
Bilirkişi sayısının belirlenmesi
HMK Madde 267
(1) Mahkeme, bilirkişi olarak, yalnızca bir kişiyi görevlendirebilir. Ancak, gerekçesi açıkça gösterilmek suretiyle, tek sayıda, birden fazla kişiden oluşacak bir kurulun bilirkişi olarak görevlendirilmesi de mümkündür.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
Maddede görevlendirilecek olan bilirkişinin sayısı ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu düzenleme uyarınca, bilirkişiye başvurulması gereken hâllerde, kural, hâkimin, yalnızca bir kişiyi, bilirkişi olarak atamasıdır. Ancak, açıklığa kavuşturulması gereken maddî vakıa birden fazla uzmanlık alanına ait bilgilerin bir araya getirilmesini ve birleştirilmesini zorunlu kılıyorsa, bu durumda, hâkim, bu hususa da açıkça işaret etmek suretiyle, karar alınmasını mümkün kılmak amacıyla, tek sayı oluşturacak şekilde, birden fazla bilirkişiyi, kurul hâlinde çalışmak üzere görevlendirebilecektir.
HMK Madde 267 Bilirkişi sayısının belirlenmesi
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/1000E. , 2020/2356K.
- HMK Madde 267
- Bilirkişi sayısının belirlenmesi
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, taraflarca imzalanan sağlık hizmeti satın alma sözleşmesine uygun olarak hizmet verdiğini, medula sisteminden onay alınıp faturalandırılma yapıldığını ve tüm işlemlerin usulünce yapılmasına rağmen alacağından haksız kesintiler yapıldığını ileri sürerek hukuka aykırı kesilen toplam 34.774.52 TL’nin tahsilini istemiştir.
Davalı, dava konusu kesintilerin hukuka uygun ve yerinde olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, dava konusu kesintilerin haksız olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen karar Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 25.11.2014 tarih ve 2014/6153 E. 2014/37227 K. sayılı kararıyla; davalı kurumun verilen sağlık hizmetlerine ilişkin olarak düzenlenen faturaları hangi yönleri ile değerlendirip inceleyeceği ve ödemeleri nasıl yapacağı hususlarının mevzuatta düzenlenmiş olup, davalı kurumun faturaları “tıbba uygunluk” açısından incelemesinde hukuka aykırı bir yön mevcut olmamakla birlikte, davalı kurumun faturalardan “tanı, tedavi algoritmasına uygun değil ve aynı tanı ile başka tarihli muayene” gibi birçok nedene dayalı olarak kesinti yapmış olması karşısında hükme esas alınan bilirkişi raporunda sadece acil hastalara ilişkin kesintilere yönelik değerlendirme yapılmış olması nedeniyle bilirkişi raporunun yanlış bilgilere dayalı olarak hazırlandığı ve dava konusu kesintilere ilişkin eksik bir değerlendirme içerdiği, raporun bu haliyle hükme esas alınmasının mümkün olmayıp mahkemece usulünce oluşturulacak konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetinden tüm kesinti sebeplerinin ve bu kesintilerin hukuka uygunluğunun değerlendirildiği yeni bir rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davanın kısmen kabulü ile 1.555,30 TL’nin 23/03/2012 dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1-Davacı temyizi yönünden yapılan incelenmede;
Kural olarak bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı Y.İ.B.K.).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/13-597 E, 2014/62 K sayılı ilamında da vurgulandığı üzere; “Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen biçimde inceleme ve araştırma yapmak ve yine o kararda belirtilen hukuksal esaslar gereğince karar vermek yükümlülüğü oluşur. Bu itibarla mahkemenin sonraki hükmünün bozmada gösterilen ilkelere aykırı bulunması, usule uygun olmadığından bir bozma nedenidir. Bozma kararı ile dava, usul ve yasaya uygun bir hale sokulmuş demektir. Bozmaya uyulduktan sonra buna aykırı karar verilmesi usul ve yasaya uygunluktan uzaklaşılması anlamına gelir ki, böyle bir sonuç kamu düzenine açıkça aykırılık oluşturur. Buna göre, Yargıtay’ın bozma kararına uymuş olan mahkeme, bu uyma kararı ile bağlıdır. Bozma kararında gösterilen biçimde inceleme yapmak, yada gösterilen biçimde yeni bir hüküm vermek zorundadır. Aynı ilke, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 05.02.2003 gün ve 2003/ 8-83 E., 2003/72 K.; 17.02.2010 gün ve 2010/9-71 E., 2010/87 K. sayılı ilamlarında da benimsenmiştir.
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtay’ca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece davanın kısmen kabulü yönünde verilen ilk karar davacı tarafın temyizi üzerinde Yargıtay 13. Hukuk Dairesince; “..Mahkemece, konusunda uzman kişilerden usulünce oluşturulacak yeni bilirkişi heyetinden denetime açık, gerekçeli ve dava konusu tüm kesinti sebeplerini açıklayıp değerlendiren bir rapor alınarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece bozma kararına uyulmakla birlikte, bozma ilamı doğrultusunda uzman bilirkişi heyetinden dava konusu edilen; “tanı, tedavi algoritmasına uygun değil ve aynı tanı ile başka tarihli muayene” gibi birçok nedene dayalı olarak yapılan tüm kesintiler yönünden inceleme ve değerlendirme içeren bilirkişi raporu alınması gerekirken, bozulan kararda hükme esas alınan bilirkişi raporundaki gibi sadece acil hastalara ilişkin kesintilere yönelik değerlendirme
yapan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Kaldı ki, bilirkişi heyetinde acil hekimliği konusunda uzman bilirkişi bulunması gerekirken bu alanda uzman bir bilirkişinin bulunmayıp, davalı SGK bünyesinde görev yapan müfettişinin heyette yer alması da doğru değildir.
O halde mahkemece dosyanın, konusunda uzman ve davanın tarafı olan davalı SGK bünyesinde görev yapmayan bilirkişilerden teşekkül edecek bilirkişi heyetine tevdii ile dava konusu edilen; “tanı, tedavi algoritmasına uygun değil ve aynı tanı ile başka tarihli muayene” gibi birçok nedene dayalı olarak yapılan tüm kesintiler yönünden inceleme ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, usulünce teşekkül etmemiş bilirkişi heyetinin düzenlediği, önceki bozma ilamında belirtilen hususları içermeyen, eksik, yetersiz ve denetime elverişli olmayan bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalının temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16/03/2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.
HMK Madde 267 Bilirkişi sayısının belirlenmesi
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2016/5755E. , 2018/5944K.
- HMK Madde 267
- Bilirkişi sayısının belirlenmesi
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki iflasın ertelenmesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hükmün süresi içinde asli müdahil vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
– K A R A R –
Davacı vekili, müvekkil şirketin TTK’nın madde 376. ve madde 377. muvacehesinde borca batık olduğunu ileri sürerek, İİK’nın 179. maddesi uyarınca borca batık halinin tespiti ile iyileştirme projesi çerçevesinde müvekkil şirketin iflasın ertelenmesine karar verilmesini İİK’nın 179/a maddesi uyarınca müvekkil şirketin mal varlığının korunması amacıyla aleyhindeki … takiplerinin durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece iddia ve tüm dosya kapsamına göre; söz konusu şirketin 2015 yılı yevmiye defterinden kanuni süreleri içerisinde yevmiye defterinin açılış tasdikini yapmış olduğunu ve borca batıklık yönünden kanunen esas kabul edilebileceği belirtilmiş, şirketin borca batıklık tutarının (-….477.743,21TL) olduğu, borca batıklık oranının % 58,44 olduğu, şirketin ortaklara herhangi bir borcu olmadığı, dava şartlarından olan borca batıklık durumunun şirket için mevcut olduğu, … A.Ş’den alacaklara ilişkin hak edişlerin sunulmuş olduğu, bilançoya yansıyan alacak tutarı ile örtüştüğü, şirket aktifinde yer alan gayri menkullerin tapu kaydı ile araçların ruhsatlarının sunulduğu, iyileştirme projesinde mal satışlarından elde edilecek gelirler dışındaki hususların soyut olması yanında satışa hazır taşınmazlar ile taşıtların satılması halinde şirketin sektörde deneyimli ve tecrübeli olmasından kaynaklı mevcut sıkıntılı durumdan kurtulabileceği rapor edildiği, iflasın ertelenmesi halinde iflasın derhal açılmasından oranla daha kötü bir duruma getirilmemeleri amacı, iyileştirme projesine göre ve mevcut durumda şirketin kendini kurtarabileceği ihtimalinin bulunması, kayyım heyeti raporuna göre davacı firmanın pasiflerini azaltma yönünde çaba gösterdiği, iflasın ertelenmesi halinde borca batıklıktan kurtulabileceği, alacaklıların iflasın derhal açılmasına göre daha karlı çıkacakları, iflas erteleme koşullarının mevcut olduğu gerekçesiyle iflas erteleme talebinin kabulüne karar verilmiştir.
Karar müdahil … vekili temyiz etmiştir.
Dava iflasın ertelenmesi taleplidir. Mahkemece davacı şirketin iflasının ertelenmesine
karar verilmişse de yapılan araştırma ve inceleme hüküm kurmaya yeterli görülmemiştir. HMK’nın 267. maddesinde birden fazla bilirkişi seçilecek olması halinde tek sayıda bilirkişi heyetinin oluşturulması gerekir. Mahkemece iki kişiden oluşan heyetten rapor alınmış ve sonuca gidilmiştir. Bu nedenle mahkemece içinde davacı şirketin iştigal konusunda uzman bilirkişinin de bulunması kaydıyla en az üç kişiden oluşan yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak davacı şirketin borca batık olup olmadığı, projesinin bu borca batıklıktan kurtulmaya yatıp yatmadığı iflas erteleme kurumundan faydalanmaya başladığı tedbir tarihinden itibaren şirketin bu süreci nasıl değerlendirdiği aktif pasif dengesinin bu süreçte alacaklılar lehine gelişip gelişmediği iflasın ertelenmesi halinde borca batıklıktan kurtulmasının mümkün olup olmadığı ve bunun ne şekilde gerçekleştirileceği somut verilere dayalı denetime açık rapor tanzim ettirilip sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yeterli araştırma yapılmadan karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç : SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün, davalı yararına BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren … gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere ……..2018 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.