Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Hükmün korunması

HMK Madde 300

(1) Hükme katılan hâkimlerle zabıt kâtibinin imzalarını ve mahkeme mührünü taşıyan hüküm arşivde korunur.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu maddede 1086 sayılı Kanunun 391 inci maddesinin günümüz Türkçesiyle ifadesi aynen korunmuştur. Ancak hükmün saklanması görevi yazı işleri müdürüne değil, adli teşkilat içerisinde arşiv kurulması esası da benimsendiğinden bu amaçla görevli memur tarafından arşivde saklanması esası getirilmiştir

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 304 üncü maddesinin başlığında ve metninde, uygulamada maddedeki amacından daha öte uygulamalara yol açacağı düşüncesiyle, başlıkta geçen, “Hükmün saklanması” ibaresi, “Hükmün korunması” olarak, maddenin sonunda yer alan “arşivde saklanır.” ibaresi ise “arşivde korunur” olarak değiştirilmiş, maddede yer alan “görevli memur tarafından” ibaresi, cümle içinde gereksiz kullanıldığından, madde metninden çıkarılmış, ayrıca maddede geçen “kâtibin” ibaresi, Tasarı metninde bu ibare yönünden uyum sağlanması amacıyla “zabıt kâtibinin” olarak değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 306 ncı madde olarak kabul edilmiştir.

HMK Madde 300 Hükmün korunması

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2013/22371E. , 2014/2879K.

  • HMK Madde 300
  • Hükmün korunması

Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında iptal ve tescil olmadığı takdirde tazminat ve elatmanın önlenmesine isteklerine ilişkindir.

Mahkemece, taşınmazın gerçek satış sonucu davalı S…`e devredildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden mirasbırakan H… A… Y…‘ın 04.05.1994 tarihinde öldüğü, mirasçı olarak eşi E… ile çocukları S… ve M…‘in kaldıkları, dava konusu 487 parsel sayılı taşınmazın mirasbırakan tarafından davalı S…‘a satış suretiyle temlik edildiği, davalı S…‘ın da taşınmazı vekil olan mirasçı M… aracılığıyla diğer davalı S…`e satış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.

Uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.

Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunun 706., Türk Borçlar Kanunun 237. (Borçlar Kanunun 213.) ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.

Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.

Somut olayda, mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hükme yeterli olduğunu söyleyebilme imkanı yoktur. Her ne kadar mahkemece, davalı S…`e yapılan temlikin gerçek satış olduğu kabul edilmişse de kabulün dayandığı olgular yeterince açıklanmamış ve delillerle ilişkilendirilmemiştir.

Bu nedenle, davalı S…‘ın beyanları da dikkate alınarak davalı S…`e yapılan devrin gerçek bir satış olup olmadığı yeterince araştırılmadan, dava konusu taşınmazı kim yada kimlerin kullandığı açıklığa kavuşturulmadan sonuca gidilmesi isabetli değildir.

Diğer taraftan, HMK (Hukuk Muhakemeleri Kanunu)`nun 300 ve 301. maddelerinde belirtiliği üzere mahkeme mührünün de hüküm nüshasında bulunması gerekmektedir.

Hal böyle olunca yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca araştırma yapılması, davalı S…`e yapılan devrin gerçek satış olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, dava konusu taşınmazın temliklerden önce ve sonra kim tarafından kullanıldığının belirlenmesi, ayrıca tarafların gösterdiği ve gösterecekleri delillerin eksiksiz toplanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.

Davacı tarafın temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK`nun 428.maddesi gereğince (BOZULMASINA), alınan peşin harcın temyiz edene (GERİ VERİLMESİNE), oybirliğiyle karar verildi.