Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü

HMK Madde 277

(1) Bilirkişi, görevi sebebiyle yahut görevini yerine getirirken öğrendiği sırları saklamak, kendisi ve başkaları yararına kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Maddede öngörülen düzenleme ile, bilirkişinin sır saklama yükümlülüğünün bulunduğu hususu açıkça hüküm altına alınmıştır. Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü, sadakatle bilirkişilik görevini icra etme yükümlülüğünün bir uzantısını oluşturur ve onu tamamlayıcı bir işlevi yerine getirir. Bilirkişi, yerine getirdiği görevin niteliği ile bu görevin icrası sırasında taşıdığı resmî sıfat ve kullandığı kamusal yetkilerin gereği olarak edinmiş bulunduğu tarafların sır alanına girecek nitelikteki bilgileri, haklı bir neden ortaya çıkmadığı sürece, mutlak surette açıklamaktan kaçınmak ve saklamak zorundadır. Yine, bilirkişi, bu bağlamda, kendisine tevdii edilmiş bulunan sırları, görevinin icrası sırasında, yardımını aldığı kişilerle dahi paylaşmaktan kaçınmalıdır; yardımı alınan kişinin öğrendiği sırlarla ilgili fiillerden ötürü, bilirkişi, kendi fiili gibi mesul olur.

Ayrıca, bu düzenleme ile, bilirkişi, görevi yahut taşımış olduğu resmî sıfatı sebebiyle kendisine tevdii edilmiş bulunan sırları, sadece saklamak değil; bunun yanı sıra, kendisinin ve başkalarının yararına kullanmaktan kaçınmakla da yükümlü tutulmuştur

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 281 inci maddesinde geçen “görevinin icrası sırasında” ibaresi, hükme açıklık sağlanması amacıyla “görevini yerine getirirken” olarak, “öğrenmiş bulunduğu” ibaresi ise “öğrendiği” şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 283 üncü madde olarak kabul edilmiştir.

HMK Madde 277 Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2015/6349E. , 2016/5286K.

  • HMK Madde 277
  • Bilirkişinin sır saklama yükümlülüğü

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma kararına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –
Davacı vekili, davalının müvekkilinin telefon hatları ile dava dışı… A.Ş adına kayıtlı data hatlarını kullanarak yurt dışında…ses trafiği taşıdığını ve müvekilinin tekel hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek, uğranılan zararın tazminini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, 406 sayılı Yasanın müvekkili bakımından uygulanamayacağını, ses trafiği taşınmasında kullanılabilen araçların müvekkilinde bulunmadığını, bu konuda bir tespit yapılmadığını, telefon hatlarının abonelik sözleşmesi kapsamında kullanıldığını, internet servis sağlayıcı hizmetini ruhsat sahibi… iletişim A.Ş’den sağladığını, tespit sırasında sadece 4 telefon hattının yurt dışından arandığının tespit edildiğini, diğer hatlara ilişkin bir tespit bulunmadığını, ancak yapılan tespitin de yetersiz ve hatalı olduğunu, müvekkilinin hakkında açılan ceza davalarında beraat ettiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 18.030,98 TL’nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine dair karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine, Yargıtay…. Hukuk Dairesi’nin 28.03.2013 tarih ve 2011/11251 E., 2012/5119 K. sayılı ilamıyla, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarını incelenmeksizin, davalının yasal olmayan yollardan ses taşıması nedeniyle hakkında İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada verilen beraat kararında, bu davanın davacısı olan müdahil ….vekilinin uğradığı iddia olunan zararın belirlenmediği ve belirlenmesinin de mümkün görülmediğine ilişkin beyanı da gerekçe gösterilerek beraat kararı verildiği, daha sonra bu davanın zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırıldığı, davacı vekilinin temyize cevap dilekçesinde görüşmelere ilişkin detay bilgilerin uluslararası santral kayıtlarında görülmesinin mümkün olmadığını ifade ettiği, nitekim kök rapora itiraz üzerine alınan ek bilirkişi raporunda da zararın miktarı konusunda kesin bir tespitin yer almadığı, özellikle raporun 8.sayfasında “… davacı … A.Ş.’nin davalıdan talep edebileceği maddi tazminat miktarının da 18.030,98 TL’den ibaret olabileceği sonuç ve kanaatlerine ulaşmak mümkündür.” şeklindeki muğlak ifadeden de zararın miktarına ilişkin objektif bir belirleme yapılmadığı, zarar miktarının hesaplanması ve bir bedel belirlenmesi konusunda yeterli açıklığı içermeyen ve eksik olan bilirkişi raporu

hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilerek bozulmuş, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda, iddia, savunma, benimsenen ek bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, …. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan ceza davasında davacının zararının belirlenmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle verilen 05.07.2004 tarihli 2003/255 E. 2004/237 sayılı beraat kararının işbu hukuk davasında yapılacak zarar ve tazminat hesabı üzerinde de doğrudan etkili olduğu, davacının kendi beyanlarına göre varlığını iddia ettiği zararın somut verilerle ispatlanmasının mümkün olmadığı, bozmadan önce davacı alacağının en düşük ücretleri ihtiva eden 1. kademe tarifeye göre hesaplanmış olması bakımından bozma ilamı lehine verilen davalının daha yararına bir hesaplama yapmanında mümkün olmadığı, davacının zararını ispatlayamadığı, davacı alacağını somut veriler ile ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece, bozma sonrasında alınan 28.01.2014 tarihli bilirkişi raporuna itibar edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş ise de, anılan bilirkişi raporu, hüküm tesisine elverişli değildir.

Bu durumda mahkemece, davacının, davalının yasa veya sözleşmeye aykırı fiil nedeniyle uğrayabileceği zararının yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup denetimine elverişli rapor alınarak belirlenmesi, zararının bu şekilde belirlenememesi halinde ise mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca belirlenerek hüküm kurulması gerekirken yukarıda belirtilen rapor doğrultusunda yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.