Sayfa İçerikleri

Medeni Usul Hukukunda Feragat ve Kabulün Hukuki Sonuçları, Kesin Hüküm Etkisi ve İptali: HMK Madde 311

Medeni usul hukukunda davayı sona erdiren tek taraflı taraf işlemleri olan feragat ve kabul, uyuşmazlığı esastan bitiren en radikal araçlardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 311. maddesinde düzenlenen “Feragat ve kabulün sonuçları”, bu işlemlerin doğurduğu hukuki gücü ve bu gücün sınırlarını belirlemektedir. Kanun koyucu, feragat ve kabulün maddi anlamda kesin hüküm gibi sonuç doğuracağını emredici şekilde düzenleyerek yargısal istikrarı güvence altına almıştır. Bu işlemler mahkemeye yöneltildiği an davayı sona erdirir ve taraflar bu beyanlarından tek taraflı olarak serbestçe dönemezler. Ancak irade serbestisi ilkesinin bir gereği olarak, feragat veya kabul beyanının hata, hile ya da korkutma (tehdit) gibi irade bozukluğu halleriyle sakatlanmış olması durumunda, bu beyanların iptal edilebilmesi imkanı yasal olarak korunmuştur. HMK m. 311; davadan feragat (HMK m. 307)davayı kabul (HMK m. 308)feragat ve kabulün şekli (HMK m. 309) ve maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 303) hükümleriyle organik bir bütünlük içindedir.


HMK Madde 311: Kanun Metni

Feragat ve kabulün sonuçları

MADDE 311- (1) Feragat ve kabul, kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. İrade bozukluğu hâllerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir.


6100 Sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Feragat veya kabul, davaya son veren taraf işlemlerinden olup maddî anlamda kesin hüküm gibi sonuç doğurmaktadır. Feragat ve kabule ilişkin irade beyanları, hata, hile veya ikrah sebeplerinden biriyle sakatlanmış ise beyanda bulunan taraf, borçlar hukuku kuralları çerçevesinde, iradeyi sakatlayan sebebi ispat etmek şartıyla, feragat veya kabulün iptali için dava açabilir.


Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 315 inci maddesinde geçen “İrade fesadı” ibaresi, Türk Borçlar Kanunu Tasarısı ile uyum sağlanması amacıyla “İrade bozukluğu” olarak değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 317 nci madde olarak kabul edilmiştir.


Hukuki İncelemeler

Feragat ve Kabulün Kesin Hüküm Niteliği, Maddi Anlamda Sonuçları ve Bağlayıcılığı

HMK m. 311/1 uyarınca feragat ve kabul, “kesin hüküm gibi” hukuki sonuç doğurur. Diğer bir ifadeyle, usulüne uygun şekilde gerçekleştirilen feragat veya kabul beyanıyla dava esastan sona erer ve bu tarihten itibaren uyuşmazlık konusu hak ortadan kalkmış ya da davalının kabulü yönünde sabitlenmiş olur. Mahkemece feragat veya kabul doğrultusunda verilen karar, maddi anlamda kesin hüküm (HMK m. 303) etkisini gösterir.

Bu kesin hüküm etkisinin en doğal sonucu “bağlayıcılık” ve “rücu yasağı”dır. Feragat veya kabul beyanında bulunan taraf, mahkemeye sunduğu bu irade açıklamasından tek taraflı olarak vazgeçemez, beyanından dönemez (rücu edemez). Aynı uyuşmazlık, aynı taraflar arasında gelecekte yeniden dava konusu yapılamaz; dava şartı olan kesin hüküm engeline (HMK m. 114/1-i) takılır. Devletin yargı organlarını aynı uyuşmazlıkla tekrar meşgul etmemesi ve hukuki güvenlik ilkesi bu nihai gücü zorunlu kılmaktadır.

İrade Bozukluğu Halleri: Hata, Hile ve Korkutma (Tehdit) Sebebiyle Feragat ve Kabulün Sakatlanması

Feragat ve kabulün kesin hüküm gibi sonuç doğurması kuralının tek yasal istisnası HMK m. 311/1 maddesinin ikinci cümlesinde yer alan “İrade bozukluğu hallerinde, feragat ve kabulün iptali istenebilir” hükmüdür. Feragat veya kabul özünde bir irade beyanı (taraf usul işlemi) olduğundan, bu beyanın oluşum ve açıklanma sürecinde maddi hukuk kuralları çerçevesinde sakatlıkların bulunması durumunda işlemin iptali mümkündür.

Türk Borçlar Kanunu kapsamında düzenlenen irade bozukluğu halleri şunlardır:

  1. Hata (Esaslı Yanılma): Feragat veya kabul eden tarafın, işlemin konusu, miktarı veya niteliği üzerinde esaslı bir yanılgıya düşmüş olması durumudur.
  2. Hile (Aldatma): Karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin yalan ve aldatıcı davranışları sonucunda feragat veya kabul iradesinin sakatlanmasıdır.
  3. Korkutma (Tehdit/İkrah): Beyanda bulunan tarafın veya yakınlarının canına, malına ya da namusuna yönelik ciddi ve yakın bir tehlike oluşturulması suretiyle zorla feragat veya kabul iradesinin alınmasıdır. İradeyi sakatlayan bu durumların varlığı halinde, kesin hüküm gibi sonuç doğuran işlemin iptal edilmesi yasal bir zorunluluk haline gelir.

Feragat ve Kabulün İptali Yöntemleri: Hadise (Ön Sorun) Usulü ve Bağımsız İptal Davası

Feragat veya kabul beyanının irade bozukluğu sebebiyle iptal edilmek istenmesi durumunda usul hukukunda iki farklı yöntem izlenebilir. Hangi yöntemin uygulanacağı, davanın o andaki derdestlik (görülmekte olma) durumuna bağlıdır:

  1. Hadise (Ön Sorun) Usulü: Eğer feragat veya kabul beyanı mahkemeye sunulmuş fakat henüz mahkemece bu doğrultuda nihai bir karar verilip dosya elden çıkarılmamışsa (dava derdest ise), irade bozukluğu iddiası aynı dava dosyası içinde HMK m. 163 hükümleri uyarınca bir “hadise” (ön sorun) şeklinde ileri sürülebilir. Mahkeme bu iddiayı ön sorun olarak inceler, delilleri toplar ve irade sakatlığını tespit ederse kabul veya feragat beyanını geçersiz sayarak davanın esastan yargılamasına devam eder.
  2. Bağımsız İptal Davası: Eğer feragat veya kabul beyanı doğrultusunda karar verilmiş ve bu karar kesinleşmişse, artık aynı dosya içinde rücu iddiaları ileri sürülemez. Bu durumda hakkı sakatlanan tarafın, genel yetkili mahkemede bağımsız bir “feragat veya kabulün iptali davası” açması gerekir. Bu bağımsız davada irade sakatlığı kanıtlanırsa, önceki kesin hüküm ortadan kalkar ve eski davanın yeniden görülmesi imkanı doğar.

Avukat Görüşü: Feragat ve Kabulün İptali Davaları, Hak Düşürücü Süreler ve İspat Stratejileri

Yargılama uygulamasında feragat ve kabul işlemleri hak üzerinde tasarruf yetkisinin en kesin sınırını çizdiğinden, bu işlemlerin iptali iddiaları mahkemelerce çok sıkı ispat kurallarına tabi tutulur. Davacı veya davalının “aceleyle beyanda bulundum”, “pişman oldum” şeklindeki soyut iddiaları iptal için asla yeterli değildir. Avukatların bu süreçlerde hata, hile veya korkutma olgularını maddi delillerle ispat etmeleri şarttır.

İspat aşamasında en güçlü dayanaklardan biri ceza soruşturmalarıdır. Özellikle korkutma (tehdit, yağma) veya hile (dolandırıcılık) iddialarına dayanan rücu taleplerinde, Cumhuriyet Başsavcılığı’na yapılan şikayetler, şüpheliler hakkında açılan kamu davaları ve ceza mahkemelerinin vereceği mahkumiyet kararları hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte güçlü deliller sunar. Nitekim Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin emsal kararlarında vurgulandığı üzere; icra takibinde veya istihkak davasında yapılan bir kabul beyanının silah zoruyla veya yağma suçu kapsamında alındığı iddia ediliyorsa, ceza soruşturmasının akıbeti hukuk mahkemesince mutlaka bekletici mesele yapılmalıdır.

Diğer taraftan süre aşımına çok dikkat edilmelidir. Türk Borçlar Kanunu uyarınca, irade bozukluğuna dayalı iptal hakkı “hak düşürücü süreye” tabidir. Bu süre; yanılma (hata) ve aldatmada (hilede) dürüstlük kuralına göre hatanın veya hilenin öğrenildiği andan; korkutmada (tehditte) ise korkunun ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıldır. 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açılan iptal davaları hiçbir esasa girilmeksizin reddedilecektir.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2022/7350 E. , 2022/13719 K. (İstihkak İddiasının Kabulü Beyanının Hile ve Tehditle Alındığı İddiası Karşısında Ceza Soruşturmalarının Bekletici Mesele Yapılması Gerektiği, Kabulün İptali İstemi Yönünden İrade Bozukluğunun İncelenmesi Zorunluluğu)

ÖZET: Haciz esnasında alacaklı vekilince yapılan istihkak iddiasının kabulü beyanı kesin hüküm gibi sonuç doğurur. Alacaklı taraf, bu kabul beyanının silahlı tehdit, yağma ve hileyle alındığını ileri sürerek Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuşsa; mahkemece feragat ve kabulün iptalini düzenleyen HMK m. 311 uyarınca irade sakatlığı iddiaları incelenmeli, ceza soruşturma ve kovuşturma dosyalarının akıbeti araştırılarak bekletici mesele yapılmalıdır.

Kararın Esası: Haciz mahallinde alacaklı vekili, üçüncü kişinin istihkak iddiasını kabul etmiş ve haciz kaldırılmıştır. Ancak daha sonra alacaklı vekili; kabul beyanının borçlu ve üçüncü kişi tarafından gece vakti silahla tehdit edilerek ve yağma suçu kapsamında zorla alındığını belirterek Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmuş ve kabulden rücu ettiğini bildirmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi, kabul nedeniyle davanın konusuz kaldığına karar vermiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi; HMK m. 311 uyarınca irade bozukluğu hallerinde kabulün iptalinin istenebileceğini, bu iddianın aynı dosya içinde HMK m. 163 uyarınca ön sorun (hadise) olarak incelenebileceğini belirtmiştir. Davacının silahlı tehdit ve yağma iddiaları doğrultusunda devam eden ceza soruşturmaları araştırılmadan, kabulün irade sakatlığı sonucu gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu vurgulayarak kararı bozmuştur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1083 E. , 2017/247 K. (Hizmet Tespiti Davasından Feragat Edilmesinin Anayasal Sosyal Güvenlik Hakkından Tamamen Vazgeçme Anlamına Gelmeyeceği ve Yapılan Usul İşlemi Olarak Feragatin Muvafakate Bağlı Olmadan Kesin Hüküm Sonuçlarını Doğuracağı)

ÖZET: Hizmet tespiti davasından feragat etmek, Anayasa ile güvence altına alınan sosyal güvenlik hakkının özünden vazgeçmek anlamına gelmez; yalnızca açılmış olan davanın takibinden vazgeçilmesidir. HMK m. 309 ve m. 311 uyarınca feragat beyanı kesin hüküm gibi sonuç doğurur ve karşı tarafın veya mahkemenin muvafakatine bağlı değildir. Sosyal güvenlik hakkının varlığı sürse dahi dava feragat nedeniyle reddedilmelidir.

Kararın Esası: Davacı, Tarım Bağ-Kur sigortalılık süresinin tespiti davası açmış; daha sonra kamu alacaklarının yapılandırılmasını sağlayan 6552 sayılı Kanun imkanlarından yararlanmak amacıyla davasından vazgeçtiğini bildirmiştir. Yerel mahkeme feragat nedeniyle davanın reddine karar vermiş; Özel Daire ise sosyal güvenlik hakkının kamu düzeninden olup vazgeçilemez nitelikte olduğunu belirterek feragatin geçersiz sayılması gerektiğini savunarak kararı bozmuştur. Direnme üzerine Hukuk Genel Kurulu; davadan feragat etmenin hak sahibinin davasını esastan sona erdirme yetkisi kapsamında olduğunu, feragat işleminin kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağını ve kanunun bu usul kurallarının hizmet tespiti davalarında da istisnasız uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Feragat halinde hakkın özü tamamen yok olmadığından gelecekte yeni koşullarla hak arama serbestisinin bulunması da dikkate alınarak davanın feragat nedeniyle doğrudan reddine ilişkin direnme kararı onanmıştır.


HMK Madde 311 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Feragat ve kabul işlemleri dava bittikten sonra ne tür bir hukuki sonuç doğurur?

HMK Madde 311 uyarınca feragat ve kabul, maddi anlamda kesin hüküm gibi hukuki sonuçlar doğurur. Bu işlemler yapıldıktan sonra uyuşmazlık esastan ve nihai olarak sona erer. Aynı uyuşmazlık, aynı taraflar arasında gelecekte yeniden dava konusu yapılamaz.

Yapılan feragat veya kabul beyanından tek taraflı olarak dönmek (rücu etmek) mümkün midir?

Hayır. Usul hukuku kuralları gereğince feragat ve kabul tek taraflı olarak geri alınamaz veya rücu edilemez. Beyan mahkemeye ulaştığı veya tutanağa geçirildiği an kesinleşir. Bu kuralın tek yasal istisnası irade bozukluğu hallerinin bulunmasıdır.

Hata, hile veya korkutma altında yapılan feragat veya kabul işlemi nasıl iptal edilebilir?

İrade bozukluğu altında yapılan feragat veya kabul beyanlarının iptali mümkündür. Eğer dava henüz derdest (görülmekte) ise bu iddia aynı dosya içinde HMK m. 163 uyarınca bir “hadise” (ön sorun) olarak ileri sürülebilir. Dava karar verilerek kesinleşmişse, genel mahkemede bağımsız bir “feragat veya kabulün iptali davası” açılmalıdır.

Feragat ve kabulün iptali davası açmak için yasal bir süre sınırı var mıdır?

Evet. Türk Borçlar Kanunu kuralları uyarınca, irade bozukluğuna dayanan iptal talepleri hak düşürücü süreye tabidir. İptal davası, hata veya hilenin öğrenildiği andan; korkutmada (tehditte) ise korkunun ortadan kalktığı andan itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır. Bu süre geçtikten sonra dava açılamaz.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.