Medeni Usul Hukukunda Sulh Zamanı, Hüküm Sonrası Sulh Protokolleri ve Ek Karar Usulü: HMK Madde 314
Hukuk yargılamasında uyuşmazlığın tarafların karşılıklı anlaşmasıyla sonlandırılması, yalnızca ilk derece mahkemesindeki tahkikat aşamasıyla sınırlı olmayan, hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada başvurulabilen dinamik bir usul hakkıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 314. maddesinde düzenlenen “Sulhun zamanı”, bu hakkın kullanım süresini ve hüküm verildikten sonraki süreçte ortaya çıkan pratik usul sorunlarını çözüme kavuşturmaktadır. Özellikle 7251 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklikler neticesinde, ilk derece mahkemesinin kararından sonra tarafların sulh olması durumunda dosyanın üst mahkemelere gönderilmeksizin yerel mahkemece verilecek bir ek kararla çözülmesi esası benimsenmiştir. Bu yolla hem yargılama süreleri kısaltılmış hem de usul ekonomisine büyük bir katkı sağlanmıştır. HMK m. 314; sulhün tanımı (HMK m. 313), sulhün etkisi (HMK m. 315) ve kanun yolu incelemelerini düzenleyen istinaf ve temyiz hükümleriyle doğrudan entegre bir yapıdır.
HMK Madde 314: Kanun Metni
Sulhun zamanı
MADDE 314- (1) Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir.
(2) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, hükmün verilmesinden sonra yapılmışsa, taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi, dosya kanun yolu incelemesine gönderilmez ve ilk derece mahkemesi veya bölge adliye mahkemesince sulh doğrultusunda ek karar verilir.
(3) (Ek:22/7/2020-7251/30 md.) Sulh, dosyanın temyiz incelemesine gönderilmesinden sonra yapılmışsa, Yargıtay temyiz incelemesi yapmaksızın dosyayı sulh hususunda ek karar verilmek üzere hükmü veren mahkemeye gönderir.
6100 Sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Bir davada, tarafların anlaşmaları yoluyla uyuşmazlığı sona erdirmeleri, kural olarak, mahkemece o konuda verilen hüküm kesinleşinceye kadar mümkündür.
Hukuki İncelemeler
HMK m. 314 Uyarınca Sulh Sözleşmesinin Yapılabileceği Zaman Dilimi ve Kesinleşme Sınırı
Medeni usul hukukunda tarafların tasarruf yetkisini sınırlayan herhangi bir özel durum bulunmadığı müddetçe, sulh sözleşmesi davanın ikame edilmesinden hükmün kesinleşmesine kadar geçen geniş zaman dilimi içerisinde her an gerçekleştirilebilir. HMK m. 314/1 maddesi bu genel kuralı “Sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabilir” ifadesiyle kesin bir hükme bağlamıştır. Yasa koyucu, uyuşmazlığın barışçıl yollarla çözülmesini teşvik etmek amacıyla davanın her aşamasında taraflara anlaşma özgürlüğü tanımıştır.
Hükmün kesinleşmesi, davayı sona erdiren nihai kararın şekli anlamda kesinleştiği andır. Kararın kesinleşmesinden sonra tarafların yapacakları anlaşmalar artık usul hukuku anlamında “davayı sona erdiren taraf işlemi” (sulh) niteliğinde olmayıp, doğrudan icra hukukunu ve borçlar hukukunu ilgilendiren birer maddi hukuk sözleşmesidir. Dolayısıyla, usuli hak ve yetkilerin kullanılabilmesi için davanın halen derdest olması ve kesin bir hükümle sonuçlanmamış olması zorunludur.
Hükmün Verilmesinden Sonra Yapılan Sulhlerde İlk Derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinin Ek Karar Yetkisi
7251 sayılı Kanun ile HMK m. 314’e eklenen ikinci fıkra, hukuk uygulamasında uzun yıllardır süregelen büyük bir tıkanıklığı ortadan kaldırmıştır. Eski uygulamada, mahkeme karar verdikten sonra taraflar sulh olsalar dahi dosyanın mutlaka kanun yolu incelemesine (istinaf veya temyiz) gönderilmesi gerekiyor ve üst mahkemelerin dosyayı sırf sulh nedeniyle bozması bekleniyordu. Bu durum gereksiz zaman kayıplarına ve yargı organlarının lüzumsuz meşguliyetine sebep olmaktaydı.
Yeni düzenleme uyarınca, hüküm verildikten sonra taraflar sulh protokolü akdederlerse, kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi dosya üst mahkemeye gönderilmez. Hükmü veren ilk derece mahkemesi veya dosya istinaf aşamasındaysa bölge adliye mahkemesi, tarafların sulh beyanları doğrultusunda doğrudan bir “ek karar” (supplemental karar) ihdas eder. Bu ek karar ile davanın sulh nedeniyle konusuz kaldığı tespit edilir ve yargılama sonlandırılır.
Temyiz Aşamasında Sulh Olunması Halinde Yargıtay’ın Geri Çevirme Usulü ve Ek Karar Süreci
HMK m. 314/3 fıkrası ise dosyanın temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesinden sonra tarafların sulh olmaları ihtimalini düzenlemektedir. Dosya Yargıtay dairesinin önündeyken taraflar sulh olduklarını belirten bir dilekçe ve sulh sözleşmesi sunduklarında, Yargıtay dairesi esasa ilişkin hiçbir temyiz incelemesi yapmaz.
Yargıtay bu durumda dosyayı doğrudan doğruya, sulh sözleşmesi doğrultusunda gerekli ek kararın verilmesi amacıyla hükmü veren mahkemeye geri gönderir. Geri gönderilen mahkeme, temyiz incelemesindeki bu irade beyanlarını değerlendirerek davanın esası hakkında sulh doğrultusunda ek kararını verir. Bu usul, usul ekonomisi ilkesinin Yargıtay aşamasındaki en somut uygulamalarından biridir.
Avukat Görüşü: Karar Sonrası Sulh Protokollerinde Ek Karar Alınması Usulü, Duruşma Açma Zorunluluğu ve Cebri İcra Tehdidi Altında Sulh Beyanları
Yargılama pratiğinde en sık karşılaşılan hatalardan biri, mahkeme kararından sonra tarafların sunduğu sulh dilekçesi üzerine mahkemenin doğrudan dosya üzerinden evrak incelemesiyle ek karar vermesidir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin emsal içtihatlarında açıkça ortaya konduğu üzere, mahkemenin sulh protokolü hakkında karar vermeden önce tarafları duruşmaya davet etmesi, sulh ve ibraya yönelik belgeleri getirtmesi ve tarafların bu husustaki beyanlarını bizzat tutanağa geçirmesi yasal bir zorunluluktur.
Özellikle davalıların cebri icra tehdidi altında, icra baskısını bertaraf etmek amacıyla mecburen imzaladıkları sulh protokollerinin varlığı iddia edildiğinde, mahkemenin duruşma açmadan dosya üzerinden ek karar vermesi doğrudan bozma sebebidir. Taraflar, karar sonrası sulh protokolü imzaladıklarında, müvekkillerinin haklarını güvence altına almak için mahkemeden duruşma günü talep etmeli ve sulh beyanlarının mahkeme huzurunda, tarafların hür iradeleriyle yapıldığını duruşma zaptına geçirtmelidir. Aksi takdirde, üst mahkeme usuli eksiklik nedeniyle ek kararı kaldırarak yargılamayı uzatacaktır.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2021/2750 E. , 2021/2723 K. (Mahkemenin Sulh Konusunda Ek Karar Vermeden Önce Tarafları Davet Edip Beyanlarını Almasının Zorunlu Olduğu, Dosya Üzerinden Karar Verilmesinin Usule Aykırı Olduğu)
ÖZET: HMK m. 314/2 uyarınca hüküm sonrasında yapılan sulhlerde ilk derece mahkemesince ek karar verilmesi mümkündür. Ancak mahkeme sulh konusunda karar vermeden önce tarafları davet etmeli, sulh ve ibraya ilişkin belgeleri getirtmeli ve tarafların bu husustaki beyanlarını alarak karar vermelidir. Tarafların iddia ve itirazları dinlenmeden dosya üzerinden ek karar verilemez.
Kararın Esası: Davacı sigorta şirketi tarafından açılan rücuen tazminat davasında yerel mahkeme davanın reddine karar vermiş; bozma kararları sonrasında ise davalı kooperatif yönünden davanın kabulüne hükmedilmiştir. Karar davalı vekilince temyiz edilmiş, temyiz incelemesi sırasında davacı vekili dosyaya sulh sözleşmesi sunmuştur. Yargıtay Özel Dairesi dosyanın sulh konusunda ek karar verilmesi için geri çevrilmesine karar vermiştir. Yerel mahkeme ise dosya üzerinden, duruşma açmaksızın 11/01/2021 tarihli ek kararla davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığına hükmetmiştir. Davalı vekili, sulh sözleşmesini cebri icra tehdidi altında imzaladıklarını belirterek ek kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi; mahkemenin tarafları duruşmaya davet edip sulh ve ibraya yönelik beyanlarını almadan dosya üzerinden karar vermesini usule aykırı bularak ek kararı kaldırmış ve usuli kazanılmış hak kuralları çerçevesinde direnme hükmü kurulması gerektiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/14578 E. , 2020/6057 K. (Temyiz Yoluna Başvurulduktan Sonra Taraflar Arasında Yapılan Sulh ve İbra Protokolünün HMK m. 314 Uyarınca İlk Derece Mahkemesince Değerlendirilerek Ek Karar Verilmesi Gerektiği)
ÖZET: HMK’nun 314. maddesi gereğince sulh, hüküm kesinleşinceye kadar her zaman yapılabileceğinden, karar temyiz edildikten sonra sunulan sulh ve ibra protokolünün ilk derece mahkemesince değerlendirilerek karar verilmesi amacıyla hükmün bozulması gerekir.
Kararın Esası: İcra Hukuk Mahkemesi’nin şikayete ilişkin kararına karşı borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulmuş; Bölge Adliye Mahkemesi istinaf başvurusunun kabulü ile şikayetin reddine karar vermiştir. Alacaklı vekilinin temyiz başvurusu sonrasında alacaklı vekili dosyaya taraflar arasında akdedilen “sulh ve ibra protokolü” sunmuş ve sulh olduklarını belirterek konusuz kalan dava hakkında karar verilmesini talep etmiştir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi; HMK m. 314 uyarınca sulhün kesinleşmeye kadar her zaman yapılabileceğini vurgulayarak, ilk derece mahkemesince bu sulh dilekçesi ve ekindeki protokolün değerlendirilerek bir karar verilmesi amacıyla Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına oybirliğiyle karar vermiştir.
HMK Madde 314 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Davada sulh sözleşmesi en geç ne zamana kadar yapılabilir?
HMK Madde 314/1 uyarınca sulh, davanın açılmasından kararın şekli anlamda kesinleşmesine kadar geçen süreçte her zaman yapılabilir. Karar kesinleştikten sonra tarafların yapacakları anlaşmalar usuli bir sulh değil, borçlar hukuku kapsamında maddi bir sözleşme niteliği taşır.
Mahkeme karar verdikten sonra taraflar sulh olursa süreç nasıl ilerler?
HMK m. 314/2 uyarınca, hüküm verildikten sonra taraflar sulh olurlarsa, dosya istinaf veya temyiz incelemesi için üst mahkemelere gönderilmez. Kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi dosya yerel mahkemede tutulur ve ilk derece mahkemesi (veya dosya bölge adliye mahkemesindeyse BAM) sulh doğrultusunda bir ek karar vererek yargılamayı sonlandırır.
Temyiz incelemesi sırasında Yargıtay’a sulh sözleşmesi sunulursa Yargıtay ne karar verir?
HMK m. 314/3 uyarınca, dosya Yargıtay’da temyiz incelemesindeyken taraflar sulh sözleşmesi sunarlarsa, Yargıtay esasa ilişkin bir denetim yapmaz. Dosyayı, tarafların sulh beyanları doğrultusunda ek karar verilmesi amacıyla kararı veren yerel mahkemeye geri gönderir.
Mahkeme karar sonrası sunulan sulh sözleşmesi hakkında duruşma açmak zorunda mıdır?
Evet. Yargıtay içtihatlarına göre, mahkemenin dosya üzerinden duruşma açmaksızın sulh ek kararı vermesi usule aykırıdır. Mahkeme tarafları duruşmaya davet etmeli, sulh ve ibra belgelerini sunmalarını sağlamalı ve özellikle cebri icra baskısı altında yapılan sulh iddialarını araştırarak beyanları zapt altına almalıdır.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.