karakterli olması, onun hem bir maddi hukuk sözleşmesi (TBK kapsamında bir sulh sözleşmesi) hem de davayı nihayete erdiren bir usul hukuku işlemi (HMK m. 315/1) olmasından kaynaklanır. HMK m. 315/1 uyarınca, mahkeme içi veya mahkemeye sunulan sulh işlemi, ilgili bulunduğu davayı kendiliğinden sona erdirir ve maddi anlamda kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.

Sulhün kesin hüküm gibi sonuç doğurması, aynı uyuşmazlığın taraflar arasında yeniden dava konusu yapılamayacağı anlamına gelir. Eğer taraflardan biri sulh sözleşmesine rağmen aynı konuda yeniden bir dava ikame ederse, karşı taraf kesin hüküm (HMK m. 114/1-i) ilk itirazını öne sürebilir ve mahkeme bu durumu dava şartı noksanlığı sebebiyle resen dikkate alarak davayı reddeder. Bu yönüyle sulh, mahkemenin esasa ilişkin nihai bir karar vermesine gerek kalmaksızın, uyuşmazlığı kalıcı ve bağlayıcı olarak çözen en güçlü usul işlemlerinden biridir.

Tarafların Sulhe Göre Karar Verilmesini İstemesi ile Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı Verilmesi Usulünün Farkları

HMK m. 315/1 maddesinin ikinci cümlesi, tarafların sulh olmaları halinde mahkemenin önünde iki farklı usuli yol haritası çizmektedir. Bu iki yöntemin karşılaştırılması şu şekildedir:

  • Hükmün Niteliği ve İçeriği:
    • Sulhe Göre Karar Verilmesi (Tarafların Talebiyle): Sulh protokolündeki anlaşma maddeleri birebir mahkeme kararının hüküm fıkrasına derç edilir.
    • Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Talebin Olmaması Halinde): Davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair usuli karar verilir.
  • İlamlı İcra Kabiliyeti (İİK m. 38):
    • Sulhe Göre Karar Verilmesi (Tarafların Talebiyle): Hüküm fıkrasına derç edilen sulh maddeleri mahkeme ilamı niteliği kazanır, yerine getirilmezse doğrudan ilamlı icraya konu edilebilir.
    • Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Talebin Olmaması Halinde): Doğrudan ilamlı icra kabiliyeti yoktur. Anlaşma maddelerine uyulmaması halinde mahkeme dışı protokol hükümleri kapsamında ayrı bir takip veya dava gerekir.
  • Kesin Hüküm Etkisi:
    • Sulhe Göre Karar Verilmesi (Tarafların Talebiyle): Hüküm kurulduğu için doğrudan maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 303) etkisi doğurur.
    • Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Talebin Olmaması Halinde): Maddenin genel hükmü uyarınca sulh davayı sonlandırdığından kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur.
  • Mahkemenin Rolü:
    • Sulhe Göre Karar Verilmesi (Tarafların Talebiyle): Mahkeme tarafların sulh iradesini ve içeriğini tescil ederek resmi karara bağlar.
    • Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Talebin Olmaması Halinde): Mahkeme uyuşmazlığın sulh ile bittiğini tespit ederek yargılamayı usulden sonlandırır.
  • Yargılama Giderleri ve Harçlar:
    • Sulhe Göre Karar Verilmesi (Tarafların Talebiyle): Protokolde kararlaştırılan şekilde paylaştırılır. Anlaşma yoksa mahkemece resen paylaştırma yapılır. Karar harcı indirimli olarak uygulanır.
    • Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararı (Talebin Olmaması Halinde): Protokolde belirlenmişse ona göre, belirlenmemişse tarafların haklılık durumuna göre resen paylaştırılır.

Usul ekonomisi ve ileride doğabilecek uyuşmazlıkların hızlı çözümü açısından, sulh maddelerinin doğrudan hüküm fıkrasına geçirilmesinin talep edilmesi (sulhe göre karar verilmesi yolu) uygulamada hak kaybı yaşanmaması adına en çok tercih edilen yöntemdir.

İrade Bozukluğu ve Aşırı Yararlanma (Gabin) Hallerinde Sulh Sözleşmesinin İptali Davası, Hak Düşürücü Süreler ve Görevli Mahkeme

Sulh sözleşmesi her ne kadar kesin hüküm gibi usul hukuku sonuçları doğursa da, özünde tarafların karşılıklı irade beyanlarıyla kurulan bir borçlar hukuk sözleşmesidir. Bu nedenle, sözleşmenin kurulması esnasında taraflardan birinin iradesinin sakatlanmış olması durumunda yasa koyucu bu işlemin iptal edilebilmesine izin vermiştir. HMK m. 315/2 maddesi “İrade bozukluğu ya da aşırı yararlanma hâllerinde sulhun iptali istenebilir” diyerek bu imkanı açıkça tanımıştır.

Hata (yanılma), hile (aldatma) veya korkutma (tehdit) gibi irade sakatlığı halleri ile aşırı yararlanma (gabin) durumunda, zarar gören taraf Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) ilgili hükümleri uyarınca sulh sözleşmesinin iptalini talep edebilir. İrade bozukluğuna dayalı iptal hakkı, yanılmanın veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkunun ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde kullanılmalıdır (TBK m. 39). Aşırı yararlanmada ise bu süre, aşırı zor durumun ortadan kalktığı veya düşüncesizliğin/deneyimsizliğin öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halde sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren 5 yıldır (TBK m. 28). Sulh sözleşmesinin iptali davası, kesin hüküm niteliğindeki usul işlemini ortadan kaldırmayı amaçlayan bağımsız bir edim/iptal davası olup, uyuşmazlığın türüne göre asıl davaya bakmakla görevli ve yetkili mahkemede açılmalıdır.

Avukat Görüşü: Sulh Sözleşmesi İmzalanırken Vekaletnamedeki Özel Yetki Denetimi, Yargılama Giderleri ve Vekalet Ücretinin Kararlaştırılması Zorunluluğu

Uygulamada avukatların en çok dikkat etmesi gereken hususların başında vekaletnamedeki temsil yetkisinin sınırları gelmektedir. HMK m. 74 uyarınca, bir avukatın müvekkili adına davayı sulh yoluyla sona erdirebilmesi için vekaletnamede “sulh olmaya” ilişkin özel bir yetkisinin bulunması yasal zorunluluktur. Genel dava vekaletnamesiyle dava yürüten bir avukatın, özel yetkisi olmaksızın imzaladığı sulh sözleşmesi usul hukuku açısından geçersizdir ve müvekkili bağlamaz. Bu durum avukatın ağır hukuki ve cezai sorumluluğuna yol açabileceği gibi, davanın da usulsüz şekilde sonlanmasına sebep olur.

Diğer önemli bir husus ise yargılama giderleri ve vekalet ücretidir. Taraflar sulh olurken, sulh protokolünde yargılama giderlerinin, harçların ve vekalet ücretlerinin kimin üzerinde bırakılacağını, karşılıklı olarak vekalet ücreti talep edilip edilmeyeceğini açıkça kararlaştırmalıdırlar. HMK m. 327 ve m. 331 hükümleri çerçevesinde, sulh protokolünde bu konularda açıklık yoksa, mahkeme yargılama giderlerini ve harçları tarafların haklılık durumuna göre resen paylaştıracak ve kanuni vekalet ücretine hükmedecektir. Avukatlar, ileride müvekkillerinin beklenmedik harç ve karşı vekalet ücreti ödemeleriyle karşılaşmaması adına, sulh sözleşmesine “Taraflar karşılıklı olarak birbirlerinden yargılama gideri, harç ve vekalet ücreti talep etmeyeceklerdir” veya giderlerin paylaşım oranını gösteren açık hükümleri mutlaka derç etmelidirler.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/120 E. , 2019/334 K. (Temyiz Aşamasında Sunulan Anlaşma Protokolünün Davayı Sona Erdiren Sulh Sözleşmesi Niteliğinde Olduğu ve Yerel Mahkemece Bu Doğrultuda İşlem Yapılması Gerektiği)

ÖZET: HMK m. 315 uyarınca sulh davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Kararın verilmesinden sonra temyiz aşamasında taraflar arasında akdedilen ödeme ve ibra içerikli protokol, davaya son veren usuli bir sulh niteliğindedir. Mahkemece bu protokol doğrultusunda işlem yapılarak karar verilmesi gerekir.

Kararın Esası: Davacı oyuncu tarafından dizi sözleşmesine aykırılık nedeniyle açılan cezai şart davasında mahkemece kısmi kabul kararı verilmiştir. Hüküm taraf vekillerince temyiz edildikten sonra temyiz aşamasında taraflar “Protokol” başlıklı bir anlaşma sunarak uyuşmazlığı giderdiklerini bildirmişlerdir. Yerel mahkeme, protokolde sulh, kabul veya feragat kelimelerinin geçmediğini ve protokolün yalnızca infaza yönelik olduğunu belirterek direnme kararı vermiştir. HGK; uyuşmazlığın giderilmesi amacıyla karşılıklı tavizlerle imzalanan bu protokolün sulh niteliğinde olduğunu, HMK m. 315 uyarınca mahkemenin bu protokol doğrultusunda karar tesis etmesi gerektiğini vurgulayarak direnme kararını bozmuştur.

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2019/8547 E. , 2020/3658 K. (Vekilin Sulh Olabilmesi İçin Vekaletnamede Özel Yetkisinin Bulunması Gerektiği, Özel Yetki Bulunmaksızın Yapılan Sulh Sözleşmesinin Müvekkili Bağlamayacağı ve Geçersiz Olduğu)

ÖZET: HMK m. 74 uyarınca vekilin davayı sulh yoluyla sona erdirebilmesi için vekaletnamede özel yetkisinin bulunması şarttır. Özel yetki olmaksızın vekil tarafından imzalanan sulh protokolü müvekkil açısından hüküm ifade etmez ve davayı sona erdiren kesin hüküm etkisini doğurmaz.

Kararın Esası: Davacı işçi tarafından açılan işçilik alacakları davasında, davacı vekili ile davalı şirket vekili duruşma haricinde bir araya gelerek sulh protokolü imzalamış ve davanın sulh nedeniyle sonlandırılmasını talep etmişlerdir. Ancak davacı asil, vekilinin kendisinden habersiz sulh sözleşmesi imzaladığını ve vekaletnamede sulh yetkisinin bulunmadığını öne sürerek uyuşmazlığın devam ettiğini belirtmiştir. Mahkemece yapılan incelemede, davacı vekilinin vekaletnamesinde “sulh olmaya” ilişkin özel yetkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; HMK m. 74’ün emredici bir kural olduğunu, sulh, feragat ve kabul gibi davayı tamamen sona erdiren işlemlerde özel yetkinin varlığının zorunlu olduğunu, özel yetkisiz vekilin yaptığı sulh işleminin geçersiz olduğunu vurgulayarak davanın esası hakkında yargılamaya devam edilmesi gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.


HMK Madde 315 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Sulh sözleşmesi imzalandığında dava nasıl sonuçlanır?

HMK Madde 315/1 uyarınca sulh, ilgili bulunduğu davayı kendiliğinden sona erdirir ve maddi anlamda kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Taraflar sulh sözleşmesinin mahkeme kararına geçirilmesini (sulhe göre karar verilmesini) isterlerse mahkeme sözleşme hükümleri doğrultusunda; istemezlerse “karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verir.

İmzalanan sulh sözleşmesinin iptal edilmesi mümkün müdür?

Evet. HMK m. 315/2 uyarınca, maddi hukuk boyutunda irade bozukluğu (hata, hile, tehdit) veya aşırı yararlanma (gabin) hallerinin varlığı halinde sulh sözleşmesinin iptali talep edilebilir. İptal hakkı borçlar hukuku kuralları çerçevesinde 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılacak bağımsız bir dava ile kullanılır.

Avukatın müvekkili adına sulh olabilmesi için genel vekaletname yeterli midir?

Hayır. HMK m. 74 uyarınca davayı sulh yoluyla sona erdirmek vekilin özel yetkiyle donatılmasını gerektiren işlemler arasında sayılmıştır. Bir avukatın müvekkili adına geçerli bir sulh sözleşmesi imzalayabilmesi için vekaletnamesinde açıkça “sulh olmaya” veya “sulh anlaşması imzalamaya” yetkili kılındığının belirtilmesi yasal zorunluluktur.

Sulh protokolünde yargılama giderleri kararlaştırılmazsa ne olur?

Eğer taraflar sulh protokolünde harçların, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretlerinin paylaşımı konusunda hiçbir hükme yer vermezlerse, mahkeme HMK m. 327 ve m. 331 uyarınca bu giderleri tarafların haklılık durumuna göre resen paylaştırır ve kanuni vekalet ücretine hükmeder. Bu nedenle sulh sözleşmelerinde masraf ve ücretlerin kimin üzerinde bırakılacağı açıkça yazılmalıdır.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.