Gerekçeli Kararın Tefhime Aykırı Olamaması ve Hükmün Yazılması Standartları: HMK Madde 298
Yargılama faaliyeti, duruşma salonunda sözlü olarak açıklanan hüküm özetiyle sona erse de, kararın hukuki güvenliği ve denetlenebilirliği ancak gerekçeli kararın kaleme alınmasıyla tamamlanır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 298. maddesi, mahkeme kararlarının güvenilirliğini, istikrarını ve tarafların adil yargılanma haklarını teminat altına alan sarsılmaz usul kurallarını düzenlemektedir. Bu kuralların en önemlisi, gerekçeli kararın duruşmada tefhim edilen kısa karar ile tam bir uyum içinde olması zorunluluğudur. Yargının güvenilirliği ilkesi gereğince, duruşmada açıklanan uyuşmazlık çözümü sonradan gerekçeli karar yazılırken değiştirilemez veya onunla çelişecek şekilde genişletilemez. Ayrıca çoğunluk görüşüne katılmayan azınlık hakimlerinin karşı oy gerekçelerinin de kararda yer bulması, yargısal şeffaflık ve üst mahkeme denetimi açısından vazgeçilmez bir unsurdur. Bu bağlamda HMK m. 298; hükmün verilmesi ve tefhimi (HMK m. 294), hükmün oylanması (HMK m. 296), hükmün kapsamı (HMK m. 297) ve hükmün korunması ile düzeltilmesi müesseseleriyle doğrudan bir usul hukuku bloğu oluşturmaktadır.
HMK Madde 298: Kanun Metni
Hükmün yazılması
MADDE 298- (1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Maddenin birinci fıkrası, 1086 sayılı Kanunun 387 nci maddesini karşılamaktadır. Buna göre hükmün, hükmü veren hâkim tarafından yazılması esastır. Hükmün, toplu mahkemelerde başkan veya onun tarafından seçilen ve hükme katılmış olan hâkimlerden biri tarafından yazılması esası getirilmiştir.
İkinci fıkrada, duruşma tutanağına geçirilmiş hüküm sonucu ile gerekçeli hükümde yer alan hüküm sonucu arasında farklılık yaratılamayacağı kuralı kabul edilmiştir.
Üçüncü fıkrada, çoğunluk görüşüne katılmayan hâkimin karşı oy yazısına, gerekçesiyle birlikte, hükümde yer verileceği belirtilmiştir.
Son fıkra, 1086 sayılı Kanunun 390 ıncı maddesinde yer alan hükmün günümüz Türkçesine uyarlanmış şeklidir. Böylece hükümde güven sağlanmış olmaktadır.
Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi
Tasarının 302 nci maddesinin dördüncü fıkrasında geçen “kâtip” ibaresi, Tasarı metninde bu ibare yönünden uyum sağlanması amacıyla “zabıt kâtibi” olarak değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 304 üncü madde olarak kabul edilmiştir.
Hukuki İncelemeler
Gerekçeli Kararın Tefhim Edilen Hüküm Sonucuna Aykırı Olamaması Yasağı ve Kamu Düzeni İlişkisi
Medeni usul hukukunda yargılamanın sona erdiği an, hakimin hüküm sonucunu (kısa kararı) duruşma zaptına geçirerek taraflara açıkladığı (tefhim ettiği) andır. HMK m. 298/2 uyarınca, daha sonra kaleme alınacak gerekçeli kararın bu tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olması kesinlikle yasaktır. Bu kural, yargının güvenilirliği, hukuki istikrar ve davanın taraflarının adalete olan inancı açısından doğrudan kamu düzenine ilişkindir.
Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunması halinde, ortada hukuki denetime elverişli bir hükmün varlığından söz edilemez. Örneğin, duruşmada davanın kabulüne karar verilip zapta bu şekilde geçirilmişken, gerekçeli kararın yazımı esnasında davanın reddedildiğine hükmedilmesi ya da hüküm fıkrasındaki miktarların çelişmesi mutlak bir bozma sebebidir. Yargıtay içtihatlarında açıklandığı üzere, böyle bir durumda hakimin yapması gereken, çelişkiyi kendiliğinden gidermek değil; usulüne uygun şekilde kurulacak yeni bir kararla çelişkiyi tamamen ortadan kaldırmaktır.
Hükmün Yazılması Yetkisi, Zabıt Katibinin Rolü ve Islak/Elektronik İmza Zorunluluğu
Mahkeme kararının kimin tarafından kaleme alınacağı ve nasıl imzalanacağı şekli bir geçerlilik şartı olarak HMK m. 298’de katı bir biçimde düzenlenmiştir. Tek hakimli mahkemelerde hükmü kararı veren hakim yazar. Toplu mahkemelerde ise bu görev mahkeme başkanına veya başkanın kurul üyeleri arasından seçeceği, hükme fiilen katılmış olan bir üyeye aittir. Hükme katılmayan bir hakimin kararı yazması usulen mümkün değildir.
Hükmün hukuki geçerlilik kazanması için dördüncü fıkra uyarınca kararı veren hakim veya hakimler ile duruşmada hazır bulunan zabıt katibi tarafından imzalanması zorunludur. İmza noksanlığı mahkeme ilamını sakatlayan şekli bir eksikliktir. Günümüz yargılama pratiğinde Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi üzerinden güvenli elektronik imza ile imzalanan kararlar da bu yasal zorunluluğu karşılamaktadır. Elektronik veya ıslak imzanın bulunmaması, kararın resmi belge niteliğini ve sıhhatini doğrudan ortadan kaldırır.
Yargısal Şeffaflık ve Üst Mahkeme Denetimi Açısından Karşı Oy Gerekçesi (Muhalefet Şerhi)
Toplu mahkemelerde (Asliye Ticaret Mahkemesi, Tüketici Mahkemesi toplu heyetleri, Bölge Adliye Mahkemesi daireleri vb.) kararlar oy birliği veya oy çokluğu ile alınır. Karara katılmayan üyenin muhalefet şerhi koyma hakkı anayasal bir güvencedir. HMK m. 298/3 uyarınca, hükümde çoğunluk görüşünün gerekçesinin yanı sıra, karara katılmayan hakimin karşı oy gerekçesine de açıkça yer verilmesi emredilmiştir.
Karşı oy gerekçesi, yalnızca şekli bir itiraz niteliğinde olmayıp, hukuki denetimi yapacak olan üst mahkemelere (istinaf merciine ve Yargıtay’a) uyuşmazlığın farklı yönlerini ve alternatif hukuki yorumlarını sunması açısından büyük önem taşır. Karşı oy gerekçesinin kararda yer almaması veya eksik yazılması, kararın usuli bütünlüğünü zedeler ve yargısal şeffaflık ilkesine aykırılık teşkil eder.
Avukat Görüşü: Kısa Karar ile Gerekçeli Karar Arasındaki Uyumsuzluklar Karşısında İzlenecek Usuli ve Kanun Yolu Stratejileri
Davanın taraflarını temsil eden avukatlar için kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki uyumsuzlukların denetimi, müvekkillerin hak kaybına uğramasını önlemek adına en kritik mesleki sorumluluklardan biridir. Bu denetimde avukatların uygulaması gereken başlıca stratejiler şunlardır:
- Kısa Karar – Gerekçeli Karar Çelişkisinin Tespiti: Gerekçeli karar tebliğ alındığında, duruşma zaptındaki kısa karar ile birebir karşılaştırılmalıdır. Sitemizde yer alan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2018/162 Esas, 2021/1525 Karar sayılı ilamı uyarınca; yerel mahkemenin kısa kararında asıl ve birleşen davanın her ikisi hakkında da infaza elverişli, net ve ayrı ayrı hüküm kurmaması, direnme kararında da bu hatayı tekrarlayarak “istihkak iddialarının kabulüne” şeklinde yuvarlak bir ifadeyle yetinmesi HMK m. 297 ve m. 298 kurallarına aykırıdır. Bu tür durumlarda karar infaz edilemeyeceğinden, üst mahkemeye yapılacak istinaf veya temyiz başvurusunda bu usuli aykırılık öncelikli bozma sebebi olarak ileri sürülmelidir.
- Bozmaya Uyulması Durumunda Kazanılmış Hak Denetimi: Yargıtay’ın bozma kararına uyulması durumunda mahkeme, bozma kararı çerçevesinde işlem yapmak ve hüküm kurmakla yükümlüdür. Sitemizde yer alan Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2022/8100 Esas, 2022/12800 Karar sayılı kararı doğrultusunda; mahkemenin bozmaya uyma kararı vermesine rağmen bozma gereklerini yerine getirmeyerek eksik incelemeyle karar tesis etmesi, usuli kazanılmış hak ilkesinin açık ihlalidir. Vekil olarak, uyma kararından sonra mahkemenin bozma doğrultusunda tüm işlemleri (örneğin tarafların ticari defterlerinin karşılaştırmalı bilirkişi incelemesini) eksiksiz yaptığını titizlikle takip etmelisiniz.
- Maddi Hatalar ve Taraf Sıfatı Karışıklıklarının Giderilmesi: Karar başlığında davada taraf sıfatı bulunmayan bir kişinin davalı olarak gösterilmesi veya vekalet ücreti fıkrasında “davalı” yerine “sanık” gibi alakasız sıfatların kullanılarak tereddüt yaratılması HMK m. 298 kapsamında kararın sıhhatini bozan usul hatalarıdır. Bu tip maddi ve usuli hatalar tespit edildiği anda tavzih/tashih yoluyla düzeltilmeli veya kanun yolunda bozma sebebi yapılmalıdır.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/162 E. , 2021/1525 K. (Hükmün İnfaza Elverişli ve HMK m. 297-298 Standartlarına Uygun Olmasının Zorunlu Olduğu, Kısa Karar ile Gerekçeli Karar Arasında Uyumsuzluk Bulunmasının Hükmü Geçersiz Kılacağı ve Usulden Bozma Sebebi Oluşturacağı)
ÖZET: Asıl ve birleşen davanın uyuşmazlık konusu olduğu durumlarda mahkemece her bir talep hakkında açık, net ve infaza elverişli ayrı ayrı hüküm fıkraları kurulmalıdır. Kısa kararda ve gerekçeli kararda bu nitelikleri taşımayan yuvarlak ifadeler kullanılması HMK m. 297 ve m. 298’e aykırı olup kararın usulden bozulmasını gerektirir.
Kararın Esası: Davacı (üçüncü kişi) tarafından açılan istihkak davası ile birleşen istihkak davasında mahkemece ilk kararda “istihkak iddialarının kabulüne” denilmiş, Özel Dairece esastan inceleme yapılarak karar bozulmuştur. Mahkemece bozmaya karşı direnilmiş; direnme kararında da asıl ve birleşen dava hakkında ayrı ayrı net hüküm fıkraları kurulmaksızın “asıl ve birleşen davada istihkak iddialarının kabulüne” şeklinde karar verilmiştir. Davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu; bozulan kararın sonraki kararın eki niteliğinde olmadığını, kurulacak yeni hükmün HMK’nın 297. ve 298. maddelerine uygun, infazda tereddüt yaratmayacak netlikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Mahkemenin her iki dava yönünden ayrı ayrı açık ve net talep sonuçlarını karşılar şekilde hüküm tesis etmemesinin karar sıhhatini ve infaz kabiliyetini ortadan kaldırdığı belirtilerek, direnme kararı usulden bozulmuştur.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2022/8100 E. , 2022/12800 K. (Mahkemenin Bozma İlamına Uyulmasına Karar Verdikten Sonra Bozmanın Gereklerini Yerine Getirmek Zorunda Olduğu, Gerekçeli Karar Başlığında ve Hüküm Fıkrasında Tereddüt ve Karışıklık Yaratılmasının HMK m. 298’e Aykırı Olduğu)
ÖZET: Bozma ilamına uyma kararı veren mahkeme, bozma doğrultusunda işlem tesis etmekle bağlıdır. Eksik incelemeyle karar verilmesi usuli kazanılmış hakka aykırıdır. Ayrıca gerekçeli karar başlığında taraf olmayan kişinin davalı yazılması ve hüküm fıkrasında sanık/davalı kavramlarının karıştırılarak tereddüt yaratılması HMK m. 298 gereğince bozma sebebidir.
Kararın Esası: Alacaklının icra mahkemesine başvurusunda, 3. kişinin 89/2 haciz ihbarnamesine itirazının haksız olduğunu ileri sürerek tazminat talep ettiği davada; mahkemece Yargıtay 19. Ceza Dairesi’nin bozma ilamına uyulmasına karar verilmiştir. Ancak uyma kararına rağmen her iki şirketin ticari defterleri üzerinde karşılaştırmalı bilirkişi incelemesi yaptırılmamış ve eksik bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuştur. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi yaptığı incelemede; bozmaya uyulmasına rağmen gereklerinin yerine getirilmemesinin usuli kazanılmış hakkın ihlali olduğunu belirtmiştir. Ayrıca, davada taraf sıfatı bulunmayan borçlunun karar başlığında davalı olarak gösterilmesi ve hüküm fıkrasında sanık/davalı kavramlarının karıştırılarak vekalet ücretinde tereddüte yol açılması HMK m. 298’e aykırı bulunarak mahkeme kararı bozulmuştur.
HMK Madde 298 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Gerekçeli karar, duruşmada tefhim edilen kısa karara (hüküm özetine) aykırı olarak yazılabilir mi?
Hayır. HMK Madde 298/2 uyarınca gerekçeli karar, duruşmada tefhim edilen hüküm sonucuna (kısa karara) hiçbir şekilde aykırı olamaz. Kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki bulunması mutlak bozma nedenidir.
Çoğunluk kararına katılmayan hâkimin karşı oy (muhalefet şerhi) gerekçesi hükümde yer almak zorunda mıdır?
Evet. HMK m. 298/3 gereğince, toplu mahkemelerde oy çokluğuyla verilen kararlarda çoğunluğun gerekçesinin yanında, karara katılmayan üyenin karşı oy gerekçesine de hükümde yer verilmesi yasal bir zorunluluktur.
Yargıtay’ın bozma ilamına uyma kararı verilmesinden sonra mahkeme bozma dışına çıkabilir mi?
Hayır. Mahkemece Yargıtay bozma ilamına uyulmasına karar verildiği takdirde, mahkeme bu uyma kararıyla bağlı hale gelir ve bozma doğrultusunda karar vermek zorundadır. Aksi yöndeki uygulamalar usuli kazanılmış hak ilkesinin ihlalini oluşturur.
Kararın gerekçeli karar başlığında taraf sıfatı olmayan bir kişinin gösterilmesi veya hükümde çelişki bulunması bozma sebebi midir?
Evet. Gerekçeli kararın başlığında taraf sıfatı bulunmayan bir kişinin davalı olarak gösterilmesi veya hüküm fıkrasında tarafların sıfatlarında karışıklık yaratılarak tereddüte yol açılması HMK m. 298 kapsamında karar bütünlüğüne aykırı olup bozma sebebidir.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.