Medeni Usul Hukukunda Davayı Kabul Müessesesi, Şartları, Sınırları ve Sonuçları: HMK Madde 308
Hukuk yargılamasında tarafların uyuşmazlığı mahkeme dışında veya mahkeme önünde sulh, feragat ya da kabul yoluyla sonlandırma yetkileri tasarruf ilkesinin en doğal sonucudur. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 308. maddesinde düzenlenen “Davayı Kabul” müessesesi, davalının davacının talep sonucuna kısmen veya tamamen muvafakat etmesi (rıza göstermesi) esasına dayanan, davayı esastan sona erdiren ve tek taraflı olarak kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğuran çok güçlü bir usul hukuku aracıdır. Ancak kabulün mutlak bir sonuç doğurabilmesi için tarafların uyuşmazlık konusu üzerinde serbestçe tasarruf yetkisinin bulunması şarttır. Bu yönüyle genel usul hukukundaki davayı kabul kavramı, aile hukuku gibi kamu düzeninin ağır bastığı alanlarda (örneğin anlaşmalı boşanma davalarında) farklı kurallara ve sınırlamalara tabidir. HMK m. 308 hükümleri; davadan feragat (HMK m. 307), kabulün zamanı ve şekli (HMK m. 309-310) ve kabulün kesin sonuçları (HMK m. 311) ile doğrudan ilişkilidir ve yargısal istikrarı temin eder.
HMK Madde 308: Kanun Metni
Davayı kabul
MADDE 308- (1) Kabul, davacının talep sonucuna, davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir.
(2) Kabul, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur.
6100 Sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
1086 sayılı Kanunun 92 nci maddesindeki düzenlemede, davayı kabul, hatalı bir biçimde iki tarafça da yapılması mümkün olan bir işlem olarak tanımlanmakta idi. Oysa, davayı kabul, ancak kendisine karşı bir talepte bulunulan davalı tarafından yapılecek bir işlemdir. Maddede, kabulün davalı tarafça yapılacak bir işlem olduğuna açıklık getirilmiş, ayrıca kısmen kabulün de mümkün olduğu vurgulanmıştır.
Maddenin ikinci fıkrasında, kabulün, sadece tarafların, konusu üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda mümkün olduğu ve davayı sona erdirici bir etki doğuracağı açıklanmıştır. Doktrin ve mahkeme içtihatları da bu yöndedir.
Hukuki İncelemeler
Medeni Usul Hukukunda Davayı Kabul Müessesesi, Hukuki Niteliği ve Şartları
Medeni usul hukukunda davayı kabul, kendisine karşı bir talepte bulunulan davalının, davacının talep sonucuna kısmen veya tamamen muvafakat etmesi (yani davacının haklı olduğunu mahkeme önünde beyan etmesi) işlemidir. Hukuki niteliği itibarıyla kabul, “davaya son veren taraf işlemi” (Rechtsstreit beendende Parteihandlung) olarak kabul edilir. Bu işlem maddi hukuka ilişkin bir hakkın kabul edilmesini içerdiğinden, uyuşmazlığı esastan bitirir.
Davayı kabulün hukuki sonuç doğurabilmesi için şu şartları taşıması gerekir:
- Tek Taraflı Olması: Kabulün geçerliliği, ne mahkemenin ne de davacının onayına veya rızasına bağlıdır (HMK m. 309/2). Davalının bu yöndeki açık irade beyanı mahkemeye sunulduğu an hukuki sonuçlarını doğurur.
- Kayıtsız ve Şartsız Olması: Kabul beyanı açık, net, tereddütsüz ve kayıtsız şartsız olmalıdır (HMK m. 309/4). Herhangi bir şarta bağlanan kabul beyanları usulen geçersizdir.
- Maddi Etkisi (Kesin Hüküm): HMK m. 311 uyarınca kabul, kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurur. Kabul yoluyla sona eren bir davada karar oluştuktan sonra, aynı uyuşmazlık aynı taraflar arasında yeniden dava konusu yapılamaz.
Tasarruf İlkesinin Sınırı Olarak Serbestçe Tasarruf Edilemeyen Davalarda Kabul Yasağı
Davalının davayı kabul etme özgürlüğü sınırsız değildir. HMK m. 308/2 maddesi emredici bir kural getirerek kabulün ancak “tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda” hüküm doğuracağını düzenlemiştir. Kamu düzenini yakından ilgilendiren ve tarafların kendi iradeleriyle üzerinde anlaşma sağlayamayacağı uyuşmazlıklarda davayı kabul geçersizdir.
Bu yasak kapsamına giren başlıca davalar şunlardır:
- Boşanma Davaları: TMK m. 184/3 uyarınca boşanma davalarında tarafların ikrar ve kabulleri hakimi bağlamaz. Hakim tarafların beyanlarına rağmen delilleri incelemek ve vicdani kanaate ulaşmak zorundadır (Anlaşmalı boşanma istisnası saklıdır).
- Soybağının Reddi ve Babalık Davaları: Kişisel durum ve aile hukuku kamu düzenini ilgilendirdiğinden, davalının “davacıyı çocuğum olarak kabul ediyorum” şeklindeki usuli kabulü tek başına davayı sona erdirmez; bilimsel ve tıbbi deliller aranır.
- Kamu Düzenini İlgilendiren Diğer Davalar: İflas davaları, bazı ortaklığın giderilmesi davaları veya kamu kurumlarının taraf olduğu ve kanunun özel denetim öngördüğü davalar bu kapsamdadır.
HMK m. 308 Uyarınca Genel Usul Hukukundaki Kabul ile TMK m. 166/3 Uyarınca Anlaşmalı Boşanmadaki Kabulün Karşılaştırılması
Genel usul hukukundaki davayı kabul (HMK m. 308) ile aile hukukundaki anlaşmalı boşanma davasındaki “kabul/anlaşma” (TMK m. 166/3) kavramları hukuki nitelik ve sonuçlar yönünden tamamen farklı kurallara tabidir:
- İrade ve Geri Dönme Özgürlüğü: HMK m. 308 uyarınca yapılan kabul beyanından, irade fesadı (hata, hile, korkutma) halleri dışında tek taraflı olarak dönülmesi kesinlikle mümkün değildir. Oysa anlaşmalı boşanma davalarında (TMK m. 166/3), taraflarca imzalanan protokol ve duruşmadaki kabul beyanları hüküm kesinleşinceye kadar tek taraflı olarak geri alınabilir. Bu durumda hiçbir irade fesadı kanıtlanması zorunluluğu olmaksızın dava kendiliğinden “çekişmeli boşanma” davasına dönüşür.
- Mahkemenin Rolü ve Bağlayıcılık: Genel hukukta davalının kabulü mahkemeyi bağlar ve hakim kabul doğrultusunda karar vermek zorundadır. Anlaşmalı boşanmada ise kabul beyanı hakimi bağlamaz. Hakim tarafların serbest iradelerini denetlemeli, gerekirse protokole müdahale etmeli ve çocukların haklarını korumalıdır. Hakim tarafından onaylanmayan bir protokol veya kabul hukuki sonuç doğurmaz.
Avukat Görüşü: Davayı Kabul Beyanlarında Vekaletname Yetkisi, İrade Sakatlıkları ve Anlaşmalı Boşanmada İradeden Dönme Stratejisi
Yargılama uygulamasında davayı kabul müessesesi, davayı tek celsede bitirme ve vekalet ücreti indirimlerinden (AAÜT uyarınca davanın kabulü aşamasına göre indirimli ücret uygulanır) faydalanma imkanı sunsa da çok ciddi usuli riskler barındırır. Tarafların bu süreci yönetirken uyması gereken temel kurallar şunlardır:
- Kabul Yetkisinin Denetimi: Bir avukatın müvekkili adına davayı kabul edebilmesi için vekaletnamesinde HMK m. 74 uyarınca “davayı kabul etmeye ilişkin özel yetkinin” bulunması zorunludur. Özel yetki taşımayan genel yetkili vekaletnamelerle yapılan kabul beyanları hukuken geçersizdir ve avukatın sorumluluğunu doğurur.
- Anlaşmalı Boşanmada Taktiksel İradeden Dönme: Eğer müvekkiliniz duruşma aşamasında aceleyle veya baskı altında bir boşanma protokolünü kabul etmiş ancak sonradan maddi haklarının zedelendiğini (örneğin nafaka veya tazminatın çok düşük olduğunu veya mal rejimi tasfiyesinden feragat ettiğini) fark etmişse, izlenecek strateji kararın kesinleşmesini beklememektir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1941 Esas sayılı emsal kararında açıkça belirtildiği üzere; karar kesinleşinceye kadar davalı eşin anlaşma iradesinden dönmesini engelleyen hiçbir yasal hüküm yoktur. Hemen mahkemeye veya kanun yolu merciine sunulacak bir dilekçeyle “anlaşmadan dönüldüğü” bildirilmelidir. Bu dilekçeyle birlikte mahkeme davayı çekişmeliye dönüştürmek, taraflara dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasını işletmek ve delilleri toplamak zorundadır.
- İrade Sakatlığı İddiasının İleri Sürülmesi: Genel hükümlere tabi uyuşmazlıklarda (örneğin bir alacak davasında) kabul beyanında bulunan taraf, sonradan aldatıldığını, tehdit edildiğini veya esaslı hataya düştüğünü ileri sürüyorsa; dava henüz derdest ise aynı dosyada “hadise” şeklinde irade fesadı iddiasını ileri sürmelidir. Karar kesinleşmişse, TBK m. 39 uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde kabulün iptali için ayrı bir dava açılmalıdır.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1941 E. , 2019/475 K. (Anlaşmalı Boşanma Davasında Davalının Kabul Beyanının Usul Hukukundaki Genel Kabulden Farklı Olduğu, Hüküm Kesinleşinceye Kadar Eşlerin Anlaşma İradesinden Her Zaman Dönebileceği ve Bu Halde Davanın Çekişmeli Boşanma Olarak Görülmesi Gerektiği)
ÖZET: Anlaşmalı boşanma davasında davanın kabulü ve protokolün imzalanması, HMK m. 308 uyarınca davayı esastan bitiren genel kabulden farklıdır. Boşanma, velayet ve mali sonuçları kapsayan irade beyanından hüküm kesinleşinceye kadar dönülmesini engelleyen bir yasa hükmü yoktur. Taraflardan birinin anlaşmadan dönmesi halinde mahkemece davaya çekişmeli boşanma davası olarak devam edilerek dilekçeler aşaması işletilmeli ve deliller toplanmalıdır.
Kararın Esası: Davacı kadın, anlaşmalı boşanma talebiyle dava açmış ve taraflar hazırladıkları protokolü mahkeme huzurunda kabul ederek imzalamışlardır. Yerel mahkeme TMK m. 166/3 uyarınca boşanma kararı vermiştir. Davalı koca süresi içinde kararı temyiz ederek, protokol şartlarında ve boşanma hususunda anlaşamadıklarını, iradesinin fesada uğratıldığını ileri sürerek kabul beyanından dönmüştür. Özel Daire kararı bozmuş, yerel mahkeme ise HMK m. 308-311 uyarınca kabulden ancak irade fesadı hallerinde dönülebileceğini, kocanın irade fesadını kanıtlayamadığını belirterek direnme kararı vermiştir. HGK yaptığı incelemede; genel usul hukukundaki kabul beyanının hakimi bağlamasına rağmen anlaşmalı boşanmada hakimin onaylama ve denetim yetkisinin bulunduğunu vurgulamıştır. Anlaşmalı boşanmanın niteliği gereği, hüküm kesinleşinceye kadar tarafların bu iradeden dönmesinin mümkün olduğu, dönme halinde anlaşma koşullarının ortadan kalktığı belirtilmiştir. Bu nedenle davanın çekişmeli boşanma olarak görülmesi ve taraflara delillerini sunması için süre verilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararı bozulmuştur.
HMK Madde 308 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Davayı kabul nedir ve kimler tarafından yapılabilir?
Davayı kabul, davacının dava dilekçesinde mahkemeden talep ettiği sonuca (iddialarına ve alacak taleplerine), davanın davalısı tarafından kısmen veya tamamen rıza gösterilmesi (muvafakat edilmesi) işlemidir. Kabul, davanın davacısı veya mahkeme tarafından yapılamaz; sadece kendisine karşı talep ileri sürülen davalı tarafından yapılabilir.
Davayı kabul etmek için davacının veya mahkemenin onayı gerekir mi?
Hayır. HMK m. 309/2 uyarınca kabul, davaya son veren tek taraflı bir taraf işlemidir. Kabul beyanının geçerli olabilmesi ve kesin hüküm sonuçlarını doğurabilmesi için davacının kabulüne veya mahkemenin onayına (muvafakatine) yasal olarak gerek yoktur. Davalının mahkemeye sunacağı açık irade beyanı yeterlidir.
Her davada davayı kabul etmek hukuken geçerli midir?
Hayır. HMK m. 308/2 uyarınca davayı kabul, sadece tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri davalarda hüküm doğurur. Kamu düzenini ilgilendiren soybağının reddi, babalık davaları veya boşanma davaları gibi tarafların serbest iradesiyle sonlandırılamayan uyuşmazlıklarda davalının kabul beyanı tek başına davayı sona erdirmez.
Anlaşmalı boşanma davasında verilen kabul beyanından daha sonra vazgeçilebilir mi?
Evet. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun yerleşik içtihatları doğrultusunda, anlaşmalı boşanma davalarındaki kabul ve protokol beyanları genel usul hukukundaki kabulden (HMK m. 308) farklıdır. Eşlerden biri, hüküm kesinleşinceye kadar hiçbir irade fesadı iddiası kanıtlamak zorunda kalmaksızın anlaşma iradesinden her zaman dönebilir. Bu durumda dava çekişmeli boşanma davası olarak görülmeye devam eder.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Here sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.