
Mahkemede Yalan Söylenebilir mi? Dürüstlük Kuralı (HMK Madde 29)
Halk arasına yerleşmiş “Mahkemede kim daha iyi yalan söylerse o kazanır” ya da “Avukat dediğin iyi kılıfına uydurandır” gibi talihsiz yargılar, medeni usul hukukumuzun üzerine inşa edildiği temellerle tamamen çatışır. Yasun koyucu, adaleti bir “kurnazlık turnuvası”na dönüştürmemek adına Türk Medeni Kanunu’na yerleştirdiği evrensel omurgayı, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 29 ile yargılama sahasına da taşımıştır. Bu emredici maddeye göre; tarafların ve onları temsil eden avukatların, mahkemeye sundukları olayları abartması veya lehe yontması bir dereceye kadar “savunma stratejisi” olarak kabul edilse de; yalan söylemeleri, gerçeğe açıkça aykırı delil uydurmaları veya kanundaki bir boşluğu karşı tarafı kasıtlı olarak mahvetmek için kullanmaları yasaktır. Makalemizde “Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğünün” (Objektif İyiniyet) sınırlarını, bu kuralın ihlali durumunda Yargıtay’ın nasıl set çektiğini örnek kararlarla analiz ediyoruz.
HMK Madde 29
(1) Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar.
(2) Taraflar, davanın dayanağı olan vakıalara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun bir biçimde yapmakla yükümlüdürler.
Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü Nedir?
HMK Madde 29 gereğince “Taraflar davanın dayanağı olan olaylara ilişkin açıklamalarını gerçeğe uygun biçimde yapmakla yükümlüdür.” Bu kural uyarınca kimse kendi aleyhine olan bir gerçeği (Örneğin: “Evet ben suçluydum”) kendi ağzıyla itiraf etmeye zorlanamaz. Hakkınızda sessiz kalabilirsiniz. Ancak hukuken susmak başka, olmayan bir şeyi varmış gibi yalan beyanla üretmek veya var olan bir resmi belgeyi gizlemek bambaşkadır. Doğruyu söyleme ödevi ihlal edildiğinde (usul hilesi yapıldığında), mahkemeler bu kişinin eylemlerini yok sayabilir ve davayı esastan reddedebilir.
İcra Hukukunda Dürüstlük Kuralı (Hakkın Kötüye Kullanılması)
HMK’daki dürüstlük yasası sadece dilekçe yazarken değil, kazanılmış bir hakkı tahsil ederken de geçerlidir. Borçlar Kanunu veya Medeni Kanun her ne kadar alacaklıya borçlunun peşine düşme hakkı tanısa da, bunu “amacından saptırarak karşı tarafa maksimum zarar verecek şekilde” yapmak hukuk düzenince korunmaz. Bir ilamdaki (mahkeme kararındaki) tazminatı, vekâlet ücretini ve yargılama giderini tek seferde icraya koymak varken; sırf borçludan üç defa avukatlık ücreti koparmak için “3 ayrı icra dosyası açılması” bu kötüniyetin (HMK 29 ihlalinin) en klasik örneğidir.
Avukat Görüşü: Adliyedeki Kurnazlıkların Yargıtay Duvarına Çarpması
Bir davanın sınırlarını ne kadar zorlayabilirsiniz? HMK 29 tam da bu çizginin adıdır. Pratikte sıkça rastladığımız bir usul dolanma hilesi vardır: Davacı elinde kesin bir mahkeme kararı (İlam) varken, gidip borçlu adına İlamsız İcra Takibi (Örnek-7 faturasız/belgesiz icra) açar. Buradaki maksat şudur: Normalde ilamlı takibe borçlu itiraz edemez, ancak ilamsız yaparsam borçlu itiraz dilekçesi verecektir, o itiraz edince ben de ‘itirazın iptali’ davası açıp ondan %20 İcra İnkâr Tazminatı daha kazanırım!
İşte usul usul bu tuzağı ören taraflara yönelik Yargıtay’ın cevabı son derece serttir: “Devletin yargı gücünü, yasadaki boşlukları dolanarak kullanamazsınız.” Bu türde açılmış davalar HMK madde 29 (Dürüstlük ve Doğru Söyleme Kuralı) uyarınca reddedilmekte ve kötü niyet tazminatlarıyla dürüst olmayan taraflara ağır faturalar çıkarılmaktadır.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Bu maddenin birinci fıkrasında dürüstlük kuralı, ikinci fıkrasında ise doğruyu söyleme yükümlülüğü getirilmiştir ki bunlar “taraf hâkimiyeti”nin sınırları olarak görülmektedir.
Maddenin ilk fıkrası, Türk Medenî Kanunundaki “dürüstlük kuralı”nın medenî usul kanunundaki görünümüdür. Mukayeseli hukukta da dürüstlük kuralına, medenî usul kanunlarında yer verilmektedir. Bu kural, taraf usul işlemleri alanında etkisini gösterecektir. Söz konusu kurala aykırı olması hâlinde işlemin hukukî sonuç doğurması mahkemece önlenecektir.
Doğruyu söyleme ödevi tarafların yargılamadaki yükümlülüklerinden biridir. Hukukun temel ilkelerinden biri olan dürüstlük kuralına yargılama sırasında da riayet edilmelidir. Yükümlülüğün ana noktaları vakıalar ve delillerdir. Yargılamada taraflar bir mücadele içinde olsalar da bu mücadelede her şeyin geçerli sayılacağı kabul edilemez. Muhakeme sürecine ilişkin değişik maddelerde de dürüstlük kuralına aykırı kötüniyetli davranışların önüne geçmek için bazı yaptırımlar öngörülmüştür. Tüm bu hükümlerin temelinde dürüstlük kuralına uygun davranmayı sağlama amacı yatmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında, dürüstlük kuralının özel ve önemli bir unsuru olan doğruyu söyleme ödevi açıkça düzenlenmiş bulunmaktadır. Taraflar yargılamada kendi menfaatlerine uygun olarak neleri ileri sürüp sürmeyecekleri konusunda serbesttir. Ancak ileri sürdükleri hususların doğru olması, beyan ve açıklamalarının gerçeğe aykırı olmaması gerekir. Taraflardan aleyhlerine olan hususları da beyan etmeleri beklenemez. Ancak gerek kendilerine, gerek karşı tarafa ilişkin hususlarda yaptıkları açıklamalarda mahkemeyi yanıltmamaları gerekir. Doğruyu söyleme ödevi, hem yazılı hem de sözlü beyan ve açıklamalar için geçerlidir. Bu ödeve aykırılık hâlinde beyanlar mahkemece dikkate alınmayacak ve değerlendirilmeyecektir. Ayrıca tarafın bilinçli olarak yalan söylemesi bir usul hilesi oluşturabilir.
Dürüstlük Kuralı (Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Davada bilerek yalan söylediğim ortaya çıkarsa suç işlemiş olur muyum?
Tarafların mahkeme dilekçelerinde veya beyanlarında kendilerini savunurken yalan söylemesi, HMK Madde 29 gereğince hukuki anlamda dürüstlük kuralına aykırıdır; mahkeme bu yalan üzerinden ilerlemez ve iddialarınızı reddeder. Ancak salt “dilekçede yalan söylediğiniz/suçu inkâr ettiğiniz” için TCK kapsamında size ceza verilmez (Çünkü susma veya kendini suçlamama hakkı vardır). Ancak, eğer yalanınızı ispatlamak için “Sahte bir belge sunarsanız (Evrakta sahtecilik)” veya yerinize başkasını “Yalancı Şahit (Yalan tanıklık)” olarak konuşturursanız o zaman doğrudan Türk Ceza Kanunu kapsamında cezalandırılırsınız.
Karşı tarafın sunduğu belgeler benim aleyhime, yalanlamak zorunda mıyım?
Hayır. HMK 29 doğruyu söyleme yükümlülüğü getirse de, hiçbir kanun size “Karşı tarafın sizin aleyhinize sunduğu bir iddiayı veya belgeyi doğrulamak/kabul etmek zorundasınız” diyemez. Taraflardan lehlerine olduğu kadar aleyhlerine olan hususları bizzat itiraf etmeleri beklenmez. İşi ispat etmek iddia edenin (karşı tarafın) sorumluluğundadır. Ancak bildiğiniz bir gerçeğe itiraz etmemek başkadır, o belgenin açıkça sahte olduğu yalanını ortaya atıp mahkemeyi oyalamak başkadır; ikincisinde dürüstlük kuralı sınırları aşılır.
İcra takibinde alacaklının kasıtlı olarak ekstra ücret istemesi yasal mıdır?
Alacaklının yasal bir hakkına (“mahkeme harçları, tazminatlar” gibi) dayanarak sizden üç ayrı farklı icra dosyasında ödeme istemesi teknik olarak sistemde mümkündür. Ancak Yargıtay bu durumu “Objektif iyi niyet kurallarının göz ardı edilmesi, hakkın kötüye kullanımı ve karşı tarafı ezici bir külfete sokması” nedeniyle HMK Madde 29 dürüstlük kuralının ihlali kabul eder. Alacaklı devletin bu tür boşluklarını sırf fazladan vekâlet ücreti veya faiz almak için kullanamaz. Kullanırsa icra mahkemesine yapacağınız bir şikayetle bu ekstra dosyaları birleştirebilir veya iptal ettirebilirsiniz.
HMK Madde 29 Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
Yargıtay İçtihatları
8. Hukuk Dairesi 2015/3932 E. , 2017/4621 K.
ÖZET (3 İcra Dosyası Kurnazlığı): Alacaklı, kazandığı tek bir Asliye Hukuk Mahkemesi kararına dayanarak; “maddi tazminat” kısmını 1. İcra dosyasıyla, “yargılama giderini” 2. İcra dosyasıyla, “vekalet ücreti” kısmını ise 3. İcra dosyasıyla başlatmış ve borçluya fazladan avukatlık ücreti bindirmiştir. Yargıtay; Yasalarda “böyle yapılamaz” diye açık bir kural olmasa dahi, HMK 29 ile korunan objektif iyiniyet ve dürüstlük kuralının ortada olduğuna vurgu yaparak, “Sırf yasadaki boşluktan faydalanıp sebepsiz zenginleşme doğuracak ve borçluyu aşırı zarara uğratacak şekilde 3 ayrı takip açılması hakkın kötü kullanılmasıdır” gerekçesiyle icra takibini yasanın ruhuna aykırı bulup iptal etmiştir.
- HMK Madde 29
- Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
HMK Madde 29 Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
Yargıtay İçtihatları
12. Hukuk Dairesi 2015/30970 E. , 2016/9413 K.
ÖZET (İlamlı Yerine İlamsız Takip Tuzağı): Alacaklı, Aile Mahkemesinden aldığı tazminat kararını doğrudan “İlamlı İcra” ile işleme koymak (İcra Emri) gibi kesin bir gücü varken, gidip sanki elinde karar yokmuş gibi borçluya “İlamsız İcra” (Ödeme Emri) göndermiştir. Borçlu itiraz edince de alacaklı mahkemeye koşup İtirazın Kaldırılması davası açmıştır. Yargıtay; “Elinde dev gibi bir kanıt (İlam) olan kişinin bunu bırakıp basit icra yolunu seçmesindeki amaç, borçluyu tuzağa düşürüp icranın iadesi yollarını kapamak ve devletin mahkemesini lüzumsuz meşgul etmektir” uyarısında bulunarak eylemi HMK 29 (Dürüstlük Kuralı) ihlali saymış ve alacaklının davasını reddetmiştir.
- HMK Madde 29
- Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
HMK Madde 29 Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
Yargıtay İçtihatları
Hukuk Genel Kurulu 2014/1429 E. , 2016/1008 K.
ÖZET (Kira Alacağı Kesinleşmesi): Kiracı aleyhine yapılan kira takibinde alacaklı, talepnameye “3 aylık 5.400 TL” yazmış ancak bunların “Hangi ayların kirası” olduğunu belirtmemiştir. Kiracı ise “Ben borcumu elden/mahsuplaşarak ödedim” diyerek topyekûn itiraz etmiştir. Yargıtay HGK, “aykırı bir muhalefet üyesi bunun dürüstlük kuralı ve silahların eşitliğine (HMK 29) aykırı olduğunu savunsa da” oyçokluğuyla şu karara varmıştır: Alacaklının ilgili takibine borçlu hiçbir açıklama yapmaksızın toptan borcum yoktur dediyse, alacaklının sadece “3 aylık” diyerek ödeme ayı göstermemesi davanın reddi için yeterli ve hakkın kötüye kullanımı sayılmaz (Esasa girilmesi zorunludur).
- HMK Madde 29
- Dürüst Davranma ve Doğruyu Söyleme Yükümlülüğü
UYARI
Web sitemizde yer alan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka web sitelerinde yayımlanması halinde hukuki ve cezai yollara başvurulacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.