Medeni Usul Hukukunda Hükmün Müzakeresi ve Gizliliği Usulü: HMK Madde 295

Hukuk yargılamasında tahkikat aşamasının tamamlanıp sözlü yargılama safhasına geçilmesiyle birlikte uyuşmazlığın nihai çözümü için karar aşamasına gelinir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 295. maddesi, mahkeme heyetinin hüküm kurmadan önceki son usuli faaliyeti olan “hükmün müzakeresi” aşamasını ve bu aşamada uyulması gereken zorunlu usul kurallarını düzenlemektedir. Kanun koyucu, yargının bağımsızlığı ve hakimin tarafsızlığı ilkelerini güvence altına almak adına uyuşmazlığın tartışıldığı müzakere safhasının gizli yapılmasını emrederken, kararın açıklanması niteliğindeki tefhimin ise alenen gerçekleştirilmesini benimsemiştir. Toplu mahkemelerde doğrudanlık ve yüz yüzelik ilkelerinin bir yansıması olarak, tahkikatı yürüten ve karar duruşmasında hazır bulunan hakimlerin müzakereye katılması asıldır. Heyette zorunlu nedenlerle hakim değişikliği meydana gelmesi halinde ise uyuşmazlığın esasına nüfuz edilebilmesi için tarafların sözlü açıklamalarının tekrar dinlenmesi usulü getirilmiştir. Bu doğrultuda HMK m. 295; hukuki dinlenilme hakkı (HMK m. 27)doğrudanlık ilkesihükmün verilmesi ve tefhimi (HMK m. 294) ile gerekçeli kararın yazılması (HMK m. 298) hükümleriyle sarsılmaz bir usuli ve sistematik bütünlük içerisindedir.


HMK Madde 295: Kanun Metni

Hükmün müzakeresi

MADDE 295- (1) Hüküm, gizli müzakere edilerek hazırlanır ve alenen tefhim olunur.

(2) Hükmü, yargılamanın sona erdiğinin bildirildiği duruşmada hazır bulunan hâkim veya hâkimler verir. Bu şekilde hüküm verebilecek hâkimlerin tamamı hazır bulunmadıkça hüküm hakkında görüşme yapılamaz.

(3) Hükmün müzakeresi sırasında, yargılamanın sona erdiğinin bildirildiği duruşmada hazır bulunan hâkim bulunmuyorsa, gerekli görüldüğü takdirde tarafların sözlü açıklamaları tekrar dinlendikten sonra müzakere edilir ve hüküm verilir.


6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Madde “hükmün müzakeresi” başlığını taşımakta olup, ilk iki fıkra 1086 sayılı Kanundaki hükümlerin günümüz Türkçesiyle ifadesini yansıtmaktadır. Üçüncü fıkra hükmü ile bir boşluk doldurulmakta ve yargılamanın sözlü safhasında bulunmuş olan hâkimlerin hükmün müzakeresi sırasında bulunmamaları hâlinde ne yapılacağı düzenlenmektedir.


Hukuki İncelemeler

Medeni Usul Hukukunda Hükmün Müzakeresi Kavramı, Gizliliği ve Hukuki Temelleri

Tahkikat aşamasının sona ermesiyle birlikte toplu mahkemelerde (heyet halinde çalışan mahkemelerde) veya tek hakimli mahkemelerde hakimin uyuşmazlığı karara bağlamak amacıyla yaptığı iç değerlendirme sürecine “hükmün müzakeresi” (deliberation) denir. HMK m. 295/1 uyarınca, hükmün kurulmasından önce gerçekleştirilen bu müzakerelerin strictly “gizli” yapılması yasal bir zorunluluktur. Müzakerenin gizliliği ilkesi, yargı bağımsızlığının ve hakimlerin hiçbir dış baskı, kamuoyu etkisi, tarafların müdahalesi veya sosyal çevre yönlendirmesi altında kalmadan yalnızca kanuna ve vicdani kanaatine göre karar verebilmelerinin en temel usuli güvencesidir.

Gizli müzakere sırasında duruşma salonunda veya hakim odasında zabıt katibi, davanın tarafları, müdahiller veya avukatlar dahil olmak üzere hiçbir üçüncü kişinin bulunmasına izin verilmez. Hakimler uyuşmazlığı kendi aralarında serbestçe tartışarak oylama yaparlar. Müzakerenin gizli tutulmasına karşılık, adalete olan toplumsal güvenin korunması ve yargısal denetimin sağlanması amacıyla hükmün sonucu (kısa karar) alenen, yani kamuya açık bir duruşmada tefhim edilmek zorundadır.

Toplu Mahkemelerde Hüküm Verecek Hakimlerin Hazır Bulunma Zorunluluğu ve Görüşme Usulü

Toplu mahkemelerde adil ve doğru bir hükmün kurulabilmesi, uyuşmazlığın tahkikat aşamasını takip eden ve yargılamanın bittiğinin açıklandığı son karar duruşmasında hazır bulunan hakimlerin karar sürecine katılmasına bağlıdır. HMK m. 295/2 bu doğrultuda emredici bir kural getirmiştir: Hükmü, yargılamanın sona erdiğinin bildirildiği duruşmada bizzat hazır bulunan hakim veya hakimler heyeti verir. Karar duruşmasında hazır bulunmuş olan heyet üyelerinin tamamı müzakerede fiziken ve usulen hazır bulunmadıkça, uyuşmazlığın esası hakkında hiçbir şekilde müzakere ve oylama yapılamaz.

Bu kural usul hukukundaki “doğrudanlık” (immediacy) ve “yüz yüzelik” ilkelerinin mutlak bir sonucudur. Davanın taraflarının son iddia ve savunmalarını sözlü olarak yönelttiği duruşmada bulunmayan, tarafların beyanlarını doğrudan işitmeyen bir hakimin hükmün müzakeresine katılması, yargılamanın sıhhatine aykırıdır. Bu nedenle karar duruşmasına katılan heyet üyelerinin eksiksiz olarak müzakerede bulunması, toplantı ve karar yeter sayısı bakımından da bir geçerlilik şartıdır.

Karar Aşamasında Hakim Değişikliği Halinde Sözlü Açıklamaların Tekrar Dinlenmesi Usulü

Yargılama pratiğinde, karar duruşmasında hazır bulunan heyet üyelerinden birinin karar verilmeden veya müzakere tamamlanmadan önce emekliye ayrılması, başka bir yere atanması, vefat etmesi ya da uzun süreli sağlık raporu alması gibi zorunlu nedenlerle görevinden ayrılması söz konusu olabilir. Bu gibi durumlarda heyette zorunlu bir hakim değişikliği meydana gelir. HMK m. 295/3, bu durumda ortaya çıkabilecek usuli boşluğu ve doğrudanlık ilkesinin ihlal edilmesi riskini ortadan kaldırmak amacıyla özel bir mekanizma düzenlemiştir.

Hükmün müzakeresi aşamasında, karar duruşmasında hazır bulunan hakimlerden biri artık görevde değilse, yerine yeni bir hakim görevlendirilir. Ancak doğrudanlık ilkesi gereği yeni katılan hakimin uyuşmazlığa tam olarak nüfuz edebilmesi amacıyla, mahkemece gerekli görüldüğü takdirde veya tarafların bu yönde haklı bir talepte bulunması halinde, tarafların sözlü açıklamaları yeni heyet huzurunda duruşmada tekrar dinlenir. Tarafların iddia ve savunmalarını sözlü olarak yeniden açıklamalarının ardından yeni heyet gizli müzakereye geçerek uyuşmazlığı karara bağlar. Sözlü açıklamaların tekrar dinlenmesi, yeni görevlendirilen hakimin dosya kapsamını sadece evrak üzerinden değil, taraflarla doğrudan temas kurarak değerlendirmesini sağlar.

Avukat Görüşü: Hüküm Veren Hakimlerin Değişmesi ve Kısa Karar-Gerekçeli Karar Çelişkilerinin Kanun Yolu Başvurularında Stratejik Kullanımı

Toplu mahkemelerde yargılama sürecinde meydana gelen hakim değişiklikleri ve duruşma tutanaklarındaki usuli eksiklikler, avukatlar için kanun yolu (istinaf ve temyiz) aşamasında en güçlü usuli iddiaları barındıran alanlardır. Davayı temsil eden bir avukat, karar duruşmasının zaptında yer alan hakim isimleri ile kısa kararın ve sonradan tebliğ edilen gerekçeli kararın altındaki hakim imzalarını titizlikle karşılaştırmalıdır. Eğer karar duruşmasında hazır bulunmayan bir hakimin müzakereye katıldığı ve kararı imzaladığı tespit edilirse veya karar duruşmasındaki hakim değiştiği halde HMK m. 295/3 uyarınca sözlü açıklamaların tekrar dinlenmesi usulü işletilmeden doğrudan karar verilmişse, bu durum “doğrudanlık ilkesinin” ve “hukuki dinlenilme hakkının” ağır bir ihlalidir. Avukat, bu usuli eksikliği kanun yolu başvurusunda öncelikli bozma sebebi olarak ileri sürmelidir.

Diğer yandan, hakimin duruşmada tefhim ettiği kısa karar ile gerekçeli kararın uyumlu olması kuralı, mahkemenin müzakere sonucunda ulaştığı iradenin dışa yansımasıdır. Sitemizde yer alan Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 2015/13799 Esas, 2017/5538 Karar sayılı kararı, bu konudaki hayati stratejik detayı ortaya koymaktadır. Davalı vekili olarak takip ettiğiniz bir tazminat davasında mahkeme duruşmada “12.081,00 TL” maddi tazminata hükmettiğini kısa kararda tefhim etmiş, ancak gerekçeli kararda “kısa kararda sehven hata yapıldığı, aslında ıslah dilekçesindeki talebe göre 62.082,38 TL’ye hükmedilmek istendiği” belirtilerek gerekçeli kararın hüküm kısmına “62.082,38 TL” yazılmışsa, burada kurtarılamaz bir çelişki mevcuttur. Hakim tefhimle birlikte davadan elini çektiği için gerekçeli kararla “hata düzeltme” veya “sehven yazımı düzeltme” adı altında hükmü değiştiremez. Avukat, kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki bu açık çelişkiyi derhal istinaf/temyiz konusu yapmalıdır. Yargıtay’ın istikrarlı içtihatları doğrultusunda bu çelişki, esasa girilmeksizin mahkeme kararının doğrudan ve mutlak olarak bozulmasını sağlayacaktır. Bozmadan sonra ise yerel mahkeme önceki kısa kararla bağlı olmayıp vicdani kanaatine göre yeni bir karar tesis edebileceğinden, avukat müvekkili lehine yargılamayı yeniden yönlendirme fırsatı elde eder.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2015/13799 E. , 2017/5538 K. (Kısa Kararda Sehven Hatalı Tazminat Miktarının Yazılması Halinde Bu Hatanın Gerekçeli Kararla Düzeltilemeyeceği, Kısa Karar ile Gerekçeli Karar Çelişkisinin Mutlak Bozma Sebebi Olduğu)

ÖZET: Karar duruşmasında 12.081,00 TL maddi tazminata hükmedildiğine dair kısa karar tefhim edildikten sonra; gerekçeli kararda kısa kararın sehven hatalı yazıldığı belirtilerek bilirkişi raporundaki miktar olan 62.082,38 TL tazminatın tahsiline karar verilmesi, kısa karar ile gerekçeli karar arasında açık bir çelişki yaratır. Hükmün bu çelişki nedeniyle bozulması gerekir.

Kararın Esası: Davacı vekili, davalının köstebek tabancası tuzağı kurması nedeniyle müvekkilinin elinden yaralandığını belirterek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda, 12/05/2015 tarihli karar duruşmasında davanın kısmen kabulü ile “12.081,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline” karar verildiği kısa kararla tefhim edilmiştir. Ancak yazılan gerekçeli kararda; kısa kararda tazminat miktarının sehven hatalı yazıldığı, aslında bilirkişi raporunda hesaplanan ve davacının ıslahla talep ettiği “62.082,38 TL” maddi tazminata hükmedilmek istendiği belirtilerek hüküm kısmında 62.082,38 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

Davalının temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesi; HMK m. 297 ve m. 298/2 (kararda atıf yapılan HMK m. 295/2 ibaresinin usuli bağlamı) uyarınca gerekçeli kararın tefhim edilen kısa karara aykırı olamayacağını vurgulamıştır. 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; tefhim edilen kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin mutlak bozma sebebi olduğu belirtilmiştir. Mahkemece yapılacak işin, önceki kısa kararla bağlı olmaksızın kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiyi giderecek şekilde vicdani kanaate göre yeniden bir karar vermek olduğu belirtilerek yerel mahkeme kararı bozulmuştur.


HMK Madde 295 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Hükmün müzakeresinin gizli olması ne anlama gelir?

Medeni usul hukukunda yargı bağımsızlığının ve hakimlerin tarafsızlığının tam olarak sağlanması amacıyla, karar verilmeden önce hakimlerin uyuşmazlığı tartıştığı ve oyladığı müzakere süreci gizli yapılır. Bu gizli oylama ve görüşme esnasında duruşma salonunda veya hakim odasında zabıt katibi, davanın tarafları veya avukatlar dahil hiç kimse bulunamaz.

Karar duruşmasında hazır bulunmayan bir hakim hükmün kurulmasına katılabilir mi?

Hayır. HMK Madde 295/2 gereğince, uyuşmazlık hakkında yalnızca yargılamanın sona erdiğinin bildirildiği karar duruşmasında hazır bulunan hakim veya hakimler karar verebilir. Karar verecek kurul üyelerinin tamamı müzakerede eksiksiz olarak hazır bulunmadıkça uyuşmazlık hakkında hiçbir görüşme ve değerlendirme yapılamaz.

Karar duruşmasından sonra müzakere aşamasında hakim değişirse ne olur?

HMK m. 295/3 uyarınca, uyuşmazlığın son karar duruşmasında hazır bulunan hakimlerden biri herhangi bir zorunlu nedenle (atama, emeklilik, hastalık vb.) müzakere esnasında bulunamıyorsa, yerine yeni bir hakim görevlendirilir. Heyetin doğrudanlık ilkesine uygun karar verebilmesi için gerekli görülmesi halinde, tarafların sözlü açıklamaları duruşmada yeniden dinlenir ve ardından müzakere edilerek hüküm kurulur.

Kısa kararda sehven yanlış yazılan tazminat miktarı gerekçeli kararda düzeltilebilir mi?

Hayır. Duruşmada tefhim edilen kısa karar (hüküm sonucu) ile sonradan yazılan gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında hiçbir çelişki bulunamaz. Mahkeme kısa kararı tefhim etmekle davadan elini çektiği için, kısa kararda yapılan maddi bir hata (örneğin 12.081,00 TL yazılması) gerekçeli kararda doğru miktarın (62.082,38 TL) yazılması suretiyle kendiliğinden düzeltilemez. Bu durum Yargıtay içtihatlarına göre mutlak bozma sebebidir.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi var olan bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.