Bilirkişinin Sır Saklama Yükümlülüğü:

HMK Madde 277

Bilirkişilik, yargılama sürecinde mahkemenin çözemediği özel ve teknik uyuşmazlıklarda adaletin tecellisine katkı sunan, kamu güvenine dayalı hassas bir görevdir. Bu görevin niteliği gereği, bilirkişi tarafların ticari, kişisel, mali ve sınai nitelikteki en mahrem bilgilerine ve sırlarına doğrudan vakıf olabilmektedir. Tarafların mahremiyetinin ve adil yargılanma hakkının korunması, adalet mekanizmasına duyulan güvenin sarsılmaması adına Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 277. maddesi bilirkişiye mutlak bir “sır saklama yükümlülüğü” yüklemiştir. Bu yükümlülük, yalnızca bilgilerin üçüncü kişilere açıklanmamasını değil, aynı zamanda bilirkişinin bu bilgileri kendisi veya bir başkası lehine haksız menfaat sağlamak üzere kullanmasını da kesin bir dilde yasaklar. Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü şahsi olup, görev esnasında yararlandığı yardımcı personelin eylemlerinden de doğrudan kendisi mesuldür.


HMK Madde 277: Kanun Metni

Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü

MADDE 277- (1) Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür.


6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Maddede öngörülen düzenleme ile, bilirkişinin sır saklama yükümlülüğünün bulunduğu hususu açıkça hüküm altına alınmıştır. Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü, sadakatle bilirkişilik görevini icra etme yükümlülüğünün bir uzantısını oluşturur ve onu tamamlayıcı bir işlevi yerine getirir. Bilirkişi, yerine getirdiği görevin niteliği ile bu görevin icrası sırasında taşıdığı resmî sıfat ve kullandığı kamusal yetkilerin gereği olarak edinmiş bulunduğu tarafların sır alanına girecek nitelikteki bilgileri, haklı bir neden ortaya çıkmadığı sürece, mutlak surette açıklamaktan kaçınmak ve saklamak zorundadır. Yine, bilirkişi, bu bağlamda, kendisine tevdii edilmiş bulunan sırları, görevinin icrası sırasında, yardımını aldığı kişilerle dahi paylaşmaktan kaçınmalıdır; yardımı alınan kişinin öğrendiği sırlarla ilgili fiillerden ötürü, bilirkişi, kendi fiili gibi mesul olur.

Ayrıca, bu düzenleme ile, bilirkişi, görevi yahut taşımış olduğu resmî sıfatı sebebiyle kendisine tevdii edilmiş bulunan sırları, sadece saklamak değil; bunun yanı sıra, kendisinin ve başkalarının yararına kullanmaktan kaçınmakla da yükümlü tutulmuştur.

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 281 inci maddesinde geçen “görevinin icrası sırasında” ibaresi, hükme açıklık sağlanması amacıyla “görevini yerine getirirken” olarak, “öğrenmiş bulunduğu” ibaresi ise “öğrendiği” şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 283 üncü madde olarak kabul edilmiştir.


Hukuki İncelemeler

Bilirkişilikte Sır Saklama Yükümlülüğünün Hukuki Niteliği ve Kapsamı

Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü, yargısal faaliyete yardımcı olan kamu görevlisi benzeri sıfatının ve mahkemeye sadakat borcunun en önemli yansımalarından biridir. HMK 277. maddesi kapsamındaki “sır” kavramı, tarafların rızası dışında ifşa edildiğinde zarar görme ihtimali bulunan her türlü ticari, mali, teknik, sınai ve kişisel bilgiyi içerir. Örneğin; bir şirketin muhasebe kayıtları, formülleri, patent başvuruları, müşteri listeleri veya kişilerin özel hayatına ve sağlık verilerine ilişkin detaylar bu kapsamdadır. Bilirkişi, yalnızca inceleme konusu olan dosyayla sınırlı kalmaksızın, görevi esnasında tesadüfen öğrendiği diğer tüm gizli bilgileri de saklamakla mükelleftir.

Yardımcı Personel Kullanımı ve Sır Saklama Yükümlülüğünün Sirayeti

Bilirkişiler, özellikle büyük hacimli hesaplamalarda veya veri analizlerinde asistanlarından ve yardımcı personellerinden destek alabilmektedir (HMK m. 276 sınırları dahilinde). Ancak bu durum, bilirkişinin sır saklama yükümlülüğünü hafifletmez. Kanun koyucu gerekçede açıkça belirtmiştir ki; bilirkişi, öğrendiği sırları yardımını aldığı kişilerle dahi zorunlu olmadıkça paylaşmamalıdır. Eğer yardımcı personelin işin doğası gereği bu sırlara vakıf olması gerekiyorsa, onların bu bilgileri ifşa etmesinden veya haksız menfaat için kullanmasından doğrudan bilirkişi sorumludur. Bilirkişinin bu konudaki sorumluluğu, yardımcı şahsın fiilinden doğan kusursuz sorumluluk esasına dayanır.

Sır Saklama Yükümlülüğünün Süresi ve İhlalin Cezai/Hukuki Sonuçları

Sır saklama yükümlülüğü, bilirkişinin görev süresiyle veya dava dosyasının karara bağlanmasıyla sınırlı değildir. Bilirkişinin görevi sona erdikten, hatta bilirkişilik listesinden kaydı silindikten sonra dahi öğrendiği sırları saklama borcu süresiz olarak devam eder. Bu yükümlülüğün ihlali halinde çift yönlü bir yaptırım mekanizması devreye girer. Hukuki açıdan; sırrın ifşa edilmesi nedeniyle zarara uğrayan taraflar, bilirkişiye karşı Borçlar Kanunu’nun haksız fiil hükümleri uyarınca maddi ve manevi tazminat davası açabilirler. Cezai açıdan ise; Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 258. maddesinde düzenlenen “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu veya TCK 136-137. maddelerinde yer alan “Kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma” suçları kapsamında cezai soruşturma yürütülebilir.

Avukat Görüşü: Bilirkişinin Sır İhlali Durumunda Hak Arama Yolları

Avukatlık pratiğinde, özellikle ticari uyuşmazlıklarda ve haksız rekabet davalarında, bilirkişi raporunun sunulmasının ardından tarafların hassas bilgilerinin (örneğin müşteri listeleri veya üretim yöntemleri) rakiplerin eline geçmesi veya kamuya açık raporlar üzerinden deşifre olması sıklıkla karşılaşılan riskler arasındadır. Böyle bir durum tespit edildiğinde, hak kaybına uğrayan taraf derhal üç aşamalı bir yasal süreç başlatmalıdır. İlk olarak; HMK m. 277 ihlali gerekçe gösterilerek bilirkişi hakkında Bilirkişilik Bölge Kurulu’na disiplin şikayetinde bulunulmalı ve sicilden çıkarılması talep edilmelidir. İkinci olarak; TCK m. 258 uyarınca Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmalıdır. Son olarak; ifşa nedeniyle ortaya çıkan ticari itibar kaybı ve maddi zararlar için genel mahkemelerde tazminat davası ikame edilmelidir.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/6349 E., 2016/5286 K. (Bilirkişi Raporunun Muğlak Olması ve Zararın Somut Verilerle İspatlanması Gerekliliği)

ÖZET: Davacı şirkete ait telefon ve data hatlarını yasal olmayan yollardan kullanarak tekel hakkını ihlal ettiği iddia edilen davalının neden olduğu zararın tespiti amacıyla alınan bilirkişi raporunun, net ve kesin bir zarar miktarı ortaya koymaması, muğlak ifadeler barındırması durumunda bu rapora dayanılarak hüküm kurulamaz. Mahkemenin denetime elverişli, somut verilere dayanan yeni bir bilirkişi raporu alması veya zarar miktarını Borçlar Kanunu çerçevesinde takdir etmesi gerekir.

Kararın Esası: Davacı Telekomünikasyon şirketi vekili, davalının müvekkiline ait telefon hatlarını ve data hatlarını izinsiz şekilde kullanarak yurt dışına ses trafiği taşıdığını ve tekel hakkını ihlal ederek zarar verdiğini ileri sürerek maddi tazminat davası açmıştır. Davalı ise aletlerin kendisinde olmadığını, suçlamaları kabul etmediğini ve beraat ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de Yargıtay bozma ilamında; alınan ek bilirkişi raporundaki “…maddi tazminat miktarının da 18.030,98 TL’den ibaret olabileceği sonuç ve kanaatlerine ulaşmak mümkündür” şeklindeki ifadenin muğlak olduğu, zararın kesin ve objektif olarak belirlenmediği gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bozma sonrasında mahkemece alınan bilirkişi raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiş ancak Yargıtay, bozma sonrası alınan bu raporun da hüküm tesisine elverişli ve yeterli denetlenebilir olmadığını; mahkemenin yeni bir bilirkişi kurulu oluşturarak denetime elverişli rapor alması, zarar tam hesaplanamıyorsa mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 42 (6098 sayılı TBK m. 50) gereğince tazminatı hakkaniyete göre kendisinin belirlemesi gerektiğini belirterek hükmü davacı yararına bozmuştur.


HMK Madde 277 Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü ne zaman sona erer?

Hayır, sona ermez. Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü, davanın nihayete ermesiyle veya bilirkişinin görevinin tamamlanmasıyla son bulmaz. Bilirkişinin, görevi esnasında öğrendiği sırlara yönelik koruma borcu süresiz olarak devam eder.

Bilirkişinin yardımcılarının sırrı ihlal etmesi durumunda kim sorumludur?

HMK 277. maddesinin gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere, bilirkişinin sevk ve idaresindeki yardımcı şahısların (stajyer, asistan, teknik eleman vb.) sırrı ihlal etmesinden doğrudan mahkemece görevlendirilen bilirkişi bizzat kendi kusurlu eylemi gibi hukuken ve disiplin yönünden sorumlu olur.

Sır saklama yükümlülüğünü ihlal eden bilirkişi hapis cezası alabilir mi?

Evet. Bilirkişinin görevi nedeniyle vakıf olduğu sırları açıklaması durumunda, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 258. maddesinde yer alan “Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu kapsamında hapis cezası ile cezalandırılması mümkündür. Ayrıca ticari sır veya kişisel veri ihlalleri de ayrı cezalara tabidir.

Bilirkişinin ticari sırları ifşa ettiğini tespit eden şirket ne yapmalıdır?

Böyle bir durumda şirket; Bilirkişilik Bölge Kurulu’na şikayette bulunarak bilirkişinin listeden çıkarılmasını talep edebilir, Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunabilir ve oluşan maddi/manevi zararları için genel mahkemelerde bilirkişi aleyhine tazminat davası açabilir.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.