Medeni Usul Hukukunda Hükmün İmza Edilememesi ve Hakimin Değişmesi Durumu: HMK Madde 299

Hukuk yargılamasında hükmün tefhimi ile yargılama faaliyeti nihayete erse de, tesis edilen bu hükmün resmi bir belge sıfatı kazanabilmesi ve infaz edilebilir bir ilam haline gelebilmesi ancak gerekçeli kararın yazılıp kararı veren hakimlerce imzalanmasıyla mümkündür. Ancak hayatın olağan akışı içinde kararı veren hakimin vefat etmesi, ağır bir hastalığa yakalanması veya emeklilik, ihraç gibi nedenlerle görevden ayrılması sonucu gerekçeli kararın imzalanamaması durumu ortaya çıkabilmektedir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 299. maddesi, bu tür olağanüstü durumlarda yargılama faaliyetinin kesintiye uğramasını önlemek ve hukuki istikrarı korumak amacıyla getirilmiş son derece kritik bir usuli güvencedir. Kanun koyucu, tek hakimli mahkemeler ile toplu mahkemelerde kararın imzalanamaması hallerini ayrı ayrı düzenleyerek uyuşmazlığın sürüncemede kalmasını engellemiştir. Bu yönüyle HMK m. 299; hükmün yazılması (HMK m. 288)hükmün kapsamı (HMK m. 297) ve adil yargılanma hakkı ile mahkemeye erişim hakkı prensipleriyle doğrudan organik bir bağ kurmaktadır.


HMK Madde 299: Kanun Metni

Hükmün imza edilememesi

MADDE 299- (1) Hüküm sonucu tefhim edildikten sonra gerekçeli karar imzalanmadan, hâkim ölür veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hâle düşerse, yeni hâkim, tefhim edilen hükme uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazarak imzalar. Toplu mahkemelerde böyle bir durumun gerçekleşmesi hâlinde, hüküm diğer hâkimler tarafından imzalanır ve başkan veya en kıdemli hâkim tarafından, hükmün altına diğer hâkimin imza edememesinin sebebi yazılarak imza olunur.


6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Madde “Hükmün imza edilememesi” başlığını taşımaktadır. Bu yeni bir düzenlemedir. Yargılamanın duraklamadan yürümesini sağlamak amacıyla, hüküm sonucunun duruşma tutanağına yazılıp tefhim edilmesinden sonra hakim ölür veya gerekçeli kararı yazamayacak veya imza edemeyecek duruma düşerse, onun yerine gelen hâkim tarafından hükmün imzalanacağı kuralı getirilmiştir. Toplu mahkemelerde hakimlerden birisi aynı durumda olursa, bu durumun başkan veya en kıdemli hâkim tarafından hükmün altına yazılacağı kabul edilmiştir.


Hukuki İncelemeler

Medeni Usul Hukukunda Gerekçeli Kararın İmza Edilmesi Zorunluluğu ve Geçerlilik Şartları

Usul hukukumuzda mahkeme kararlarının resmi senet niteliğini kazanabilmesi ve denetlenebilir bir ilam haline gelebilmesi için kararı veren hakimler ve zabıt katibi tarafından imzalanması bir geçerlilik şartıdır (HMK m. 298/4). İmza, kararın altındaki irade beyanının o hakime ait olduğunu ve yargılama sürecinin usul dairesinde tamamlandığını gösteren kurucu bir unsurdur.

Ancak hüküm sonucu tefhim edildikten sonra henüz gerekçeli karar yazılıp imzalanmadan önce hakimin hukuki veya fiili nedenlerle (vefat, ağır hastalık, görevden uzaklaştırılma vb.) imza atamayacak duruma gelmesi, kararın akıbeti hakkında ciddi tereddütler uyandırabilirdi. HMK m. 299, bu geçiş sürecinde kararın geçersiz kalmasını engellemek üzere tasarlanmıştır. Bu madde uyarınca, tefhim edilen kısa kararın içeriği sabit olduğundan, imza eksikliği usuli bir tasfiye mekanizmasıyla giderilmekte ve kararın sıhhati korunmaktadır.

Tek Hakimli Mahkemelerde Hakimin Değişmesi ve Yeni Hakimin Gerekçeli Kararı Yazma Yükümlülüğü

Tek hakimli ilk derece mahkemelerinde (örneğin Asliye Hukuk, Sulh Hukuk, İş, Kadastro Mahkemeleri vb.) tefhim edilen hüküm sonucundan sonra hakim vefat eder veya herhangi bir sebeple imzalayamayacak hale gelirse, göreve yeni başlayan halef hakim uyuşmazlığı baştan ele almaz. Yeni hakim, önceki hakimin duruşma zaptına geçirdiği ve tefhim ettiği hüküm sonucuna (kısa karara) tamamen bağlı kalmak zorundadır.

Halef hakim, tefhim edilen kısa karara uygun olarak gerekçeli kararı bizzat yazar ve imzalar. Bu durum, gerekçeli kararın kısa karara aykırı olamayacağına ilişkin genel usul kuralının (HMK m. 298/2) mutlak bir uzantısıdır. Yeni hakim, uyuşmazlığın esası hakkında farklı bir hukuki kanaate sahip olsa dahi, önceki hakimin tefhim ettiği kararı değiştiremez; yalnızca o kararın hukuki ve vakıasal gerekçelerini dosya kapsamına uygun olarak gerekçelendirmekle yükümlüdür.

Toplu Mahkemelerde Hakimin İmza Edememesi Halinde Kararın Geçerliliği ve Şerh Usulü

Toplu heyet halinde çalışan mahkemelerde (Asliye Ticaret Mahkemeleri, Bölge Adliye Mahkemesi hukuk daireleri vb.) üyelerden birinin gerekçeli karar imzalanmadan önce vefat etmesi veya imzalayamayacak hale gelmesi durumunda daha pratik bir usul öngörülmüştür. Heyetteki diğer hakimler kararı imzalar. İmza edemeyen hakimin imza hanesinin bulunduğu yere ise başkan veya en kıdemli üye tarafından imza edememe sebebi (örneğin “üye hakimin vefatı sebebiyle” veya “üye hakimin ağır hastalığı nedeniyle”) yazılır ve altına imza atılır.

Bu şerh işlemi, kararın oy çokluğu veya oy birliğiyle alınmış olmasından bağımsız olarak uygulanır. Şerh konulmasıyla birlikte karar usulen geçerli bir ilam niteliği kazanır. Bu usulün eksik uygulanması, yani imza atamayan üyenin imza hanesinin boş bırakılması veya imza edememe sebebinin şerh edilmemesi kararı sakatlar ve bozma nedeni oluşturur.

Avukat Görüşü: Karardaki Kanun Yolu Süresinin Hatalı Gösterilmesi Karşısında Hak Arama Özgürlüğü ve Adil Yargılanma Stratejileri

Mahkeme kararlarının usulüne uygun şekilde kurulması ve imzalanması kadar, kararda taraflara kanun yolu başvuru sürelerinin ve usullerinin doğru gösterilmesi de adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur. Sitemizde yer alan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2017/3988 Esas, 2018/11818 Karar sayılı ilamına konu Karşı Oy Yazısı ve Anayasa Mahkemesi içtihatları çerçevesinde avukatların bu süreçlerde izlemesi gereken hukuki stratejiler şunlardır:

  • Hatalı Süre Bildirimine Güvenen Tarafın Korunması: İlk derece mahkemesi kararında yasal temyiz süresi “15 gün” olmasına rağmen hüküm fıkrasında hatalı olarak “1 ay” şeklinde yazılmışsa ve taraf bu bildirim doğrultusunda 1 aylık süre içinde temyiz yoluna başvurmuşsa, bu başvuru süresinde kabul edilmelidir. Anayasanın 40/2 ve HMK m. 297, 298, 299 maddeleri hakime kanun yollarını ve sürelerini taraflara doğru bildirme yükümlülüğü yüklemektedir. Mahkemenin kendi hatasını davanın taraflarına yükleyerek başvuruyu süre aşımından reddetmesi, adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkının ağır bir ihlalidir.
  • Yargıtay Dairelerinin Katı Süre Redlerine Karşı Strateji: Yargıtay Dairesi hatalı bildirim yapılan durumlarda temyiz talebinizi süre aşımından reddederse, karar düzeltme aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin “hak arama özgürlüğü” ve “mahkemeye erişim hakkı”na ilişkin güncel içtihatlarını referans göstererek itiraz etmelisiniz. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin ilgili kararında yer alan karşı oy gerekçesinde de belirtildiği üzere; hakimin uyuşmazlığa uygulanacak hukuku kendiliğinden uygulama ödevi çerçevesinde yaptığı hatanın tüm sonuçlarının davanın tarafına yüklenmesi kabul edilemez.
  • Tashih/Tavzih ve İmza Denetiminin Eş Zamanlı Yapılması: Kararda imza noksanlığı veya toplu mahkemelerde imza edememe şerhinin eksikliği gibi usuli sakatlıklar varsa, bu durumun kanun yolunda kararın bozulması için doğrudan bir gerekçe yapılabilmesi mümkündür. Avukatlar tebliğ aldıkları her kararın imza hanelerini ve e-imza sertifikalarını titizlikle kontrol etmelidir.

Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2017/3988 E. , 2018/11818 K. (Mahkeme Kararında Temyiz Süresinin Hatalı Gösterilmesi Durumunda Mahkemenin Kendi Hatasını Taraflara Yükleyemeyeceği, Adil Yargılanma ve Mahkemeye Erişim Hakkının Korunması Gerektiğine İlişkin Muhalefet Şerhi)

ÖZET: Mahkemenin kanun yolunu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü (Anayasa m. 40/2, HMK m. 297, 298, 299) bulunmaktadır. Kararda yasal süre 15 gün olmasına rağmen hatalı olarak 1 ay yazılması halinde, mahkemenin belirlediği 1 aylık süre içinde yapılan temyiz başvurusu, mahkemeye erişim hakkı gereğince süresinde kabul edilmelidir.

Kararın Esası: Muris muvazaası davasında verilen ek karar, mahkemece “1 ay içinde temyiz yolu açık olmak üzere” tebliğ edilmiş ve davalı vekili mahkemenin bildirdiği 1 aylık süre içinde kararı temyiz etmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi çoğunluğu, yasal sürenin 15 gün olduğunu belirterek temyiz istemini süre yönünden reddetmiştir. Karar düzeltme aşamasında ise daire çoğunluğu talebi reddederken, karşı oy yazısında; hakimin kanun yolu süresini doğru gösterme yükümlülüğünün anayasal ve yasal bir görev olduğu, mahkemenin hatalı bildirimine güvenerek süre içinde başvuran tarafın başvurusunun reddedilmesinin adil yargılanma hakkına ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık teşkil ettiği, bu nedenle başvurunun süresinde kabul edilmesi gerektiği belirtilmiştir.


HMK Madde 299 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Hüküm tefhim edildikten sonra gerekçeli karar yazılmadan hakim vefat ederse ne olur?

HMK Madde 299 uyarınca, hüküm sonucu duruşmada açıklandıktan (tefhim edildikten) sonra gerekçeli karar imzalanmadan önce hakim vefat eder veya imzalayamayacak hale gelirse, yeni atanan halef hakim duruşmadaki tefhim edilen kısa karara tamamen bağlı kalarak gerekçeli kararı bizzat yazar ve imzalar.

Toplu mahkemelerde hakimlerden birinin gerekçeli kararı imzalayamaması durumunda nasıl bir usul izlenir?

Toplu mahkemelerde karar verildikten sonra hakimlerden biri imza atamayacak duruma gelirse (vefat, ağır hastalık vb.), gerekçeli karar diğer hakimler tarafından imzalanır. Mahkeme başkanı veya en kıdemli hakim, hükmün altına diğer hakimin imza edememesinin sebebini açıkça yazarak kararı şerh eder ve imzalar.

Kararda mahkeme tarafından temyiz süresinin hatalı veya yasal süreden daha uzun gösterilmesi halinde hangi süre uygulanır?

Yasal süre asıldır; ancak Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay’ın yerleşik azınlık/çoğunluk içtihatları çerçevesinde, mahkemenin kararda hatalı olarak belirttiği daha uzun süreye güvenerek bu süre içerisinde kanun yoluna başvuran tarafın hakkı, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkı gereğince korunmalı ve başvuru süresinde kabul edilmelidir.

Hakimin değişmesi halinde gerekçeli karar yazılırken uyuşmazlığın esası hakkında yeniden inceleme yapılabilir mi?

Hayır. HMK m. 299 uyarınca yeni hakim, tefhim edilmiş olan hüküm sonucuna (kısa karara) sıkı sıkıya bağlıdır. Yeni hakim davayı yeniden inceleyemez veya hükmü değiştiremez; yalnızca tefhim edilen kararın gerekçesini yazıp imzalamakla yetinir.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.