
Geciken Adalet Adalet Midir? Usul Ekonomisi İlkesi (HMK Madde 30)
Türkiye’deki hemen her bireyin adliye ile ilgili anlattığı bir “yıllarca bitmeyen dava” hikâyesi mutlaka vardır. “Davam 4 senedir sürüyor, sürekli yeni bir harç veya masraf çıkıyor” şeklindeki isyanlar, adalet sistemine olan güveni en çok zedeleyen hususların başında gelir. Oysa bir hakkın on yıl sonra teslim edilmesi, hakkın tesliminden çok hukuk düzeninin kilitlendiğinin ve yeni mağduriyetler (faiz, enflasyon, psikolojik yorgunluk) yarattığının göstergesidir. Bu evrensel sorunu Anayasal boyutta engellemek adına yasa koyucu “Usul Ekonomisi” adı verilen emredici bir kural tasarlamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 30, yargılamanın ucuz, hızlı ve basit bir düzen içerisinde yürütülmesi görevini bizzat mahkeme hâkiminin omuzlarına yüklemiştir. Makalemizde, hak arayanları gereksiz dosya masraflarından ve anlamsız şekilcilikten korumayı amaçlayan “Usul Ekonomisi” kuralını ve Yargıtay’ın bu yoldaki devrim niteliğindeki kararlarını inceliyoruz.
HMK Madde 30
1) Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.
Usul Ekonomisi İlkesi Ne Anlama Gelir?
HMK Madde 30 gereğince; “Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.” Bu ilke AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) Madde 6’da yer alan “Adil Yargılanma Hakkı”nın doğrudan Türk Hukukundaki yansımasıdır. Mahkemenin (hâkimin), sırf katı bir usul kuralını uygulayacağım diyerek dosyayı yıllarca uzatması veya aynı işlem için kişilerden gereksiz yere defalarca harç ve bilirkişi masrafı alması “Usul Ekonomisi” ilkesiyle tamamen yasaklanmıştır.
Makul Sürede Yargılanma ve Hakimin Sorumluluğu
Usul ekonomisi tarafların birbirine değil, hâkimin yargıya karşı olan bir ödevidir. Davanın tarafları zaten işibilmedikleri veya art niyetli oldukları için süreci lüzumsuz evraklarla uzatmaya çalışabilirler. Ancak Hâkim, bu dosyada orkestra şefi olmak, lüzumsuz talepleri anında reddetmek, tek celsede çözülebilecek işi üç celseye yaymamak zorundadır. Aksi takdirde, davanın gereksiz yere sekteye uğratılması, vatandaşın idareye (Adalet Bakanlığına) karşı Anayasa Mahkemesi üzerinden “Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali” nedeniyle doğrudan tazminat davası açmasına zemin hazırlar.
Avukat Görüşü: “Salt Şekilcilik” ve Büyüyen İş Yükü Kısır Döngüsü
Adliyelerdeki artan dosya yükü tartışılamaz bir gerçektir, ancak bazı durumlarda mahkemelerin HMK madde 30’da emredilen Usul Ekonomisi kalkanını kullanmaktan çekinmesi bu yükü daha da ağırlaştırmaktadır.
Örneğin, aynı binada, aynı konuya sahip ve aynı tarafları ilgilendiren hukuki bir uyuşmazlığın sırf “Ayrı ayrı dava açılsın” şeklindeki aşırı katı ve şekilci bir yaklaşımla parçalara bölünmesi, davanın hem vatandaş için maddi külfete hem de yargı için inanılmaz bir zaman hırsızlığına dönüşmesine yol açar. Yargıtay içtihatlarında sıkça gördüğümüz üzere; “Eğer bir sorun hali hazırda açık olan bir dava dosyasında masrafsızca çözülebilecek kıvamdaysa, kişilere ‘Git bunu ayrı bölgeye dava et, yeniden harç öde, sonra gelip dosyaları birleştiririz’ denilmesi usul ekonomisinin kalbine vurulmuş bir hançerdir.” Hukuk, kişileri çıkmaza sürükleyen prangalar bütünü değil, çözüme giden en rasyonel yoldur.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Madde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki adil yargılanma hakkı ile doğrudan ilgilidir. 1086 sayılı Kanunun 77 nci maddesinin sadeleştirilmiş şekli olan bu düzenleme ile, yargılamanın gecikmeye meydan vermeden, düzenli ve en az masrafla yapılması amaçlanmıştır. Ayrıca, yargılamanın safhaları olan “tahkikat ve muhakeme” yerine “yargılama” terimi kullanılmıştır.
Yargılamanın uzaması hâlinde kişilerin, hukukî korunma mekanizmasının işlevini yerine getirdiğine ve hukuk düzeninin etkisine olan inancı da kaybolmaktadır. Çok geç gelen hükümlerin çoğu zaman hayatla bir ilgisi kalmamaktadır ve onların icrası çoğunlukla hakkı teslim edeceğine, bilakis madden haksızlık yaratmaktadır. Yargılamanın hızlandırılmasının sıkı şekilde uygulanması hayat olayının mükemmelleştirilmesini sınırlar ve böylece hükmün temellerinin mükemmelliği ve doğruluğunu olumsuz yönde etkiler. Bir usul kanunu, elverdiği ölçüde hem bir hayat olayının mükemmel bir şekilde tespitine hem de yargılamanın hızla yapılmasını sağlayacak bir dengeleyici sistem sunuyorsa, bu daha da önem kazanmaktadır. Bu hükmün işlevsel olabilmesi, bu Kanunun diğer hükümlerinin de uygulanmasına bağlıdır.
Usul Ekonomisi ve Makul Sürede Yargılanma Hakkında SSS
Davam çok uzun sürdü, hâkimi nereye şikayet edebilirim?
Yargılamanın makul sürede bitmemesi, HMK madde 30’daki Usul Ekonomisi kuralının ve Anayasadaki adil yargılanma hakkının ihlalidir. Ancak bunun için doğrudan “hâkimi şikayet etmek” yerine (eğer hâkimin mesleki bir kastı yoksa), devletin adalet sistemindeki tıkanıklığı nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığına karşı “Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlali” sebebiyle tazminat davası açabilirsiniz. Uzayan dava yıllarına göre devletten manevi tazminat kazanma hakkınız (Tazminat Komisyonu / AYM bireysel başvuru yoluyla) mevcuttur.
Usul ekonomisi ilkesinden yararlanıp harç veya masraf ödemeyebilir miyim?
Hayır. Usul ekonomisi “adaletin bedava olması” anlamına gelmez. Dava açarken kanunun emrettiği nispi/maktu harçları, tebligat pullarını ve bilirkişi giderlerini (eğer Adli Yardım kararınız yoksa) peşin ödemek zorundasınız. Usul ekonomisinin sağladığı koruma şudur: Mahkeme sırf kendisi süreci yönetemediği için veya hukuki hatalar yaptığı için sizi aynı konuda mükerrer harçlara, gereksiz ve defalarca alınan bilirkişi raporlarına ya da yüzlerce tebligat külfetine sokamaz.
Mahkeme aynı iddialar için ikinci kez bilirkişi istedi. Bu usul ekonomisine aykırı mıdır?
Eğer dosyaya sunulan ilk bilirkişi raporu eksik, hatalı veya Yargıtay denetimine elverişsiz şekilde yetersiz çıkmışsa, mahkemenin maddi gerçeği aydınlatmak için ikinci, hatta itirazlar üzerine üçüncü bir rapor alması Usul Ekonomisine aykırı sayılmaz. Adil bir karar vermek, acele karar vermekten üstündür. Ancak rapor kusursuz olduğu hâlde sırf idari gecikme veya keyfi itirazlar gerekçesiyle durduk yere yeni raporlar aldırılması ilkeye aykırılık teşkil edecektir.
HMK Madde 30 Usul Ekonomisi İlkesi
Yargıtay İçtihatları
1. Hukuk Dairesi 2016/6140 E. , 2019/4845 K.
ÖZET (Mirasçının Davaya Masrafsız Katılması): Bir mirasçı (davacı), kardeşlerinden mal kaçırıldığı gerekçesiyle tapu iptal davası açmıştır. Başka bir mirasçı kardeş de “Hazır dava açılmışken ben de bu dava üzerinden kendi miras payımı isteyeyim” diyerek davaya dâhil olmuş ve harcını yatırmıştır. Yerel mahkeme bunu usule aykırı bulmuştur. Yargıtay ise; “Bu kişinin talebini reddedersek, gidip mecburen kendi başına sıfırdan aynı konuda aynı delillerle yeni bir dava açacaktır. Aynı klasör içinde pratik şekilde çözülebilecek bir sorunun, ayrı dava ve ayrı masrafla boğulması HMK Madde 30’da korunan Usul Ekonomisine temelden aykırıdır” diyerek yerel mahkeme kararını oyçokluğuyla bozmuştur.
- HMK Madde 30
- Usul Ekonomisi İlkesi
HMK Madde 30 Usul Ekonomisi İlkesi
Yargıtay İçtihatları
3. Hukuk Dairesi 2020/1672 E. , 2020/2210 K.
ÖZET (Sırf Şekilcilik İçin Başa Sardırma Yasağı): Taraflar arasında açılmış eski bir dava (henüz kesinleşmeden) yeni bir dava daha açılmıştır. Yerel mahkeme “eski dava kesinleşmediği için ikinci davayı açamazsın” diyerek (Derdestlik) yeni davayı reddetmiştir. Oysa bu karar verilmeden hemen önce hukuki engel kalkmış ve ilk davanın onaması Yargıtay’dan gelmiştir. Yargıtay Üst Kurulları duruma müdahale ederek; “Dava ilk açıldığında usulü eksiklik olsa da, yargılama sırasında bu eksiklik kendiliğinden düzelmişse; ‘Hayır bu dava sakat doğdu bunu kapatıyorum git mecburen bir daha baştan dava aç’ demek, insanlara boş yere harç ödetip zaman kaybettirmektir. Bu durum Usul Ekonomisi (HMK m.30) ilkesinin bizzat ihlalidir” hükmünü kurmuştur.
- HMK Madde 30
- Usul Ekonomisi İlkesi
HMK Madde 30 Usul Ekonomisi İlkesi
Yargıtay İçtihatları
17. Hukuk Dairesi 2016/19353 E. , 2017/5626 K.
ÖZET (Yüzlerce Kat Malikine Dava Açma Eziyeti): Bir siteye ait çatının kaskolu bir aracın üzerine düşmesi sonucu açılan rücu davasında, yerel mahkeme “Site yönetiminin tüzel kişiliği yoktur, gidin davayı tek tek o sitedeki tüm ev sahiplerine (kat maliklerine) açın” diyerek davayı usulden reddetmiştir. Yargıtay; “Kişiyi veya sigorta şirketini yüzlerce kat maliki bulmaya, tek tek yüzlerce dava açarak inanılmaz bir masraf ve zaman israfına sokmak, HMK 30’daki Usul Ekonomisi ilkesiyle asla bağdaşmaz. Yüzlerce kişiyi ilgilendiren bina hasarlarında doğrudan Site Yönetimine karşı dava açılabilir” diyerek kararı reddetmiş ve adaletin hızlandırılmasını emretmiştir.
- HMK Madde 30
- Usul Ekonomisi İlkesi
UYARI
Web sitemizde yer alan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka web sitelerinde yayımlanması halinde hukuki ve cezai yollara başvurulacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.