Tanık Dinlenmesinde Tercüman ve İşaret Dili Bilen Bilirkişi Kullanılması: HMK Madde 263
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 263. maddesi, mahkeme önünde tanıklık yapacak kişilerin Türkçe bilmemesi veya iletişim engeli (sağır ve dilsiz) bulunması hallerinde uygulanacak usulü düzenlemektedir. 1086 sayılı HUMK’un 270. maddesinin güncellenmiş hali olan bu madde, hukuki dinlenilme hakkının ve adil yargılanma ilkesinin bir gereğidir. Maddenin birinci fıkrası, Türkçe bilmeyen tanıkların kendilerini doğru ifade edebilmeleri için tercüman atanmasını zorunlu kılmaktadır. İkinci fıkra ise sağır ve dilsiz tanıkların durumunu iki ihtimale göre ayırır: Tanık okuma yazma biliyorsa yazılı iletişim kurulur; okuma yazma bilmiyorsa, işaret dilinden anlayan bir bilirkişi (tercüman) vasıtasıyla dinlenir. Bu emredici kurallara uyulmadan alınan tanık beyanları, yargılamanın sıhhatini sakatlayarak mutlak bozma nedeni oluşturur.
HMK Madde 263: Kanun Metni
Tercüman ve bilirkişi kullanılması
MADDE 263- (1) Tanık Türkçe bilmezse tercümanla dinlenir.
(2) Tanık, sağır ve dilsiz olup okuma ve yazmayı biliyorsa, sorular kendisine yazılı olarak bildirilir ve cevapları yazdırılır; okuma ve yazma bilmediği takdirde, hâkim, kendisini işaret dilinden anlayan bilirkişi yardımıyla dinler.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
1086 sayılı Kanunun 270 inci maddesini karşılamaktadır ve bu maddenin günümüz Türkçesi ile ifade edilmiş hâlidir. Türkçe bilmeyenler ile sağır ve dilsizlerin hukukî dinlenme hakkı böylece korunmuştur.
Hukuki İncelemeler
Türkçe Bilmeyen Tanığın Tercüman Vasıtasıyla Dinlenmesi (f. 1)
Anayasa’nın 3. maddesi uyarınca Türkiye Devleti’nin dili Türkçe’dir. Bu ilkenin yargılamadaki yansıması gereği, mahkemelerde yargılama dili Türkçedir ve tüm tutanaklar Türkçe tutulur. Ancak tanığın Türkçe bilmemesi (yabancı uyruklu olması veya Türk vatandaşı olmakla birlikte Türkçe konuşamaması), onun delil olma vasfını ortadan kaldırmaz.
HMK 263/1 uyarınca, Türkçe bilmeyen tanık mutlak surette tercüman vasıtasıyla dinlenir. Atanacak tercümanın bilirkişilik niteliklerine sahip, yeminli bir tercüman olması kuraldır. Tercüman, tanığın beyanlarını aynen Türkçeye, hâkimin veya tarafların sorularını ise aynen tanığın anadilinde çevirmekle yükümlüdür. Tercüman aracılığıyla dinleme yapılmaması, usule aykırı delil toplanması anlamına gelir ve bozma sebebidir.
Sağır ve Dilsiz Olup Okuma Yazma Bilen Tanığın Dinlenmesi (f. 2 – İlk İhtimal)
HMK 263/2, sağır ve dilsiz tanıklar için ikili bir ayrım yapmıştır. Eğer sağır ve dilsiz tanık okuma ve yazma biliyorsa, herhangi bir aracı kişiye (tercümana veya bilirkişiye) gerek duyulmadan işlem yapılır.
Bu durumda hâkim (veya taraflar), soruları bir kâğıda yazarak tanığa verir. Tanık da bu soruları okuyarak cevaplarını kendi el yazısıyla yazar. Yazılan kâğıtlar, duruşma tutanağının ayrılmaz bir parçası (eki) sayılır ve dosyada saklanır. Bu yöntem, aracı olmadan doğrudan tanığın kendi ifadesinin kayıt altına alınmasını sağladığı için en güvenilir usuldür.
Okuma Yazma Bilmeyen Sağır ve Dilsiz Tanığın İşaret Dili Uzmanıyla Dinlenmesi (f. 2 – İkinci İhtimal)
Tanık hem sağır ve dilsiz hem de okuma yazma bilmiyorsa, mahkeme ile iletişim kurabilmesinin tek yolu işaret dilidir. Bu durumda kanun, hâkime işaret dilinden anlayan bir bilirkişi (uzman) atama zorunluluğu getirmiştir.
Bu görevli kişi kanunda “bilirkişi” olarak adlandırılmışsa da, yaptığı iş teknik anlamda bir bilirkişilik değil, tercümanlık faaliyetidir. Atanacak işaret dili uzmanının yeminli olması gerekir. İşaret dili uzmanı, hâkimin sorularını tanığa işaret diliyle aktarır, tanığın işaret diliyle verdiği cevapları da sözlü olarak Türkçe’ye çevirip tutanağa geçirilmesini sağlar. Özellikle kırsal kesimden gelen ve resmi işaret dilini (TİD) bilmeyen tanıklar söz konusu olduğunda, tanığın yakın çevresinden onun kendine has işaretlerini anlayan bir kişinin tercüman (bilirkişi) olarak atanması mümkündür.
Tercüman ve Bilirkişi Ücretinin Karşılanması
HMK 263 kapsamında atanan tercüman veya işaret dili bilirkişisi, mahkemeye sunduğu bu hizmet karşılığında bir ücrete hak kazanır. Kural olarak, tanığı hangi taraf delil listesinde bildirmişse (tanığı kim dinletiyorsa), tercüman veya bilirkişi ücretini yatırmakla yükümlü olan taraf da odur. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır ve davanın sonunda haksız çıkan tarafa (veya kısmen kabul/ret durumunda oranlanarak) yükletilir.
Avukat Görüşü: Tanık Dinlenmesinde Tercüman Usulünün Avukatlarca Denetimi
Uygulamada HMK 263 kapsamında avukatların dikkat etmesi gereken kritik hususlar şunlardır:
- Yemin Usulü: Atanan tercümanın veya işaret dili uzmanının, görevini tarafsız ve doğru yapacağına dair yemin ettirilmesi zorunludur. Karşı tarafın tanığı dinlenirken tercümana yemin ettirilmemişse, avukatın bu usuli eksikliği derhal tutanağa geçirtmesi gerekir.
- Tarafsızlık İtirazı: Uygulamada zaman zaman tanığın akrabası veya yakını tercüman olarak önerilebilmektedir. HMK bilirkişilik kuralları gereği (HMK 272/1), tanıkla menfaat bağı olan kişilerin tercümanlık yapması beyanın güvenilirliğini zedeler. Böyle bir durumda haklı sebeple tercümanın reddi talep edilmelidir. (Bunun tek istisnası, tanığın standart işaret dili bilmeyip sadece ailesinin anladığı özel işaretlerle anlaştığı okuma-yazma bilmeyen sağır ve dilsiz olma halidir).
- Tutanağa Doğru Geçirilme: Tercüman, tanığın beyanını özetlememeli, birebir çevirmelidir. Tercümanın yorum katarak çeviri yaptığı hissedilirse, avukat müdahale ederek beyanın tam çevrilmesini talep etmelidir.
Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti
Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, Esas: 2012/7495, Karar: 2013/331
ÖZET: Sağır, dilsiz ve okuma yazma bilmeyen kişinin yaptığı hukuki işlemlerde ve bu kişinin tanık olarak dinlenmesinde, kanunun emredici hükümleri gereği tercüman/bilirkişi bulundurulması zorunludur; aksi halde işlem geçersiz sayılır.
Kararın Esası: Yargıtay 8. Hukuk Dairesi’ne konu olan uyuşmazlıkta, sağır, dilsiz ve okuma-yazma bilmeyen murisin katıldığı bir tapu taksim sözleşmesinin iptali talep edilmiştir. Mahkeme, işlem sırasında Tapu Sicil Müdürlüğü’nde tercüman bulundurulmadığını tespit etmiştir. Yargıtay kararında, tıpkı Noterlik Kanunu’nda olduğu gibi, yargılamalarda da HMK’nın 263. (eski HUMK 270.) maddesi gereğince, sağır, dilsiz ve okuma yazma bilmeyen tanıkların veya işlem taraflarının mutlaka işaret dilinden anlayan bir tercüman/bilirkişi vasıtasıyla iradelerinin alınması gerektiği vurgulanmıştır. Tercüman bulundurulmadan salt diğer tanıkların beyanıyla yapılan işlemin usul ve yasaya aykırı olduğu ve sözleşmenin geçerliliğini sakatladığı hüküm altına alınmıştır.
HMK Madde 263 (Tercüman ve Bilirkişi Kullanılması) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
Türkçe bilmeyen tanık mahkemede nasıl dinlenir?
HMK 263/1 uyarınca, Türkçe bilmeyen tanık mutlak surette yeminli bir tercüman vasıtasıyla dinlenir. Mahkemelerde resmi dil Türkçe olduğu için tanığın beyanları tercüman tarafından anında Türkçeye çevrilerek duruşma tutanağına geçirilir.
Sağır ve dilsiz tanık mahkemede nasıl ifade verir?
Eğer sağır ve dilsiz tanık okuma ve yazma biliyorsa, kendisine sorulan sorular yazılı olarak verilir ve tanık da cevaplarını kâğıda yazarak mahkemeye sunar (HMK 263/2). Bu durumda tercümana gerek yoktur. Eğer tanık okuma ve yazma bilmiyorsa, bu durumda hâkim işaret dilinden anlayan bir bilirkişi (tercüman) atayarak tanığı dinler.
İşaret dili bilmeyen ancak sağır ve dilsiz olan bir kişi nasıl dinlenir?
Okuma yazma bilmeyen ve resmi işaret dilini (TİD) kullanmayan, sadece çevresindekilerin anladığı özel işaretlerle iletişim kuran kişiler için mahkeme, bu kişinin işaretlerinden anlayan bir yakınını veya özel eğitim uzmanını “işaret dilinden anlayan bilirkişi” sıfatıyla tercüman olarak atayabilir.
Tercüman veya bilirkişi ücretini kim öder?
HMK kapsamında tercüman veya işaret dili bilirkişisi ücreti bir yargılama gideridir. Kural olarak, bu tanığı mahkemede dinletmek isteyen (delil listesinde gösteren) taraf, tercüman/bilirkişi ücreti avansını mahkeme veznesine yatırmakla yükümlüdür. Dava sonunda bu giderler, haksız çıkan tarafa yükletilir.
Tanığın akrabası tercümanlık yapabilir mi?
Kural olarak hayır. Bilirkişi ve tercümanların tarafsız olması esastır. Tanığın veya davanın taraflarının yakını olan birinin tercümanlık yapması, beyanın güvenirliğini tehlikeye düşüreceğinden (HMK 272/1), karşı tarafın haklı reddine sebep olabilir. İstisnai zorunluluk halleri (tanığın kendine has dilini sadece o yakınının anlaması gibi) dışında yeminli ve bağımsız tercüman atanmalıdır.
UYARI
Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.
Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.
Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.