Medeni Usul Hukukunda Mahkeme İçi Sulh Sözleşmesi, Şartları ve Hukuki Sonuçları: HMK Madde 313
Medeni usul hukukunda tarafların tasarruf ilkesinin en somut tezahürlerinden biri olan sulh, görülmekte olan bir davada tarafların karşılıklı tavizler vererek aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yaptıkları bir usul sözleşmesidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 313. maddesinde düzenlenen “Sulh”, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklarda uyuşmazlığın mahkeme dışı çekişmeli yollarla değil, barışçıl ve iradi bir mutabakatla nihayete erdirilmesini sağlar. Yasa koyucu bu düzenlemeyle mahkeme içi sulhün tanımını, kapsamını ve şarta bağlı olarak yapılabilmesini açık bir yasal çerçeveye kavuşturmuştur. HMK m. 313; davaya son veren diğer taraf işlemleri olan davadan feragat (HMK m. 307), davayı kabul (HMK m. 308) ve sulhün usuli sonuçlarını düzenleyen sulhün etkisi (HMK m. 315) hükümleriyle doğrudan ve organik bir bağ içerisindedir.
HMK Madde 313: Kanun Metni
Sulh
MADDE 313- (1) Sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla, mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir.
(2) Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir.
(3) Dava konusunun dışında kalan hususlar da sulhun kapsamına dâhil edilebilir.
(4) Sulh, şarta bağlı olarak da yapılabilir.
6100 Sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Birinci fıkrada, 1086 sayılı Kanunda bulunmayan, ancak caiziyeti konusunda da bir tartışma olmayan sulh sözleşmesi tanımlanmıştır.
Dava konusu olan bir hak üzerinde, davanın tarafları arasında yapılacak bir sözleşme ile uyuşmazlığın giderilmesi her zaman mümkündür.
Tarafların mahkeme dışında yapacakları sulh, kuruluş ve etkileri bakımından kural olarak bir maddî hukuk işlemidir. Mahkeme dışı sulh borçlar hukukunun konusu olduğundan, bu maddede düzenleme dışı bırakılmıştır. Taraflardan birinin, mahkeme dışı sulh sözleşmesinin yapıldığı ve bu sözleşmeye uygun olarak mahkemece bir karar verilmesi gerektiği yolundaki iddia ve talebi, diğer tarafça kabul edilmediği takdirde, onun varlığının ve kapsamının iddia eden tarafça ispatlanması gerekecektir. Maddede, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan hak üzerindeki anlaşmanın yargılamaya etkisi olduğundan, sadece mahkeme içi sulh düzenlenmiştir.
Tarafların, dava konusu hak üzerindeki kısmî kabul ve kısmî feragatleri yoluyla meydana gelen sulh, ancak üzerinde serbestçe tasarruf edilebilecek davalarda, davayı sona erdiren bir etkiye sahiptir.
Sulh sözleşmesi, her ne kadar mahkeme içi sulhe ilişkin ise de, tarafların, görülmekte olan davaya konu hak üzerinde uzlaşabilmelerinin şartı olarak, dava konusu olmayan hususlar üzerinde de uzlaşmaya vararak, bunu, mahkeme içi sulh sözleşmesine dahil etmelerinde bir sakınca yoktur. Zira dava sulh ile sona erdiğinden, mahkeme dava konusu olmayan bir husus hakkında karar vermiş de olmayacaktır.
Sulhün, sözleşmesel niteliği gereği, şarta bağlı olarak da yapılabileceği kabul edilmektedir. Ancak bu düzenleme, mahkeme tarafından, şarta bağlı bir hüküm verilebileceği anlamına gelmez. Zira sulh, mahkemenin bir hükmüne gerek kalmaksızın davayı sona erdiren usulî bir sözleşme olduğundan, şarta bağlı sulh ile dava kendiliğinden sona erecek ve mahkeme de sulh sebebiyle, karar verilmesine yer olmadığını tespit ile yargılamayı sona erdirecektir.
Ancak “Cumhuriyet savcısının davada yer alması” başlıklı 75 inci maddenin üçüncü fıkrasında gösterildiği üzere, Cumhuriyet savcısının yer aldığı dava ve işler üzerinde taraflar serbestçe tasarruf edemeyeceklerinden, bu nevi davalarda tarafların sulh olmaları sonuç doğurmaz.
Hukuki İncelemeler
HMK m. 313 Uyarınca Mahkeme İçi Sulh Sözleşmesinin Tanımı ve Hukuki Niteliği
Medeni usul hukukunda sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı tamamen veya kısmen ortadan kaldırmak amacıyla mahkeme huzurunda gerçekleştirdikleri usuli bir sözleşmedir. HMK m. 313/1 maddesiyle ilk kez yasal bir tanıma kavuşturulan mahkeme içi sulh, hem maddi hukuk hem de usul hukuku karakterini bünyesinde barındıran çift karakterli bir işlemdir. Sulh, maddi hukuk yönünden taraflar arasında yeni bir borç ilişkisi doğuran veya mevcut ilişkiyi tasfiye eden bir sözleşmeyken; usul hukuku yönünden davayı kendiliğinden sona erdiren kesin bir taraf işlemidir.
Mahkeme içi sulhün en önemli özelliği, davanın devamı sırasında mahkeme huzurunda yapılmasıdır. Tarafların mahkeme dışında yaptıkları sulh sözleşmeleri kural olarak borçlar hukukunun konusunu oluştururken, mahkeme içi sulh doğrudan doğruya derdest davaya etki eder. Bu yönüyle sulh, mahkemenin nihai karar verme yetkisini sona erdirir ve davanın tarafların iradesi doğrultusunda çözümlenmesini sağlar.
Sulh Sözleşmesinin Sınırları: Tasarruf Yetkisi ve Dava Dışı Hususların Kapsama Alınması
Kanun koyucu HMK m. 313/2 maddesinde sulhün yapılabilmesi için çok açık bir sınır çizmiştir: Sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda geçerlidir. Kamu düzenini ilgilendiren, tarafların iradeleriyle üzerinde değişiklik yapamayacakları veya tasarrufta bulunamayacakları davalarda sulh yoluna başvurulması hukuken imkansızdır. Örneğin; boşanma davaları, velayet ve vesayet davaları, kamu savcısının katıldığı davalar veya kişisel duruma ilişkin davalarda sulh sözleşmesi yapılması usulen sonuç doğurmaz.
Buna karşın, tarafların serbest tasarruf alanında yer alan malvarlığı davalarında sulhün kapsamı oldukça geniştir. HMK m. 313/3 yasal düzenlemesiyle, “dava konusunun dışında kalan hususların da sulhun kapsamına dahil edilebileceği” açıkça öngörülmüştür. Bu hüküm, tarafların yargılama konusu uyuşmazlığı çözerken, aralarındaki diğer çekişmeleri veya ilişkileri de aynı sulh sözleşmesiyle tasfiye edebilmelerine imkan tanır. Dava dışı hususların sulhe dahil edilmesi, usul ekonomisi ilkesine hizmet ederek yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını engeller.
Şarta Bağlı Sulh Sözleşmesi ve Yargılamaya Yansıyan Usuli Sonuçları
Medeni usul hukukunda feragat ve kabul işlemleri tek taraflı usul işlemleri olmaları sebebiyle kural olarak şarta bağlı tutulamazken, sulh iki taraflı bir sözleşme olması nedeniyle şarta bağlı olarak yapılabilir (HMK m. 313/4). Taraflar, sulhün geçerliliğini veya edimlerin ifasını geciktirici ya da bozucu bir şarta bağlama özgürlüğüne sahiptir. Örneğin; belirli bir meblağın belirli bir tarihe kadar ödenmesi şartıyla sulh olunacağı kararlaştırılabilir.
Ancak sulhün şarta bağlı yapılması, mahkemenin şarta bağlı bir hüküm kurabileceği anlamına gelmez. Mahkemeler şarta bağlı karar veremezler. Sulh sözleşmesi mahkeme huzurunda şarta bağlı olarak yapıldığında, davanın sulh sebebiyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı tespit edilir. Eğer şart gerçekleşmezse veya sulh hükümlerine uyulmazsa, sulh sözleşmesinin ihlali nedeniyle maddi hukuk kuralları çerçevesinde yasal yollara başvurulabileceği gibi, kesin hüküm gücüne kavuşan mahkeme içi sulhün infazı da gündeme gelecektir.
Avukat Görüşü: Karardan Sonra Yapılan Sulh Protokollerinin Davaya Son Veren Taraf İşlemi Olarak Değerlendirilmesi ve İnfaz Stratejileri
Dava pratiğinde sulh, sadece yargılama aşamasında değil, mahkeme kararını verdikten sonra kanun yolu (istinaf veya temyiz) aşamasında da sıklıkla başvurulan bir yöntemdir. Taraflar, ilk derece mahkemesinin kararından sonra bir araya gelerek borcun ödenmesi, vekalet ücreti, harçlar ve yargılama giderlerinin paylaşımı konusunda “Ödeme ve İbra Protokolü” adı altında anlaşmaya varabilirler. Bu noktada en önemli hukuki tartışma, karardan sonra imzalanan bu protokollerin mahkeme kararının infazına yönelik basit bir anlaşma mı yoksa davaya son veren usuli bir sulh sözleşmesi mi olduğudur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatlarında açıkça vurgulandığı üzere, tarafların ilk derece mahkemesi kararından sonra uyuşmazlığın esası hakkında karşılıklı edimleri içeren, ibra beyanları taşıyan ve davadan vazgeçmeyi öngören protokoller yapmaları halinde, bu protokoller HMK m. 313 kapsamında davayı sona erdiren bir sulh sözleşmesi olarak kabul edilmelidir. Mahkeme, “bu protokolün sadece infaza yönelik olduğu, davayı sona erdirmediği” gerekçesiyle direnme kararı veremez. Avukatların bu tür protokolleri düzenlerken, tarafların karşılıklı fedakarlıklarını, feragat beyanlarını, vekalet ücretinden sorumluluk durumlarını kuruşu kuruşuna protokole yazmaları ve protokolün “HMK 313 anlamında mahkeme içi sulhe dönüşmesini sağlayacak şekilde” kanun yolu merciine veya mahkemeye ibrazını sağlamaları hak kayıplarını önlemek adına kritik önemdedir.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/120 E. , 2019/334 K. (Karar Tarihinden Sonra Taraflar Arasında İmzalanan ve Karşılıklı İbra Hükümleri İçeren Protokolün HMK m. 313 Kapsamında Davaya Son Veren Sulh Sözleşmesi Niteliğinde Olduğu, Mahkemece Bu Protokole Göre Hüküm Tesis Edilmesi Gerektiği)
ÖZET: Tasarruf ilkesinin bir sonucu olarak davaya son veren taraf işlemleri (feragat, kabul, sulh) hüküm kesinleşinceye kadar her aşamada yapılabilir. Karardan sonra tarafların uyuşmazlık konusu borcun ödenmesi ve karşılıklı ibra edilmeleri yönünde düzenledikleri protokol, mahkeme kararının infazına yönelik basit bir anlaşma olmayıp davaya son veren bir sulh sözleşmesidir.
Kararın Esası: Davacı taraf, “Televizyon Dizi Film Oyuncu Sözleşmesi”nin davalı tarafından haksız feshedildiğini ileri sürerek cezai şartın tahsilini talep etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 98.000 TL cezai şartın tahsiline karar verilmiştir. Kararın temyizi aşamasında taraflar aralarında “Protokol” başlıklı bir anlaşma imzalayarak, davalının davacıya vekalet ücreti ve yargılama gideri dahil 123.000 TL ödeyeceğini, ödeme halinde davacının hiçbir talepte bulunmayarak davalıyı ibra edeceğini kararlaştırmışlardır. Protokol konusu çekler davacı tarafından tahsil edilmiştir. Yargıtay Özel Dairesi, bu protokol uyarınca mahkemece hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur. Yerel mahkeme ise “protokolün yargılamayı sona erdiren sulh niteliğinde olmadığı, kararın infazını çözümler nitelikte olduğu” gerekçesiyle direnmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; tarafların karşılıklı ödünlerde bulunarak uyuşmazlığa son verdikleri bu protokolün HMK m. 313 anlamında davaya son veren taraf işlemi (sulh) niteliğinde olduğunu, bu nedenle yerel mahkemenin direnme kararının hukuka aykırı olduğunu belirterek direnme kararını bozmuştur.
HMK Madde 313 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Mahkeme içi sulh sözleşmesi ne anlama gelir ve davanın esasına etkisi nedir?
Mahkeme içi sulh, görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yaptıkları usuli bir anlaşmadır. Sulh yapılmasıyla birlikte uyuşmazlık esastan sona erer ve mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilir.
Dava konusu olmayan hususlar da sulh sözleşmesinin kapsamına dahil edilebilir mi?
Evet. HMK Madde 313/3 uyarınca taraflar, aralarındaki derdest davanın konusu dışında kalan diğer hukuki ilişkileri veya uyuşmazlıkları da sulh sözleşmesinin kapsamına dahil edebilirler. Bu durum, taraflar arasındaki tüm çekişmelerin tek bir protokol ile tasfiye edilmesine olanak sağlar.
Hangi davalarda sulh sözleşmesi yapılması yasal olarak mümkün değildir?
HMK m. 313/2 gereğince sulh, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıkları konu alan davalarda yapılabilir. Kamu düzenini ilgilendiren, kişisel durumlara ilişkin davalarda, velayet, vesayet, boşanma davaları ile Cumhuriyet savcısının yer aldığı davalarda tarafların kendi aralarında sulh olmaları hukuki sonuç doğurmaz.
Mahkeme kararı verildikten sonra yapılan ödeme ve ibra protokolleri sulh niteliğinde midir?
Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarına göre, ilk derece mahkemesinin kararından sonra fakat hüküm kesinleşmeden önce tarafların uyuşmazlığı çözmek amacıyla düzenledikleri karşılıklı ibra ve edim içeren protokoller, HMK m. 313 kapsamında davayı sona erdirici mahiyette birer sulh sözleşmesi olarak kabul edilir.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.