Medeni Usul Hukukunda Keşfe Katlanma Zorunluluğu ve Yasal Yaptırımlar: HMK Madde 291

Adil ve etkin bir yargılamanın gerçekleştirilebilmesi, uyuşmazlığın aydınlatılmasında rol oynayan kişilerin mahkeme kararlarına riayet etmesine bağlıdır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 291. maddesi, keşif delilinin fiilen icra edilebilmesi için taraflara ve dava dışı üçüncü kişilere yüklenen “keşfe katlanma zorunluluğunu” düzenlemektedir. Kanun koyucu, keşfin sağlıklı bir şekilde icra edilebilmesini hem tarafların dürüstlük kuralına (HMK m. 29) uygun davranma yükümlülüğünün hem de üçüncü kişiler bakımından kamu düzeninin bir gereği olarak kabul etmiştir. Keşif kararının uygulanmasına tarafların veya üçüncü kişilerin haksız biçimde engel olması, usul hukukunda son derece ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Taraflar bakımından ispat yükünün yer değiştirmesi veya iddia edilen vakıanın kabul edilmiş sayılması gibi usuli sonuçlar doğarken; üçüncü kişiler bakımından ise disiplin para cezası, yargılama giderlerinin yükletilmesi ve gerektiğinde kolluk marifetiyle zor kullanılması gibi yaptırımlar öngörülmüştür. Bu kurallar; keşif kararı (HMK m. 288)keşfin yapılması usulü (HMK m. 290)yargılama giderleri (HMK m. 326) ve tanıklıktan çekinme sebepleri (HMK m. 247-251) ile tam bir entegrasyon içerisindedir.


HMK Madde 291: Kanun Metni

Keşfe katlanma zorunluluğu

MADDE 291- (1) Taraflar ve üçüncü kişiler keşif kararının gereğine uymak ve engelleyici tutum ve davranışlardan kaçınmak zorundadırlar.

(2) Keşif yapılmasına taraflardan birinin karşı koyması hâlinde, o kimse ispat yükü kendisine düşen taraf ise bu delilden vazgeçmiş; diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılır. Şu kadar ki, hâkim duruma ve karşı koyma sebebine göre bu hükmü uygulamayabilir.

(3) Keşif, üçüncü kişi için uygun olan zamanda yapılır. Keşif zamanı ve yeri üçüncü kişiye bildirilir. Gecikmesinde zarar umulan hâllerde bildirim yapılmaksızın keşif icra edilir. Keşfe karşı koyma hâlinde hâkim, üçüncü kişiyi karşı koymanın sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder; gerektiğinde zor kullanılmasına karar verebilir. Ancak, üçüncü kişi tanıklıktan çekinme sebeplerine dayanarak keşfe katlanma yükümlülüğünden kaçınabilir.


6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Mahkeme çalışmalarının kolaylaştırılması, taraflar için dürüstlük kuralının bir sonucu, üçüncü kişiler için de kamu düzeninin sağlanmasının gereğidir. Taraflar ve üçüncü kişiler, keşif kararının gereğine uymak ve ayrıca keşfi engelleyici davranışlardan kaçınmak zorundadırlar. İncelemenin konusu; beden muayenesi, doku alınması, bir belgenin tetkiki veya zilyet olunan yere girilmesi gibi zorunlulukları gerektirebilir.

İkinci fıkrada, taraflardan birinin keşif kararına uymaması yahut engelleyici davranış içine girmesi hâlinde müeyyidenin ne olacağı açıklanmıştır. O kişi, ispat yükü kendisine düşen taraf ise bu delilden vazgeçmiş, diğer taraf ise iddia edilen vakıayı kabul etmiş sayılacaktır. Kaçınma makul bir sebebe dayandırılıyorsa duruma göre bu hüküm uygulanmayabilecektir.

Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, keşif, üçüncü kişi bakımından uygun olan zamanda yapılır. Doğaldır ki mahkeme keşif zamanını tayin ederken tarafların durumunu da göz önünde bulunduracaktır. Dava dışı olan üçüncü kişiye keşfin yeri ve zamanı hakkında keşiften önce bilgi verilmelidir. Gecikmesinde zarar doğacak hâllerde bu bildirimden vazgeçilebilir. Üçüncü kişini keşfe karşı koyması, engelleyici davranış içerisine girmesi hâlinde, hâkim zor kullanabileceği gibi, maddedeki diğer müeyyideleri de uygular. Ancak üçüncü kişi, tanıklıktan çekinme sebepleri varsa keşfe katlanmak zorunda değildir.


Hukuki İncelemeler

Keşfe Katlanma Zorunluluğunun Hukuki Niteliği: Kamu Düzeni ve Dürüstlük Kuralı Esası

Keşif işlemi, mahkemenin maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla uyuşmazlık konusu nesne, taşınmaz veya şahıs üzerinde bizzat yaptığı bir duyu organı gözlemidir. HMK m. 291/1 uyarınca, uyuşmazlığın tarafları ile dava dışı üçüncü kişiler, mahkemenin verdiği keşif kararının gereğine uymak ve keşfin icrasını engelleyecek her türlü tutum ve davranıştan kaçınmakla yükümlüdürler. Bu yükümlülük, yargılama hukukunda taraflar için HMK m. 29’da düzenlenen dürüstlük kuralının somut bir uzantısıdır. Taraflar, yargılamanın dürüstlük ilkelerine uygun şekilde ve süratle sonuçlandırılması için mahkemeye yardımcı olmak zorundadır.

Dava dışı üçüncü kişiler bakımından ise keşfe katlanma zorunluluğu, kamu düzeninin ve adaletin tecellisinin sağlanmasının kaçınılmaz bir gereğidir. Devletin yargı yetkisi, mahkemelerin uyuşmazlıkları aydınlatabilmesi için gerektiğinde bireylerin özel alanlarına (örneğin zilyet olunan taşınmaza girilmesi, bir belgenin incelenmesi, beden muayenesi yapılması) müdahale etmesini zorunlu kılabilir. Bireyler, adalet mekanizmasının işleyebilmesi için kanunun sınırları çerçevesinde bu katlanma yükümlülüğüne uymakla mükelleftir.

Tarafların Keşfe Karşı Koymasının Usuli Sonuçları ve İspat Yükü Üzerindeki Etkileri

Yargılamanın taraflarından birinin, mahkemece usulüne uygun olarak verilen keşif kararının uygulanmasına karşı koyması halinde uygulanacak yaptırımlar HMK m. 291/2 hükmünde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, bu yaptırımları ispat yükünün hangi tarafta olduğuna göre ikiye ayırmıştır:

  1. İspat yükü kendisine düşen taraf karşı koyarsa: Bu durumda, keşif deliline dayanan ve ispat yükü altında olan taraf, keşif delilinden vazgeçmiş sayılır. Yani karşı koyan taraf, o vakıayı başka delillerle ispat edemediği takdirde davasını veya savunmasını kanıtlayamamış kabul edilir.
  2. Karşı taraf karşı koyarsa: İspat yükü kendisinde olmayan, ancak keşif yapılacak nesne veya taşınmazı elinde bulunduran taraf keşfe engel olursa, karşı tarafın o delille ispat etmek istediği vakıayı kabul etmiş sayılır. Bu durum, yargılamada dürüst davranmayan ve delillerin gizlenmesine yol açan tarafa karşı uygulanan çok ağır bir usuli yaptırımdır.

Ancak yasa koyucu, hakime takdir yetkisi tanıyarak; karşı koyma sebebinin ve somut durumun haklı bir esasa dayanması halinde (örneğin kişinin konut dokunulmazlığının veya özel hayatının gizliliğinin korunması gereken istisnai haller veya haklı sağlık engelleri) bu yaptırımları uygulamayabileceğini hükme bağlamıştır.

Üçüncü Kişilerin Keşfe Katlanma Yükümlülüğü, Yasal Yaptırımlar ve Tanıklıktan Çekinme İstisnası

Dava dışı üçüncü kişilerin mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan yerlerde keşif yapılması gerektiğinde, üçüncü kişilerin haklarının da korunması gözetilir. HMK m. 291/3 gereğince keşif, üçüncü kişi için uygun olan zaman diliminde icra edilmeli ve keşfin yeri ile zamanı üçüncü kişiye önceden bildirilmelidir. Yalnızca gecikmesinde telafisi imkansız zararlar doğabilecek ivedi durumlarda bildirim yapılmaksızın keşif icra edilebilir.

Üçüncü kişinin haklı bir neden olmaksızın keşfe engel olması veya karşı koyması halinde yasa koyucu hakime cezai ve cebri yetkiler tanımıştır. Buna göre hakim; karşı koyan üçüncü kişiyi, engelleme nedeniyle ortaya çıkan tüm yargılama giderlerine mahkum eder. Ayrıca, beşyüz Türk Lirasından beşyüz Türk Lirasına kadar (canlı sayfadaki verbatim metin uyarınca) disiplin para cezasına hükmedebilir ve keşfin fiilen icrası için kolluk kuvvetleri marifetiyle zor kullanılmasına karar verebilir. Ancak, üçüncü kişilere tanınan en önemli istisna tanıklıktan çekinme haklarıdır. Eğer üçüncü kişi, tanıklıktan çekinmesini haklı kılan yasal nedenlere (HMK m. 247-251) sahipse, bu nedenleri ileri sürerek keşfe katlanma yükümlülüğünden kaçınabilir.

Avukat Görüşü: Kadastro Davalarında Keşif Giderlerinin Kesin Sürede Yatırılmaması ve HMK m. 291 Uygulaması

Avukatlık uygulamasında keşif işlemlerinin aksamasındaki en büyük etkenlerden biri, mahkemeler tarafından keşif giderlerinin yatırılması için verilen “kesin süre” ara kararlarının usulüne uygun kurulmamasıdır. HMK m. 291 uyarınca keşif kararına uymama yaptırımlarının tetiklenebilmesi için, öncelikle keşif işleminin usulüne uygun şekilde kararlaştırılmış ve taraflara masrafları yatırmak üzere yasaya uygun kesin süre verilmiş olması şarttır.

Sitemizde yer alan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’nin 2021/6649 E. , 2022/8461 K. sayılı ilamı, bu konuda avukatların bilmesi gereken altın kuralları barındırmaktadır. Yargıtay’a göre, keşif masraflarının kesin sürede yatırılmaması nedeniyle davacının keşif delilinden vazgeçmiş sayılabilmesi için mahkemenin şu usul adımlarını eksiksiz uygulamış olması gerekir:

  1. Dosya keşfe tamamen hazır hale getirilmiş ve kesin keşif gün ve saati belirlenmiş olmalıdır.
  2. Keşif gideri; hakim, katip, mübaşir yollukları, uzman bilirkişi ücretleri, vasıta parası ve tebligat giderleri olarak kalemler halinde tek tek gösterilmelidir.
  3. Birden fazla davacının veya birleşen davanın bulunması halinde, her bir davacının bu masrafların ne kadarından sorumlu olduğu, giderlerin tamamını mı yoksa belirli bir oranını mı yatırmaları gerektiği açıkça belirtilmelidir.
  4. Bu ara karara uymamanın yasal sonuçları hazır bulunan tarafa ihtar edilmeli, hazır bulunmayana ise usulüne uygun tebliğ edilmelidir.

Eğer mahkeme, masrafları davacılar arasında paylaştırmadan soyut bir toplam üzerinden kesin süre vermişse, bu ara karar geçersizdir ve davacının keşif delilinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilemez. Avukatlar, mahkemenin bu tür usul hatalarını tespit ederek müvekkillerinin hak kaybına uğramasını engellemeli ve geçersiz kesin süre kararlarına dayanılarak verilen ret kararlarını üst mahkemelere taşımalıdır.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2021/6649 E. , 2022/8461 K. (Keşif Giderlerinin Yatırılması İçin Verilen Kesin Süre Ara Kararının Usul ve Yasaya Uygun Olması Zorunluluğu ve Geçersiz Kesin Sürenin Sonuçları)

ÖZET: Kadastro tespitine itiraz davalarında, keşif giderlerinin kesin sürede yatırılmaması nedeniyle HMK m. 291 veya Kadastro Kanunu m. 36 uyarınca davacının keşif delilinden vazgeçmiş sayılabilmesi için; keşif gününün belirlenmiş olması, masraf kalemlerinin tek tek gösterilmesi ve birden fazla davacı varsa her birinin sorumlu olduğu miktarın açıkça belirtilmesi gerekir. Belirsiz masraf ara kararına dayanılarak davanın reddine karar verilemez.

Kararın Esası: Davacı gerçek kişi ve birleşen davanın davacısı Hazine, kadastro tespitinin iptali istemiyle dava açmışlardır. Mahkemece, davacılara keşif giderlerini yatırması için kesin süre verildiği, ancak masrafların yatırılmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hükmün davacı Hazine vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesi; ara kararın usulsüz olduğunu saptamıştır. Kararda, mahkemenin asıl dava ve birleşen davanın davacılarından her birinin keşif masraflarının ne kadarından sorumlu olduğunu, giderlerin tamamını mı yoksa bir kısmını mı ödemeleri gerektiğini açıkça belirtmediği vurgulanmıştır. Yasa kurallarına uygun kurulmayan ara kararına dayanılarak davacı Hazinenin keşif delilinden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiş ve yerel mahkeme kararı bozulmuştur.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2015/404 E. , 2017/3171 K. (Keşif Mahallinde Mevcut Durumun ve Fiili Kullanımın Eksiksiz Tespiti Zorunluluğu ile Usulsüz Keşif Tutanaklarının Geçersizliği)

ÖZET: Ecrimisil davalarında, keşif mahallinde uyuşmazlık konusu taşınmazı fiilen kimin kullandığının net olarak saptanması, tarafların delillerinin toplanması ve keşif esnasında yapılan tüm işlemlerin keşif yerinde düzenlenen tutanakla kayıt altına alınması (HMK m. 288, 291) gerekir. Önceden düzenlenen keşif tutanaklarına sonradan ekleme yapılması usule aykırıdır.

Kararın Esası: Davacı banka, cebri icra yoluyla satın aldığı bağımsız bölümün davalı tarafından haksız kullanıldığını ileri sürerek ecrimisil talebinde bulunmuştur. Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi yaptığı incelemede; mahallinde yapılan keşifte bağımsız bölümlerin işyeri olduğunun belirlenmesine rağmen, bu yerlerin fiilen kimin tarafından kullanıldığının netleştirilmediğini saptamıştır. Kararda, HMK m. 288 ve m. 291 uyarınca keşfin doğrudanlık ilkesine uygun olarak mahallinde yapılması ve tüm işlemler ile beyanları içeren resmi keşif tutanağının fiilen keşif yerinde düzenlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Mahkemenin keşfe gitmeden önce hazırladığı tutanağa keşif esnasında veya sonrasında eklemeler yapmasının yasal düzenlemelere açıkça aykırı olduğu belirtilerek hüküm bozulmuştur.


HMK Madde 291 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Keşif kararına taraflardan birinin karşı koymasının cezası veya usuli sonucu nedir?

HMK Madde 291/2 uyarınca, keşfe karşı koyan taraf ispat yükü kendisinde olan taraf ise o delilden vazgeçmiş sayılır. Karşı koyan taraf ispat yükü altında olmayan taraf ise, karşı tarafın o keşif delili ile ispat etmek istediği maddi vakıayı kabul etmiş sayılır.

Üçüncü kişiler keşif kararına uymak zorunda mıdır?

Evet. Üçüncü kişiler kamu düzeni gereğince keşif kararlarına uymakla yükümlüdür. Haklı bir neden olmaksızın karşı koymaları halinde, karşı koymanın sebep olduğu giderlerden sorumlu tutulurlar, disiplin para cezasına çarptırılabilirler ve haklarında zor kullanılmasına karar verilebilir.

Üçüncü kişi hangi durumlarda keşfe katlanma zorunluluğundan kaçınabilir?

HMK m. 291/3’ün son cümlesi uyarınca, üçüncü kişiler Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen “tanıklıktan çekinme sebeplerine” (HMK m. 247-251) dayanarak keşfe katlanma yükümlülüğünden hukuken kaçınabilirler.

Keşif masraflarının kesin sürede yatırılmaması durumunda doğrudan keşif hakkı kaybedilir mi?

Sadece mahkemenin usulüne uygun şekilde kesin süre ara kararı kurmuş olması halinde bu sonuç doğar. Mahkemenin masraf kalemlerini tek tek göstermeden, tarafların sorumluluk oranlarını belirtmeden veya duruşma dışında usulsüz şekilde verdiği kesin süre kararları geçersizdir ve keşif hakkını düşürmez (Yargıtay 8. HD kararı uyarınca).


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.