Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Tanığın dinlenilme şekli

HMK Madde 261

(1) Tanıklar, hâkim tarafından ayrı ayrı dinlenir ve biri dinlenirken henüz dinlenmemiş olanlar salonda bulunamazlar. Tanıklar gerektiğinde yüzleştirilirler.

(2) Tanık, bildiğini sözlü olarak açıklar ve sözü kesilmeden dinlenir. Dinlenilme sırasında, tanık, yazılı notlar kullanamaz. Şu kadar ki, tanık tarihleri ve rakamları tespit etmek veya bazı hususları açıklamak ya da hatırlayabilmek için yazılarına bakmak zorunda olduğunu hâkime söylerse, hâkim derhâl yazılarına bakmasına veya belirleyeceği duruşmada yeniden dinlenmesine karar verebilir.

(3) Hâkim, tanık sözünü bitirdikten sonra, ifade ettiği hususların açıklanması veya tamamlanması amacıyla başka sorular da sorabilir.

(4) Toplu mahkemede başkan, hâkimlerden her birinin tanığa doğrudan doğruya soru sormasına izin verir.

(5) Tanığın sözleri tutanağa yazılarak önünde okunur ve tutanağın altı kendisine imza ettirilir.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Madde, 1086 sayılı Kanunun 265, 269, 272 ve kısmen 267 nci maddelerini karşılamakla birlikte yeni hükümler de içermektedir.

Dinleme usulüne ilişkin birinci fıkrada, 1086 sayılı Kanunun 265 inci maddesindeki ifadeye ek olarak, şahitlerden biri dinlenirken, henüz dinlenmemiş olanların salonda bulunamayacakları açıkça düzenlenmiştir.

İkinci fıkrada, 1086 sayılı Kanunun 269 uncu maddesindeki ifadeye yer verilmiş ve bu fıkranın birinci cümlesine, tanığın sözü kesilmeden dinleneceği hükmü getirilmiştir.

Üçüncü ve dördüncü fıkralar yenidir. Bu fıkralarda tanığın sözü bittikten sonra, hâkimin veya toplu mahkemelerde başkanın izin vermesi suretiyle, üye hâkimin, tanığın ifadesini açıklama ve tamamlama amaçlı sorular sorabileceği düzenlenmiştir.

Beşinci fıkra 1086 sayılı Kanunun 272 nci maddesinin karşılığıdır. Böylece tanığın beyanı belgeye bağlanmış ve güvenliği sağlanmıştır.

HMK Madde 261 Tanığın dinlenilme şekli

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2021/4969E. , 2022/6104K.

  • HMK Madde 261
  • Tanığın dinlenilme şekli

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
DAVA TÜRÜ : TAPUSUZ TAŞINMAZIN TESCİLİ

Taraflar arasındaki tapusuz taşınmazın tescili istemine ilişkin açılan davadan dolayı bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne dair verilen karar süresi içinde davalı … vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacılar vekili dava dilekçesinde; sınırlarını belirttikleri taşınmazın kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakıldığını, dava konusu taşınmazın önce babaları tarafından kullanıldığını ve sonrasında kendilerine satıldığını, eklemeli olarak 25 yılı aşkın bir zamandır kullandıklarını ileri sürerek, 104,12 m2 yüzölçümündeki taşınmazın davacılar adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.

II. CEVAP
Davalı … vekili cevap dilekçesinde, dava konusu taşınmazın Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğunu ve zilyetlikle kazanma koşullarının oluşmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

III.MAHKEME KARARI
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10/05/2012 tarihli ve 2009/177 E., 2012/238 K. sayılı kararıyla; davanın kabulüne 18/04/2011 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 112,92 metrekare bölümün davacılar adına 1/2 paylarla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

IV. TEMYİZ
1.Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Birinci Bozma Kararı
Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 17/09/2013 tarihli ve 2012/12975 E., 2013/12349 K. sayılı kararı ile; TMK’nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 ve 17. maddelerine dayalı tescil davasının Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerine karşı açılması gerektiğinden davanın ilgili köy tüzel kişisine yöneltilmesi, savunma ve delilleri toplanarak uyuşmazlığın esastan çözülmesi gereğine değinerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

3. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen Karar
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11/09/2014 tarihli ve 2014/5 E., 2014/418 K. sayılı kararıyla; davanın kabulüne 18/04/2011 tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 112,92 metrekare bölümün davacılar adına 1/2 paylarla tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

4. Bozma Sonrası Mahkemece Verilen Karara Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili ve … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

5. İkinci Bozma Kararı
Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 15/06/2015 tarihli ve 2015/5713 E., 2015/7924 K. sayılı kararı ile Muğla Büyükşehir Belediye Başkanlığının davaya dahil edilerek taraf teşkilinin sağlanması, mahallinde yeniden keşif yapılarak taşınmazın evvelinde kime ait olduğu, kimden kime ne şekilde intikal ettiğinin etraflıca sorulup, maddi olaylara göre beyanların alınması, yöntemince hava fotoğrafları incelemesi yapılması, 3 kişilik ziraat bilirkişisi kurulundan rapor alınması, komşu parsel tutanakları ile denetlenmesi hususlarına değinilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir .

6. Mahkemece Bozma Kararına Uyularak Verilen karar
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 31/05/2018 tarihli ve 2015/687 E., 2018/315 K. sayılı kararıyla; davanın kabulüne, 18/05/2017 havale tarihli bilirkişi raporuna ekli krokide (B) harfi ile gösterilen 41.02 m²’lik alan ile taleple bağlı kalınmak suretiyle (A) harfi ile gösterilen alanda 63,10 m²’lik tescil dışı bırakılan alanın davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiştir.

7. Bozma Sonrası Mahkemece Verilen Karara Karşı Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bodrum 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı … vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Temyiz Nedenleri
Davalı … vekili temyiz dilekçesinde; Mahkemenin eksik inceleme neticesinde karar verdiğini, yöntemine uygun hava fotoğrafı incelemesi yapılmadığını, taşınmazın zilyetlikle kazanılabilecek yerlerden olduğu düşünülse bile imar ihyaya muhtaç olduğunu, bilirkişi raporlarının subjektif olarak hazırlandığını, davacı lehine zilyetlik koşulları oluşmadığı halde davanın kabulüne karar verilmesinin yersiz olduğunu belirterek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.

9. Gerekçe
9.1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Dava, kadastro tespiti sırasında tescil harici bırakılan yerin tescili istemine ilişkindir.

9.2. İlgili Hukuk
9.2.1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713/1. maddesi, “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. “

9.2.2. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi, “ Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”

9.2.3. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesi, “ Orman sayılmayan Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masraf ve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilen taşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veya halefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.’’ hükümlerini içermektedir.

9.3. Değerlendirme
9.3.1. Mahkemece bozma kararına uyulduğu halde, bozma gerekleri tam olarak yerine getirilmemiştir. Bozma kararına uyulmakla taraflar yararına usuli kazanılmış hak oluşur. Bu hakkın zedelenmemesi için bozma gereklerinin tam ve eksiksiz olarak yerine getirilmesi gerekir. Bozma kararında yöntemince hava fotoğrafı incelemesi yapılarak taşınmazın geçmişte ne durumda olduğunun belirlenmesi istenildiği halde, 1972 tarihli hava fotoğrafının renksiz ve siyah olması nedeniyle yorumlanamadığı şeklinde verilen rapor ile yetinilmiş, mahallinde yapılacak keşifte yerel bilirkişi ve tanıkların dinlenilmesi istenildiği halde, yapılan keşifte dinlenilmemiştir. Bu şekilde eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya uygun düşmemektedir.

9.3.2. Doğru sonuca varılabilmesi için, taşınmazın ne zaman imar planı kapsamına alındığı ayrıntılı olarak araştırılmalı, buna ilişkin karar ve imar planları getirtilmeli, taşınmaz imar planına alınmış ise imar planından, alınmamış ise dava tarihinden geriye doğru en az 15, 20 ve 25 yıl öncesine ait ve yüksek çözünürlüklü hava fotoğraflarının ve dava tarihinden itibaren iktisap süresince beşer yıllık periyotlarda çekilmiş olan hava fotoğraflarının Harita Genel Müdürlüğünden, aynı tarihler arasında düzenlenen fotoplan, fotometrik ve fotogrametrik paftalar ise İl Kadastro Müdürlüğünden getirtilerek dosya arasına konulmalı, ardından taşınmaz başında üç kişilik jeodezi ve fotogrametri mühendislerinden oluşturulacak bilirkişi heyeti, 1 fotoğrafçı bilirkişi ve 1 fen bilirkişi marifetiyle mahallinde yeniden keşif yapılmalı, keşif sırasında dinlenilecek yansız yerel bilirkişiler ve taraf tanıklarından taşınmazın öncesinin ne olduğu, taşınmaz üzerinde zilyetliğin bulunup bulunmadığı, varsa hangi tarihte ve ne zaman başladığı, zilyetliğin sürdürülüş biçimi, kimden kime ve nasıl intikal ettiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, hava fotoğrafları üzerinde fotogrometri ve jeodezi uzmanı olan harita mühendisi bilirkişi kurulundan belirtilen hava fotoğraflarının stereoskop aleti ile incelenmesi suretiyle hava fotoğraflarının çekildikleri, Kadastro Müdürlüğünden gelen paftaların ise düzenlendikleri tarihlere göre dava konusu taşınmaz bölümlerinin kültür arazisi niteliğinde bulunup bulunmadığı, önceki niteliği, imar – ihyaya muhtaç yerlerden olup olmadığı, imar ihyaya muhtaç ise imar – ihyasının tamamlanıp tamamlanmadığı, tamamlanmış ise taşınmazın hangi tarihte tarım arazisi haline gelmiş olduğu konusunda rapor alınmalı, imar ve ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadar 20 yıllık kazanma süresinin dolup-dolmadığı belirlenmeli, yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK’nın 261. maddesi uyarınca yüzleştirilmek suretiyle aykırılık giderilmeli, HMK’nın 290/2. maddesi uyarınca birlikte keşfe götürülecek bir fotoğrafçı aracılığıyla taşınmaz ve çevresinin yakın plan ve panoramik fotoğrafları çektirilip Mahkemece onaylandıktan sonra dosya arasına konulmalı, fen bilirkişisinde keşfi takibe yarar rapor alınmalı, bundan sonra netice hakkında karar verilmelidir.

9.3.3. Mahkemece yukarıda açıklanan araştırmalar yapılmadan karar verilmesi isabetsiz olduğu gibi hükme esas alınan 18/05/2017 havale tarihli fen bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen kısım 71,90 metrekare iken taleple bağlı kalınarak 63,10 m2 ile tescil dışı bırakılan alanın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesi, ancak tescil kararı verilen bu bölümü belirleyen ek rapor alınmadığından, infazı kabil bir hüküm verilmemesi de isabetsiz olmuştur.

V. SONUÇ
Açıklanan nedenlerle davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK.’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 26/09/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

HMK Madde 261 Tanığın dinlenilme şekli

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2020/1175E. , 2021/5118K.

  • HMK Madde 261
  • Tanığın dinlenilme şekli

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım, Eski Hale Getirme

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

KARAR

Davacılar vekili, 879 parsel sayılı taşınmazda hisse sahibi olduklarını, gayrimenkul hissedarlarının tamamının belirlenen ve bilinen sınırlar içerisinde kendilerine düşen mevcut yeri kullandıklarını, gayrimenkul hissedarlarının kendilerine ait yerlerini kullanırken arazi üzerinde bulunan yollarda yazılı olmayan sözlü bir yararlanma anlaşması yaptıklarını, davalı tarafın 2009 ve 2011 yıllarında farklı hissedarlardan hisse satın aldığını, alınan hisselere tekabül eden yerde fiili olarak yol bulunduğunu bilmesine rağmen bu yer üzerine yeni ağaç dikerek mevcut yolu kabul etmediğini, yoldan geçişi engellediğini belirterek davalının kadim yola elatmasının önlenmesine, yolun eski hale getirilmesine, mevcut yapı ve diğerlerinin kal’ine, kal’in eski hale getirme masraflarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemece, (önceki kararda) davanın kabulüne, davacılara ait 879 nolu parseldeki ve 15.02.2013 tarihli fen bilirkişileri raporunda kırmızı renkle çizilen öncesinde yol olarak kullanılan ve davacı tarafça yol olarak terk edilmesi istenilen 1.230 m²’lik kısma davalının vaki müdahalesinin önlenmesine, fen bilirkişilerinin krokisinde kırmızı renk ile belirtilen kısımda bulunan muhdesatların kal’ine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Dairenin 17.10.2018 tarihli ve 2018/7586 Esas, 2018/17444 Karar sayılı ilamında belirtilen “…. mahkemece, davalıya tanıklarının isim ve adreslerini bildirmesi için süre ve imkan tanınması, bildirmesi halinde, mahallinde yeniden keşif icra edilerek, davacılar ve davalı tanıklarının beyanlarının keşif mahallinde alınması, toplanacak delillere göre, davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi ve sonucuna göre karar verilmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, özetlenen ilkelere uygun düşmeyecek biçimde yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.” gerekçeleriyle bozulmuştur.

Mahkemesince, bozmaya uyma kararı verilerek, yeniden yapılan yargılama neticesinde, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi, kal ve eski hale getirme isteğine ilişkindir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden davaya konu edilen taşınmazın davacılar, davalı ve üçüncü kişiler adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.

Somut olayda, her ne kadar Mahkemece, bozmaya uyularak karar verilmiş ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirildiğini söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, bozma sonrası yapılan keşifte davalı tanıkları dinlenmediği gibi tanık beyanları arasındaki çelişkininde giderilmeden sonuca gidildiği anlaşılmaktadır.

O halde, mahkemece yapılacak iş, yerinde yeniden keşif yapılarak taraf tanıklarının (usulüne uygun tebligat ile çağrılarak) HMK’nin 259 ve 290/2. maddeleri gereğince keşif yerinde dinlenmelerinin sağlanması, ilk bozma ilamında ayrıntılı olarak belirtilen ilkeler ışığında, öncelikle dava konusu taşınmaz üzerinde davaya konu edilen taşınmaz yönünden, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, her paydaşın payına özgülenen bir kısım bulunup bulunmadığının belirlenmesi, yolun da fiili kullanıma dahil edilip edilmediğinin ve davalının satın alması öncesi de yol olarak benimsenip benimsenmediğinin saptanması, var ise, yol olarak özgülenen alana bir müdahale olup olmadığının duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi, özel parselasyon ya da fiili kullanma biçiminin oluşmamış olması halinde, uyuşmazlığın TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi, bu çerçevede, davacıların taşınmazda kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının açıkça saptanması, izah edilen hususların taraf tanıklarından ayrıntılı bir şekilde sorulması, (bu şekli ile niza konusu yolun davalının satın alma öncesi ve sonrası durumunun tereddüte mahal bırakılmayacak biçimde tespit edilmesi,) bozma öncesi ve bozma sonrası tanık beyanları arasında çelişki bulunduğundan 6100 sayılı HMK’nin 261/1 maddesi uyarınca çelişkinin yüzleştirmek suretiyle giderilmeye çalışılması, beyanlar arasındaki çelişkinin giderilememesi durumunda hangi taraf tanığının beyanının üstün tutulduğunun karar gerekçesinde gösterilmesi, tüm taraf tanık beyanlarının birlikte tartışılıp değerlendirilmesi ve ondan sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.

SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 15.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.