HUKUK MUHAKEMELERİ KANUNU

Yargılamaya Hâkim Olan İlkeler

Duruşmalar Herkese Açık Mıdır? Aleniyet İlkesi ve İstisnaları (HMK Madde 28)2026-04-08T21:46:09+03:00
Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Duruşmalar Herkese Açık Mıdır? Aleniyet İlkesi ve İstisnaları (HMK Madde 28)

Bir adliye koridorunda yürürken merak ettiğiniz herhangi bir duruşma salonunun kapısını açıp, en arkadaki izleyici sıralarına oturarak orada neler konuşulduğunu dinleyebileceğinizi biliyor muydunuz? Adaletin kapalı kapılar ardında, gizli saklı bir şekilde dağıtılmadığının; toplumun her bireyi tarafından denetlenebildiğinin en büyük Anayasal güvencesi **”Aleniyet İlkesi”**dir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 28, ister davayla uzaktan yakından ilginiz olmasın, ister sırf hukuk öğrencisi veya sıradan bir vatandaş olun; duruşmaların ve mahkeme kararlarının kamuya “açık” (aleni) olması gerektiğini birinci kural olarak koyar. Ancak aynı yasa koyucu; tarafların ticari itibarının, aile yaşantısının veya genel ahlakın zarar görebileceği bazı istisnai dosyalarda bu aleniyeti bir kalkanla kapatarak “Gizli Duruşma” kararı alınabilmesine de olanak tanımıştır. Makalemizde adaletin şeffaflık ilkesini ve bu şeffaflığın hangi zorunlu hallerde rafa kalkacağını Yargıtay içtihatlarıyla birlikte ele alıyoruz.

HMK Madde 28

1) Duruşma ve kararların bildirilmesi alenidir.

(2) Duruşmaların bir kısmının veya tamamının gizli olarak yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu güvenliğinin yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi üzerine yahut resen mahkemece karar verilebilir.(1)

(3) Tarafların gizlilik talebi ön sorunlar hakkındaki hükümler çerçevesinde gizli duruşmada incelenir ve karara bağlanır. Hâkim, bu kararının gerekçelerini, esas hakkındaki kararı ile birlikte açıklar.

(4) Hâkim, gizli yargılama işlemleri sırasında hazır bulunanları o yargılamayla ilgili edindikleri bilgileri açıklamamaları hususunda uyarır ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun gizliliğin ihlaline ilişkin hükmünün uygulanacağını ihtar ederek bu hususu tutanağa geçirir.

____________

22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, taraflardan birinin talebi” ibaresi “yahut yargılama ile ilgili kişilerin korunmaya değer üstün bir menfaatinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde, ilgilinin talebi” şeklinde değiştirilmiştir.

Aleniyet İlkesi Kapsamında Neler Açıktır?

Aleniyet, iki ana unsuru barındırır: Birincisi duruşmalar, ikincisi kararlar. Bir hâkim dava süresince celseyi (duruşmayı) idare ederken izleyicilerin salonu doldurmasına kural olarak engel olamaz. Dava bitip karar aşamasına gelindiğinde ise “kısa kararın” herkesin duyabileceği şekilde sözlü olarak yüze okunmasına “Kararın Tefhimi” denir ki bu da aleniyet ilkesinin en sert kurallarından biridir. Karar gizlice tarafların eline tutuşturulmaz, açıkça “Türk Milleti Adına” ilan edilir.

Duruşmalarda “Gizlilik Kararı” Hangi Hâllerde Verilir?

HMK Madde 28/2 kuralın istisnasını net olarak çizer. Duruşmaların kısmen veya tamamen kapalı kapılar ardında (izleyicisiz) yapılmasına sadece şu sebeplerle izin verilebilir:

  • Genel Ahlâk: (Örneğin müstehcenlik veya cinsel mahremiyet içeren bazı tazminat veya boşanma davaları)
  • Kamu Güvenliği: (Siyasi veya kitlesel bir tehdit unsuru barındıran nâdir hukuk davaları)
  • Kişilerin Üstün Menfaati: (Tarafların çok kritik ticari sırlarının deşifre olacağı, haksız rekabet veya itibar kaybı yaşanabilecek davalar ile çocukların psikolojisinin ön planda olduğu soybağı/velayet dosyaları). Gizliliğe tarafların talebi üzerine veya hâkimin kendi takdiriyle (resen) karar verilebilir.

Uzman Avukat Görüşü: Kararın “Yüze Karşı” Okunmasındaki Şekilci ama Kritik Rol

Aleniyet kuralı basit bir adliye nostaljisi değildir. Dava bittiğinde hâkimin verdiği kısa hüküm, taraflara yazılı evrak tebliğ edilmesini beklemeden kanun yollarına (itiraz) sürelerini başlatan, davanın kaderini kilitleyen bir andır.

Yargıtay denetimlerinde, “Uygulamada sıkça yapılan bir hata olarak” mahkeme hâkiminin kararı açıklarken sadece “Bilirkişi raporu uyarınca davanın kabulüne” deyip geçmesi yargısal usule aykırı bulunmaktadır. Çünkü HMK 28 kapsamında aleniyetin varlık sebebi; orada hazır bulunan tarafın “Meblağ ne oldu? Kim kime ne ödeyecek?” sorularının cevaplarını şüpheye yer bırakmayacak şeffaflıkta duymasıdır. Kısa kararın net hesaplamalarla açıklanmaması, hükmün hukuken eksik doğması (infazda tereddüt) anlamına gelir ve sırf bu teknik şeffaflık kuralına uyulmadığı için yıllarca süren davalar Yargıtay’dan “hükmün usule uygun tefhim (açıkça okunmaması) edilmemesi” nedeniyle bozulup geri dönebilmektedir.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Maddede kural olarak, yargılama işleminin alenî olduğu vurgulanmaktadır. Yapılan düzenlemede Anayasanın 141 inci maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesindeki unsurlar da dikkate alınmış ve “açık duruşma” ibaresi yerine, “alenî duruşma, gizli duruşma ya da gizlilik” kavramı, kurumu ifade için daha uygun görülmüştür.

Maddenin birinci fıkrası, alenîlik prensibinin kapsamını belirlemekte, bunun, kararların bildirimini de kapsadığını ifade etmektedir.

Bazı hâllerde, temel haklardan olan “yargılamanın alenî yapılması” ilkesinin Anayasamız ve Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin yukarıda açıklanan ölçüleri içinde sınırlandırılması zorunlu olmaktadır. Maddenin ikinci fıkrasında, bu hâller, mümkün olduğu kadar somutlaştırılmaya çalışılmıştır.

Üçüncü fıkrada, gizlilik kararının verilebilmesi için araştırmanın da gizli duruşmada yapılacağı ve gizlilik kararı gerekçesinin hemen değil de esas hakkındaki kararla birlikte açıklanması uygun bulunmuştur. Zira yargılamanın her noktasında karara ulaşmak için bir araştırma yapılması, tarafların diyeceklerinin sorulması, bu konuda delillerin toplanıp incelenmesi zorunludur. Bu zorunluluğu yerine getirirken dahi gizliliğin amacını yok edecek açıklamaların alenen yapılması uygun olmayabilir. Doğaldır ki Anayasamızın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ifade olunduğu üzere, gizlilik kararının da gerekçesi gösterilmelidir. Yine gizliliğin amacını korumak için bu gerekçenin açıklanmasının da davanın sonuna tehir edilmesi uygun bulunmuştur.

Yargılamada, mahkeme kararı ile oluşan gizliliğin korunması da gerekir. Mahkeme kağıtları üzerindeki gizli bilgilerin nasıl korunacağı bu Tasarının 162 nci maddesinin ikinci fıkrasında gösterilmiş ise de bu maddenin dördüncü fıkrasında gizli duruşmada bulunup gizlilik kararıalınmasına yol açan sebepler ve bundan sonraki işlemler sebebiyle vâkıf olunan bilgilerin korunması da şarttır. Bu yön ceza takibatı yanında yargılama disiplininin bir parçası olarak mütalaa edilmiş ve mahkemeye bu disiplini sağlamak açısından hazır bulunanların dikkatinin çekilmesi ve bunun zapta yazılması bir görev olarak verilmiştir.

Maddenin dördüncü fıkrasında müeyyidelerin ihtarı usulü düzenlenmiştir.

HMK Madde 28 Aleniyet İlkesi

Yargıtay İçtihatları

9. Hukuk Dairesi 2014/26972 E. , 2015/36157 K.

(Bu kararda Tasarı aşamasındaki eski kanun madde numaraları atfedilse de, dürüstlük kuralı ve mahkeme şeffaflığıyla ilgilidir) ÖZET: İşe iade davası sonrasında tazminat hesaplayan mahkeme, duruşmanın bitiminde açıkladığı kararında (hüküm fıkrasında) kıdem tazminatına faizin uygulanacağını belirtmesine rağmen, faizin tam olarak “hangi fesih tarihinden” itibaren işletileceğini gizli tutarak infazı belirsiz bırakmıştır. Ayrıca, davacının “işe başlatmama tazminatı” talebini reddetmesine rağmen bu ret kararını duruşma tutanağında “açıkça/aleni biçimde” yazdırıp bildirmemiştir. Yargıtay; HMK gereği tüm hükümlerin açık ve anlaşılabilecek kalitede yazılıp okunmasının kamu düzeninden olduğunu belirterek kararı bozmuştur.

  • HMK Madde 28
  • Aleniyet İlkesi

Davacı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücreti alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti: Davacı vekili; davacı işçinin iş sözleşmesinin işverence haksız feshedildiğini, Üsküdar 3. İş Mahkemesi’nin …. Sayılı dosyasında işe iade davası açtığını Mahkemece feshin geçersizliğine ve işe iadesine karar verildiğini, bu kararın Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin …. Sayılı ilamı ile 5 aylık ücret olarak belirlenen tazminat miktarının işçinin 4 aylık ücreti olarak belirlenmesi suretiyle kesinleştiğini, fakat işverence Bakırköy 3. Noterliğinin 18/09/2012 günlü ve 21648 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile işe başlatma talebinde bulunduğu halde işe başlatılmadığını ileri sürerek kıdem, ihbar ve işe başlatmama tazminatları ile boşta geçen süre ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili; davacının kesinleşen mahkeme kararına istinaden 18/09/2012 günlü ve 21648 yevmiye numaralı ihtarname ile işe başlama talebinde bulunduğunu, talepte bulunurken adresini…….şeklinde bildirdiğini, davalı şirketin ise davacının 15/10/2012 tarihi itibariyle işe başlamasına karar vererek, Beşiktaş 4. Noterliğini 04/10/2012 tarih ve 28100 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle ile davacıyı işten ayrılmadan önceki işine tüm hak ve menfaatleri aynen korunarak davet ettiğini, davacının ihtarnamesinde belirttiği adresine işe iade daveti gönderildiğini, bu adresin davacının kendi gönderdiği işe iade talepli ihtarnamede yer alan adres olduğunu, dolayısıyla adresinin yanlışlığının davalı şirketin sorumluluğunda olmadığını, davacının mezkur adrese işe davet edilmesinin doğru bir süreç olduğunu, davacının işe gelmediğini ve hiç bir şekilde şirketle iletişime geçmediğini ve görevine başlamadığını bu haliyle müvekkil şirket tarafından gerçekleştirilen feshin geçerli hale geldiğini, işe davete rağmen davacının icabet etmediğini savunarak haksız davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalı iş veren tarafından, işe davet ihtarnamesinin gönderildiği adresin, davacının işe başlatılmasını talep ettiği ihtarnamesinde belirttiği adres olduğunu, ihtarnamenin tebliğ edilmemesinden iş vereni sorumlu tutmanın mümkün olmadığı, davacı işçinin doğru adres bildirmemesinin işe başlama konusunda samimi olmadığını gösterdiği bu nedenle işverence yapılan feshin geçerli bir feshin sonuçlarını doğurduğu gerekçesiyle; davacının kıdem, ihbar tazminatı istemlerinin kabulüne, diğer alacak taleplerinin ise reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz: Kararı yasal süresi içerisinde taraflar temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; feshin geçersizliği sonrası işe başlatılmasını isteyen davacı ile işe davet eden işverenin samimi olup olmadığı, davacının işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücret alacağına hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca “herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir. Keza 6100 Sayılı HMK.’un 28/1 maddesine göre “Taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar”. Tarafların iyiniyeti veya kötüniyetini(Y. İBK. 14.2.1951 gün ve 17/1), taraflarca ileri sürülmese dahi dosyadan anlaşıldığı takdirde hakim resen dikkate alacaktır. Feshin geçersizliği ve işe iade kararı sonrası, işçinin işe başlatılması için başvurusu ile işverenin işe davetinin de dürüstlük kuralı kapsamında samimiyet noktasında sorgulanması gerekir.

İşçinin işe iade yönündeki başvurusu samimi olmalıdır. İşçinin gerçekte işe başlamak niyeti olmadığı halde, işe iade davasının sonuçlarından yararlanmak için yapmış olduğu başvuru geçerli bir işe iade başvurusu olarak değerlendirilemez. Aynı şekilde işverenin işe davete dair beyanının da ciddî ve samimi olması gerekir. İşverenin işe başlatma amacı olmadığı halde işe başlatmama tazminatı ödememek için yapmış olduğu çağrı, gerçek bir işe başlatma daveti olarak değerlendirilemez.

Feshin geçersizliği ve işe iade kararına rağmen başvurmayan veya başvurup davete rağmen başlamayan işçinin, geçersizliğine karar verilen iş sözleşmesinin feshi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 21/5 maddesi uyarınca geçerli hale gelir ve işçi geçerli hale gelen fesihten dolayı o tarihteki ücret ve süre üzerinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanır.

Dosya içeriğine göre feshin geçersizliği ve işe iade kararı sonrası kesinleşen kararı tebliğ alan davacı, 18/09/2012 günlü ve 21648 yevmiye numaralı ihtarname ile yasal süresi içinde işe başlatılma talebinde bulunmuştur. Davalı işveren tarafından Beşiktaş 4. Noterliğini 04/10/2012 tarih ve 28100 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile de, yasal süresi içerisinde davacının işe iade talebinin kabul edildiği bildirilmiş ve bu yönde düzenlenen çağrı davacının işe iade talep ihtarnamesinde gösterilen adresine gönderilmiştir. İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde gösterdiği adreste tanınmadığının anlaşılması üzerine tebligat yapılamadığı ve işe iade kabul beyanını içeren ihtarnamenin de davacıya tebliğ edilemediği açıktır.

İşçinin işe iade başvuru dilekçesinde ikamet etmediği adresi göstermesine rağmen süresinde işe başlatılmadığını ileri sürmesi hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde olup, davacının işe iade yönündeki başvurusunun samimi olmadığı gerekçesiyle talep edilen boşta geçen süre ücret alacağı ile işe başlatmama tazminatı yönünden davanın reddedilmiş olması doğrudur.

Ancak hükme esas bilirkişi raporunda kıdem ve ihbar tazminatı hesaplanırken, işverenin tarafından başlatılamamaya bağlı olan 4 aylık boşta geçen süre eklenmiştir. Yukarda açıklandığı gibi, işçinin gerçek amacı işe başlamak olmadığından işverence yapılan fesih 4857 Sayılı İş K.’nun 21/5. maddesine göre geçerli bir feshin sonuçlarını doğurur. Bu nedenle mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin kabulü isabetli ise de, anılan tazminatlar hesap edilirken hizmet süresinin ve ücretinin geçersiz sayılan ilk fesih tarihine göre belirlenmesi gerekirken 4 aylık boşta geçen süre eklenerek hesaplama yapılması hatalıdır.

3. HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır.

Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.

Ayrıca hüküm fıkrasında taraflara tanınan hakların ve yükümlülüklerin gerekçeye uygun olarak açıkça belirtilmesi gerekir. Aksi durum infazda tereddütte yol açacaktır. Mahkemece hüküm fıkrasında kıdem tazminatına uygulanan faizin fesih tarihinden itibaren yürütüleceği belirtilmesine rağmen geçersizliğine karar verilen fesih tarihi açıkça belirtilmeyerek kararın infazında tereddütte neden olunduğu gibi, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücret alacağı talebi reddedilmesine rağmen hüküm fıkrasında reddine dair hüküm kurulmaması da usul ve yasaya aykırıdır.

F) Sonuç: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine 21.12.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 28 Aleniyet İlkesi

Yargıtay İçtihatları

10. Hukuk Dairesi 2016/2960 E. , 2016/5938 K.

ÖZET: İşçi-işveren arasındaki hizmet tespiti davası bittiğinde yerel mahkeme hâkimi kararı salonda (aleni olarak) okurken sadece kısaca “Bilirkişi Ahmet’in ekli tablosunda belirtildiği şekilde tespit edilen 2359 günün idare sürelerine eklenmesine” diyerek hüküm kurmuş, ancak şirketin veya sürenin detaylarını, kime ne kadar borç düştüğünü kararda açıklamamıştır. Yargıtay; Anayasa m.141 ve HMK m.28’deki Yargılamanın Aleniyeti ilkesi gereğince “Mahkeme hükmü ne şekilde tefhim ettiğini (söylediğini) tam yazmalı ve herkese eşit anlaşılabilecek netlikte bunu salonda duyurmalıdır. Belirsiz ifadeler aleniyete terstir” diyerek davanın usulden bozulmasına karar vermiştir.

  • HMK Madde 28
  • Aleniyet İlkesi

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Hükmün, davalı Kurum ve daval… vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Anayasamızın 141. maddesinde, yargılamanın aleniyeti ilkesi benimsenmiştir. Bunun anlamı yargılama açık olarak yapılacak ve yargılamanın sonunda verilen karar da açıkça belirtilecektir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 149. (HMK’nun 28.) maddesinde de bu husus belirtilmiştir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381. (HMK’nun 294.) maddesi gereğince mahkeme, hazır olan tarafları iddia ve savunmalarını dinledikten sonra yargılamanın sona erdiğini bildirerek kararını tefhim eder. Kararın tefhimi en az aynı Kanunun 388. (HMK’nun 297.) maddesinde belirtilen hüküm sonucunun tutanağa geçirilerek okunması suretiyle olur.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 388/1-3. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 297/1-c. maddesinde, bir mahkeme hükmünün kapsamının ne şekilde olması gerektiği açıklanmıştır.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hükmün Kapsamı” başlıklı 297. maddesinde :

“(1) Hüküm “Türk Milleti Adına” verilir ve bu ibareden sonra aşağıdaki hususları kapsar:

a)Hükmü veren mahkeme ile hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin ad ve soyadları ile sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla görev yapıyorsa hükmün hangi sıfatla verildiğini.

b)Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini.

c)Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri.

ç)Hüküm sonucu, yargılama giderleri ile taraflardan alınan avansın harcanmayan kısmının iadesi, varsa kanun yolları ve süresini.

d)Hükmün verildiği tarih ve hâkim veya hâkimlerin ve zabıt kâtibinin imzalarını.

e)Gerekçeli kararın yazıldığı tarihi.

(2)Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” şeklinde düzenleme getirilmiştir. Yine Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 389. (HMK’nun 298.) maddesinde de hüküm kısmında iki tarafa yükletilen hak ve borçların tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmesi zorunluluğu tekrarlanmıştır. Bu hükümden anlaşılacağı gibi, mahkeme hükmünü gerekçesi ile birlikte tam olarak yazmış olsa bile, bunu duruşma tutanağına tamamen yazdırması ve okunması gerekir. Bir başka ifade ile mahkeme hükmünün hukuki varlık kazanabilmesi için onun tefhim edilmesi, verilen kararla, ne şekilde tefhim edildiğinin duruşma tutanağına yazılması zorunludur. Aynı maddenin son fıkrası gereğince de zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın sonradan belli bir süre içinde yazılması mümkündür.

Kısa karar, bir davayı sona erdiren ( Niha-i ) temyizi mümkün olan son kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Asıl olan kısa karardır. Bu gibi hallerde de Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 388. (HMK’nun 297.) maddesine uygun olarak tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren kısa karar ile daha sonra yazılan gerekçeli kararında buna uygun olarak düzenlenmesi gereklidir. (10/04/1992 gün ve 7/4 sayılı içtihadı birleştirme kararı) Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 2011/21-23E 268 K, 2012/6-97 E 203 K , 2012/10-149 E 291K sayılı kararlarında da benimsenmiştir.

Mahkemece, hem kısa kararda hem de gerekçeli kararın hüküm fıkrasında, “Davacının hizmet tespitine ilişkin davasının kabulüne; davacının, 01/01/1997-10/06/2009 tarihleri arasında (22/06/2015 tarihli bilirkişi raporunda belirtildiği gibi askerlik dönemi hariç) davalılar yanında hizmet akdine istinaden asgari ücretle sürekli ve kesintisiz olarak çalıştığının tespitine; 22/06/2015 tarihli ve bilirkişi … tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna ekli hesaplama tablosunda belirtildiği şekilde, kuruma bildirilen sürelere ilaveten tespit edilen 2359 günün de, bu sürelere eklenmesine,” denilmek suretiyle, usul ve yasaya uygun şekilde kısa karar oluşturulmaksızın gerekçeli karar yazıldığı anlaşılmaktadır.

Davacının çalıştığı süreler ve işverenlerin net olarak gösterilmediği böyle bir hükmün infazı sırasında bir faydası olmayacağı gibi tam aksine tereddüt oluşturacağı açıktır ve ortada hukuki varlık kazanmış bir karar mevcut değildir. Kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerden olan yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere aykırı olarak davanın yürütülüp sonuçlandırılması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O hâlde, davalı Kurum ve davalı …vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve sair yönleri incelenmeksizin hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan iadesine, 18.04.2016 gününde oybirliği ile karar verildi.

UYARI

Web sitemizde yer alan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka web sitelerinde yayımlanması halinde hukuki ve cezai yollara başvurulacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Go to Top