
Tanıklara itiraz
HMK Madde 255
(1) Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir.
6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi
“Tanıklara itiraz” başlığını taşıyan bu maddede, 1086 sayılı Kanunun 254 üncü maddesindeki düzenleme, hukukî dinlenilme hakkının bir gereği olarak aynen korunmuştur.
HMK Madde 255 Tanıklara itiraz
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1308E. , 2021/50K.
- HMK Madde 255
- Tanıklara itiraz
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi Sıfatıyla)
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait işyerinde 1998-2003 yılları arasında temmuz ve ağustos ayları dışında sürekli; 2003 yılından 2011 yılı Temmuz ayına kadar olan dönemde ise aralıksız çalıştığını, yıllık izin ücretlerini aldığına dair belgeleri imzalamak zorunda kaldığını, resmi tatillerde hiç izin kullanmadığını, dini bayramlarda ise en fazla 3 gün izin kullandığını, 08:00-18:00 saatleri arası çalışması gerekirken gece geç saatlere kadar çalışmak zorunda kaldığını, sezon döneminde 6 ay boyunca hiç hafta sonu izni kullanmadığını, başka bir birimde görevlendirilmesi üzerine iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek bir kısım işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının mevsimlik işçi olduğunu, eylül ayında işe girişinin yapılıp kuru incirin işlenmesinin tamamlandığı dönemde işten çıkışının yapıldığını, davacının işi kendisinin bıraktığını, kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin yerinde olmadığını, alacağının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 13.02.2014 tarihli ve 2012/267 E., 2014/102 K. sayılı kararı ile; davacının aflatoksin bölümüne geçirilmek istendiği, bu değişiklik nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, iş sözleşmesi davacı işçi tarafından feshedildiğinden ihbar tazminatı alacağının bulunmadığı, davalı işveren davacının yıllık izin kullandığını ispatlayamadığından yıllık izin alacağına hak kazandığı, tanık beyanlarına göre fazla çalışmasının bulunduğu, ulusal bayram ve genel tatillerinde çalıştığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 23.06.2015 tarihli ve 2014/12303 E., 2015/21781 K. sayılı kararı ile; davalının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra, “…2-Davacı işçi fazla mesai ücreti isteğinde bulunmuş, mahkemece isteğin kabulüne karar verilmiştir. Dosyada fazla çalışmayı kanıtlayan yazılı bir delil bulunmamaktadır.
Fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışmanın ispatı konusunda iş yeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, iş yeri iç yazışmaları, delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
Fazla çalışmanın yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İş yerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Somut olayda davacı, davalı ait iş yerinde kalite kontrol görevlisi olarak çalışmıştır.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda fazla mesai konusunda hesap yapılırken davacı ile menfaat birlikteliği olan ve varsayıma dayalı tanık anlatımları dikkate alınmıştır. Davacı yan tanıkları anlatımlarında sezonda iş yoğun olduğu zamanlarda fazla çalışma yaptıklarını belirtmiştir. Varsayıma dayalı kesin nitelikte olmayan tanık anlatımlarına itibar edilemez. Davacının sezon döneminde sürekli mesai sonrası ilave 4,5 saat daha çalıştığının kabul edilmesi hatalı olmuştur. Mahkemece yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Ayrıca tavzih yolu ile hükmü fıkrasında bir değişiklik yapmak mümkün değildir. Bu itibarla yargılama giderleri ile ilgili temyize konu olabilecek bir hususun tavzih yoluyla değiştirilmesi de hatalı olmuştur…” gerekçeleriyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Nazilli 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin (İş Mahkemesi Sıfatıyla) 02.02.2016 tarihli ve 2015/378 E., 2016/53 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ek olarak, Hukuk Genel Kurulunun 2014/22-578 E., 2014/766 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin dinlenen tanıkların ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili alacakları yönünden de beyanda bulunduğu, kabulüne karar verilen bu alacakların Özel Daire tarafından bozma konusu yapılmadığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatili ücreti alacakları bakımından tanıkların beyanları esas alınabildiğine göre aynı tanıkların fazla çalışma ücretine ilişkin beyanlarının da hükme esas alınabileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, mahkemece fazla çalışma ücreti alacağının hesaplanmasında dikkate alınan davacı tanık beyanlarının varsayıma dayalı olup olmadığı ile davacı tanıklarının davacıyla menfaat birlikteliklerinin bulunup bulunmadığı, tanık beyanlarının hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden hükme esas alındığı gerekçesiyle fazla çalışma ücreti alacağı yönünden de hükme esas alınmasının yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. 4857 sayılı İş Kanunu’nun (4857 sayılı Kanun/İş Kanunu/Kanun) 63. maddesine göre;
“Genel bakımdan çalışma süresi haftada en çok kırkbeş saattir. Aksi kararlaştırılmamışsa bu süre, işyerlerinde haftanın çalışılan günlerine eşit ölçüde bölünerek uygulanır (Ek cümle: 10/9/2014-6552/7 md.; Değişik cümle: 4/4/2015-6645/36 md.). Yer altı maden işlerinde çalışan işçilerin çalışma süresi; günde en çok yedi buçuk, haftada en çok otuz yedi buçuk saattir.
Tarafların anlaşması ile haftalık normal çalışma süresi, iş yerlerinde haftanın çalışılan günlerine, günde onbir saati aşmamak koşulu ile farklı şekilde dağıtılabilir. Bu hâlde, iki aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz. Denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile dört aya kadar artırılabilir (Ek cümle: 6/5/2016-6715/3 md.). Turizm sektöründe dört aylık süre içinde işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık çalışma süresini aşamaz; denkleştirme süresi toplu iş sözleşmeleri ile altı aya kadar artırılabilir.
Çalışma sürelerinin yukarıdaki esaslar çerçevesinde uygulama şekilleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanacak bir yönetmelikle düzenlenir.”.
13. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63 ve devamı maddelerinde çalışma süresi düzenlenmiş olmakla birlikte “çalışma süresi”nin tanımı yapılmamıştır. Ancak 63. maddenin son fıkrası uyarınca 06.04.2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren İş Kanununa İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 3. maddesinde yer alan, “Çalışma süresi, işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği süredir. İş Kanununun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasında yazılı süreler de çalışma süresinden sayılır. Aynı Kanunun 68 inci maddesi uyarınca verilen ara dinlenmeleri ise, çalışma süresinden sayılmaz.” şeklindeki düzenleme ile çalışma süresinden ne anlaşılması gerektiği hüküm altına alınmıştır.
14. O hâlde işçinin çalıştırıldığı işte geçirdiği “fiili çalışma süresi” ile Kanunun 66. maddesi uyarınca çalıştırıldığı işte fiilen geçmemiş olsa bile çalışılmış gibi sayılan haller de “farazi çalışma süresi” olarak çalışma süresine dâhil edilmelidir.
15. Yine Kanunun 63. maddesi haftalık çalışma süresinin 45 saat olduğunu hükme bağlamıştır.
16. Fazla çalışma ise 4857 sayılı Kanunun 41 ila 43. maddelerinde düzenlenmiştir. Kanunun 41. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Ülkenin genel yararları yahut işin niteliği veya üretimin artırılması gibi nedenlerle fazla çalışma yapılabilir. Fazla çalışma, Kanunda yazılı koşullar çerçevesinde, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmalardır. 63 üncü madde hükmüne göre denkleştirme esasının uygulandığı hâllerde, işçinin haftalık ortalama çalışma süresi, normal haftalık iş süresini aşmamak koşulu ile, bazı haftalarda toplam kırkbeş saati aşsa dahi bu çalışmalar fazla çalışma sayılmaz.”.
17. Bu durumda denkleştirmenin uygulandığı hâller hariç, haftalık kırkbeş saati aşan çalışmaların fazla çalışma sayılarak, normal saat ücretinin %50 yükseltilmesi sureti ile belirlenecek saat ücreti esas alınıp hesaplanarak işçiye ödenmesi gerekir.
18. Bu noktada fazla çalışma ücreti alacağının ispatına ilişkin açıklama yapmakta yarar bulunmaktadır.
19. Gerek mülga 1475 sayılı İş Kanunu, gerekse hâlen yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu’nda fazla çalışmanın ispatı ile ilgili olarak özel bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle fazla çalışmanın ispatı genel hükümlere tabidir.
20. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.”.
21. Dolayısıyla fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi kural olarak, bu iddiasını ispat etmek zorundadır.
22. Fiili bir olgu söz konusu olduğundan kural olarak işçi, fazla çalışma yaptığını her türlü delille ispat edebilir. Fazla çalışmanın ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, fazla çalışmanın bu tür yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların dinletmiş oldukları tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de fazla çalışma olup olmadığı araştırılmalıdır.
23. Davacı işçi tarafından tanık deliline dayanılması hâlinde; gerek mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 254. maddesi, gerekse 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 255. maddesi uyarınca, aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söyledikleri gözetilerek değerlendirme yapılmasıdır.
24. Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz ise de, aynı işveren aleyhine dava açan kişiler davacı tanığı olarak dinlenmiş ise bu işçilerin tanıklıklarına kural olarak itibar edilmemesi; birbirlerine tanıklık eden kişilerin beyanlarına ihtiyatla yaklaşılması ile bu tanıkların beyanlarının diğer yan delillerle birlikte değerlendirilerek, sonuca gidilmesi gerekir.
25. Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2019 tarihli ve 2019/22-61 E., 2019/317 K.; 16.06.2020 tarihli ve 2019/9-353 E., 2020/403 K.; 02.12.2020 tarihli ve 2016/(22)9-2229 E., 2020/994 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.
26. Somut olayda, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının sezon harici dönemde haftanın altı günü 08:00-17:30 saatleri arasında 1 saat ara dinlenmesinin mahsubu ile haftada 6 saat fazla çalışma yaptığı; sezon denilen ve Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ile Ocak aylarını kapsayan dönemde ise sezon harici dönemdeki çalışmasına ek olarak 17:30-22:00 saatleri arasında da çalıştığı ve haftada 33 saat fazla çalışma yaptığı kabul edilmiş, yine tanık beyanlarına göre belirlenen ulusal bayram ve genel tatil ile hafta tatili ücreti alacakları hesaplanmıştır.
27. Öncelikle ifade etmek gerekir ki, Özel Daire bozma kararında fazla çalışma alacağı yönünden davacı ile menfaat birliktelikleri bulunan tanık anlatımlarının dikkate alındığı belirtilmiş ise de, bozma öncesinde yapılan yargılamada tanıkların davalı aleyhine davası olan kişiler olduğuna dair bir iddia veya itiraz olmadığı gibi, buna ilişkin dosyaya yansıyan bir beyan ya da belge de bulunmamaktadır.
28. Nitekim, davalının, davacı tanıklarından …’nın davalı aleyhine dava açtığına dair beyanını ve buna ilişkin dava dosyasına ilişkin bilgileri Özel Daire bozma kararı sonrası yapılan yargılamada bildirdiği anlaşılmaktadır.
29. Diğer taraftan, davacının diğer tanıkları olan ve işyerindeki çalışma düzenini bilebilecek durumda olan tanıklar … ve … yönünden ise yargılamanın hiçbir aşamasında davacı ile menfaat birlikteliklerinin bulunduğuna dair bir itiraz ileri sürülmemiştir.
30. Ayrıca belirtmek gerekir ki, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları yönünden tanık beyanlarına değer verilip aynı tanıkların davacı ile menfaat birlikteliklerinin bulunduğundan bahisle fazla çalışma ücreti alacağı ile ilgili anlatımlarına değer verilemeyeceğinin kabul edilmesi de çelişki oluşturmaktadır.
31. Bu durumda, Özel Dairenin davacı tanıklarının davacı ile menfaat birlikteliklerinin bulunduğuna ilişkin tespitinin yerinde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
32. Özel Dairece sezon dışı kabul edilen dönem yönünden kabul edilen fazla çalışma ücreti alacağına ilişkin bir bozma yapılmadığından, Eylül, Ekim, Kasım, Aralık ile Ocak aylarını kapsayan sezon dönemi yönünden davacının fazla çalışma ücreti alacağı bulunup bulunmadığı değerlendirmelidir.
33. Yargılama sırasında dinlenilen davacı tanıkları sezon döneminde davacının ortalama saat 22:00’ye kadar çalıştığını beyan etmişlerdir. Nitekim, davalı tanığı … da davacının fazla çalışma yaptığını ve özellikle sezonda yoğunluk olduğunu ifade etmiştir.
34. Bu itibarla, tanık beyanları, yapılan işin niteliği, işyerinin özelliği dikkate alındığında, mahkemece sezon döneminde çalışmanın saat 22:00’ye kadar sürdüğünün ve 4,5 saat daha ilave fazla çalışma yapıldığının kabul edilmesi isabetlidir.
35. Hâl böyle olunca direnme kararı yerindedir.
36. Ne var ki, hüküm altına alınan alacak miktarlarına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Direnme uygun bulunduğundan hüküm altına alınacak miktarlara ilişkin davalı vekilinin temyiz itirazının incelemesi yapılmak üzere dosyanın 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
HMK Madde 255 Tanıklara itiraz
Yargıtay İçtihatları
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2019/32E. , 2019/993K.
- HMK Madde 255
- Tanıklara itiraz
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
Taraflar arasındaki “boşanma” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Bodrum Aile Mahkemesince verilen 12.02.2016 tarih ve 2014/178 E., 2016/157 K. sayılı karar davacı erkeğin mirasçısı … vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 25.04.2017 tarih ve 2016/11279 E., 2017/4810 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece; “davacı murisin 28.07.2011 tarihli duruşmada alınan beyanında davalıyla uzlaşma ihtimallerinin olduğunu belirttiği, tanıklardan… ve …’nın davacı murisin çocukları ve davayı takip eden mirasçılar oldukları, davada taraf sıfatlarının olması ve davalı kadınla aralarında görülen ceza davası sebebiyle yoğun bir husumet bulunması sebebiyle beyanlarının tarafsız olamayacağı, tanık…’ın da davalı kadınla aralarında görülen ceza davası sebebiyle husumetinin bulunduğu, beyanının ise tutarsız ve çelişkili olduğu, zaman belirtmediği, yapılan ceza yargılamasında davalının beraat ettiği, tanık …’nın anlatımlarının davadan sonra meydana gelen olaylara ilişkin olması sebebiyle dikkate alınamayacağı, dinlenen diğer tanık anlatımlarının tarafların arasında evlilik birliğinin davalıdan kaynaklanan sebeplerle çekilmez hal alarak kusurun davalıda olduğuna dair beyanlarının bulunmadığı, aksine davalının muris eşine karşı ilgili olduğu ve evliliğin devamı konusunda gerekli mücadeleyi verdiği” gerekçesiyle boşanmaya sebep olan olaylarda davalı kadının kusurunun olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmalarıdır (HMK m.255). Akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamaz. Türk Borçlar Kanununun 74. maddesi gereğince, ceza mahkemelerinin beraat kararları hukuk hakimini bağlamaz.
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davanın 21.07.2010 tarihinde açıldığı, davacı muris ile davalı kadının 2010 yılı Mayıs ayında fiilen ayrıldıkları, davadan önce yaşanan fiili ayrılık döneminde davalı kadının muris eşine ” eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” şeklinde sözlerle hakaret ettiği, davacı murisin dava dilekçesinde açıkça dayandığı bu vakıanın murisin önceki evliliğinden olan oğlu tanık… ve işletme müdürü tanık…’ın beyanları ile doğrulandığı, bu fiil nedeniyle kadının yargılandığı ceza davasında delil yetersizliği sebebiyle beraat ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tanıklarının gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarına dair dosya içerisinde ciddi ve inandırıcı delil bulunmamaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre eşine hakaret eden davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun tespitine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir…”
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
HUKUK GENEL KURULU KARARI
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla değişikliği öncesi hâliyle 438. maddesinin ikinci fıkrası gereğince, direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağından mirasçılar vekillerinin duruşma isteklerinin ayrı ayrı reddine karar verilip, dosyadaki belgeler okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Dava, evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı (TMK m. 166/1) boşanma istemine ilişkindir.
Davacı erkek vekili; tarafların evliliklerinin ikinci yılında anlaşamamaya başladıklarını ve davalının kusurlu davranışları sonucunda aralarında şiddetli geçimsizlik oluştuğunu, davalı eşin müvekkilinin şeref ve haysiyetine yönelik ağır derecede onur kırıcı davranışlarda bulunduğunu, kıskanç, aşırı fevri, saygısız tutum ve davranışlarının bulunduğunu, sadece eşine karşı değil müvekkilinin ilk evliliğinden olma çocukları … ve …’e karşı da olumsuz davranışlar sergilediğini, müvekkilinin çocuklarına bağırıp hakaret ettiği gibi zaman zaman onların üstüne yürümekten dahi çekinmediğini, yaşlılığın yanında duygusal bir yapıya sahip olan müvekkilinin de karşı tarafın samimi olduğunu kabul ederek davalıyla evlendiğini, müvekkilinin bundan dolayı uzun yılların emeğiyle kazandığı mal varlığının önemli bir kısmını davalı eşinin üzerine geçirdiğini, davalının davacıyı otel personelinin ve müşterilerin yanında ve onların rahatsız olacağı şekilde “eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” şeklinde sözler söyleyerek aşağıladığını belirterek tarafların boşanmalarına ve davacı lehine 100.000,00TL maddi ve 100.000,00TL manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı kadın vekili; davacının tüm iddialarının gerçek dışı olduğunu, müvekkilinin 1956 doğumlu İtalyan Lisesi ve Konservatuar mezunu olduğunu, ilk evliliğini davacı ile gerçekleştirdiğini, uzun yıllar İstanbul Üniversitesinde dekanlık bünyesinde çalıştığını, ayrıca ailesinden kalma ekmek fabrikasında bilfiil görev aldığını ve İstanbul Radyosunda çalıştığını, müvekkilinin davacı ile evlenmeden önce Yalıkavak Bedestende antika ve butik dükkanı, Bodrum merkezde evi ve babasından miras yolu ile gelen İstanbul, Eskişehir ve Ankara’da hisseli taşınmazları, nakit ve diğer değerli menkulleri ve emekli maaşının mevcut olduğunu, dava dilekçesinde izah olunan sebeplerle söz konusu evliliği gerçekleştirmediğini, eşinden kesinlikle boşanmak istemediğini, davacıya ameliyatları sonrası bizzat davalının baktığını ve davacının iyi ve kötü günlerinde hep yanında olduğunu, davacının çocuklarının etkisi altında kaldığını belirterek evlilik birliğinin bu duruma gelmesinde tam kusurlu olan davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine, tarafına ayda 5.000,00TL tedbir nafakasına ve 1.000.000,00TL maddi, 200.000,00TL manevi tazminata hükmolunmasını talep etmiştir.
Yerel mahkemece; davacı …’in yargılama aşamasında, 02.12.2012 tarihinde vefat ettiği, tanık anlatımları, ceza dosyaları, davacının vesayet dosyası ve diğer delillerin değerlendirilmesinde, evlilik birliği ölümle sona erdiğinden boşanma davasının konusuz kalması sebebiyle boşanma konusunda bir karar verilmesine yer olmadığına dair karar verildiği, davalının kusurunun tespitine yönelik yapılan incelemede ise, davacı tanıklarından bir kısmı davalının davacıya “git kendini boynuzlat, beni ayırmaya çalışan namussuzdur” dediği, bu yönde beyanda bulunan tanıkların davacının çocukları olduğu, yansız ifade vermemelerinin de olasılık dâhilinde olduğu, davacının akrabası ve yakını olmayan diğer tanıkların beyanlarında ise taraflar arasında bir geçimsizlik bulunmadığının belirtildiği, davalı tanıklarının ise tarafların aynı evde birlikte yaşadıklarını, dışarıda da sürekli görüştüklerini, davacının da sinirli bir kişilik yapısına sahip olduğunu ve davacıya davalının baktığını beyan ettikleri, soruşturma ve ceza dosyalarında davalı hakkında takipsizlik ve beraat kararı verildiği, bu nedenlerle davalının kusurlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Hükmün mirasçılardan … tarafından temyizi üzerine Özel Dairece;
“… davacı erkeğin dinlenilmeyen tanıkları usulüne uygun şekilde davet edilip, beyanları alındıktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir.
Yerel Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda ise; davacının 28.07.2011 tarihli duruşmada davalıyla uzlaşma ihtimallerinin olduğunu beyan ettiği, geçimsizlik sebeplerinin davalının önceki eşinden kıskanması olduğunu bildirdiği, tanıklardan… ve …’nın davacının çocukları ve davayı takip eden mirasçıları oldukları, davada taraf sıfatlarının bulunduğu, kaldı ki suç tarihi 13/07/2010 olan ve Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/252 esas, 2012/378 karar sayılı dosyası sebebiyle davalıyla aralarında yoğun bir husumet bulunduğu, bu nedenle beyanlarının tarafsız olamayacağı ve anlatımlarına itibar edilemeyeceği, tanık…’ın beyanının tutarsız ve çelişkili olması, davalıyla arasında suç tarihi 21.04.2010 olan ve Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/583 esas, 2012/1364 karar sayılı dosyası sebebiyle husumetin bulunduğu, bu ceza dosyasında vermiş olduğu beyanlarının da tutarlı olmadığı, beyanlarında tarih bildirmediği ve beyanlarının “bir gün” diye başladığı, anlatımları sebep, saik ve zaman kavramından yoksun olduğundan itibar edilmediği, diğer tanık anlatımlarında tarafların zaman zaman kavga edip barıştıklarının bildirildiği, ceza yargılamasında sanık sıfatında bulunan davalı …’ün beraat ettiği, mahkemenin ceza yargılamasında yer alan maddi olgularla bağlı olduğu, tanık …’nın ifadesinde geçen olayların ise dava tarihinden sonraya denk geldiği ve her davanın açıldığı tarihteki olaylara göre değerlendirileceği, diğer tanık anlatımlarında evlilik birliğinin davalıdan kaynaklanan sebeplerle çekilmez hâl aldığına dair bir beyanın bulunmadığı, aksine tanıkların davalının eşine karşı ilgili olduğu ve evliliğin devamı konusunda gerekli mücadeleyi verdiğini beyan ettikleri, ceza dosyalarında sanık sıfatıyla yargılanan davalının beraat ettiği, soruşturma dosyalarında takipsizlik kararı verildiği, müşterek konutu bizzat davacının terk ederek fiili ayrılığa davacının sebebiyet verdiği, evlilik birliğinin sarsılmasında davalının kusurunun bulunmadığı ve aksinin de ispatlanamadığı gerekçesiyle boşanma davası konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına ve davalının kusurlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.
Bozma sonrası verilen hükmün mirasçı … tarafından temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda başlık kısmında açıklanan gerekçeyle bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozma öncesi kararda yer alan gerekçeye yer verildikten sonra; “HMK’nın 255. maddesi gereği “tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa bunu iki taraftan birisi iddia ve ispat edebilir” hükmü gereği; gerek taraf olan mirasçı-tanık … …’in ve gerekse işletme müdürü …’un alınan beyanlarında bahsi geçen olayları anlatış şekillerinin zaman ve saikten yoksun olduğu, bu tanıkların objektif beyanda bulunduklarının kabulü için beyanlarında bahsi geçen olaylara yönelik net bir zaman söylemeleri ve olayların nedenini gösterir saik belirtmeleri gerektiği, yukarıda bahsi geçtiği şekilde davalı kadın ile her iki tanığın arasında menfaat çatışması ve ceza davaları nedeni ile yoğun husumet bulunduğu, dava sonucunda verilecek kararın dinlenen tanık … …’in menfaatine olumlu ya da olumsuz şekilde sonuç doğuracağı, bu nedenle her iki tanığın da davalı kadının lehine beyanda bulunmalarının hayatın olağan akışına göre mevcut durum dikkate alındığında aykırı olduğu, evlilik birliğinin sarsılmasında davalının kusurunun bulunmadığı, aksinin de ispatlanamadığı, bu nedenlerle dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalının kusurlu olmadığının tespitine..’’ gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme kararı mirasçılar vekilleri tarafından temyiz edilmektedir.
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı tanıklarının gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarına dair dosya içerisinde ciddi ve inandırıcı delil bulunup bulunmadığı, burada varılacak sonuca göre evlilik birliğinin sarsılmasında davalı kadının kusurlu olup olmadığının tespiti noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümüne ilişkin kanun maddelerinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) “Evlilik birliğinin sarsılması” başlıklı 166/I-II. maddesi;
“Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir.
Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir” hükmünü içermektedir.
Aynı Yasanın ‘’ Miras hakları ‘’ başlıklı 181. maddesi ise;
” Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler.
(Değişik ikinci fıkra: 31/3/2011-6217/19 md.) Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.’’ hükmüne haizdir.
Eşlerden birinin ölümü üzerine taraflar arasındaki evlilik birliği kendiliğinden sona erer. Evlilik birliği kendiliğinden sona erdiği için konusu kalmayan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilir. Nitekim eldeki davada da mahkemece konusuz kalan boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmiştir.
Türk Medeni Kanununu 181. maddesinin ikinci fıkrasında boşanma davası devam ederken ölen eşin mirasçılarına sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığının tespitine yönelik olarak davaya devam etme imkânı sağlanmıştır. Buna göre taraflarca usulüne uygun bir şekilde açılan boşanma davaları mirasçılar tarafından sürdürülebilir. Mirasçılar tarafından sürdürülen boşanma davalarında ölen eş delillerini sunmuş ise mirasçıların yeniden delil gösterme hakları bulunmamaktadır. Ölen eş tarafından sunulan ve fakat mahkemece toplanılmayan delillerin araştırılıp değerlendirilmesi mirasçılar tarafından talep edilebilir. Somut olayda davacı erkeğin yargılama devam ederken ölümü üzerine önceki eşlerinden olan çocukları mirasçıları olarak Türk Medeni Kanununun kendilerine tanıdığı ‘’ sağ kalan eşin boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurlu olup olmadığının tespitine ’’ yönelik olarak davaya devam edebilme haklarını kullanarak davayı sürdürmüşlerdir.
Yukarıdaki açıklamalar kapsamında davalı eşin kusurlu olup olmadığı hususuna gelince; davalı kadın hakkında davaya konu hakaret sebebiyle açılan ceza davasında ( Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 2011/252 E., 2012/378 K. ) delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiştir. Hâkim, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı değildir ( TBK m.74 ). Bu madde hukuk hâkiminin ceza hukuku kurallarıyla bağlı olmadığını hükme bağlamaktadır
( Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku, cilt:1, 6. Bası, Beta Yayınları, s:820 ).
Diğer yandan Hukuk Muhakemeleri Kanununun 255. maddesinde; ‘’ Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir.’’ denilmektedir. Türk Medeni Kanununun 184. maddesi gereğince, hâkim delilleri serbestçe değerlendirme yetkisine sahip ise de tanık sözlerinin doğru olması asıldır. Taraflarca sunulan delil listesinde yer alan tanıklarla taraflar arasındaki akrabalık veya diğer bir yakınlık başlı başına tanık ifadelerinin değerini hükümden düşürmez. Aksi düşünce tanık deliline dayalı olarak sürdürülen davalarda olayları en yakından görüp değerlendirebilecek akraba tanıklarının beyanlarına itibar edilmeme durumunu ortaya çıkaracaktır ki hukuk düzeni bu durumu kabul etmez. Aksine ciddi ve inandırıcı deliller olmadıkça asıl olan tanıkların doğruyu söylemiş olmalarıdır. Özel Daire bozma kararında; dava dilekçesinde özellikle vurgulanan davalı kadının eşine yönelik ‘’ eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” beyanına vurgu yapılmak suretiyle, davalı kadının eşine hakaret ettiği kabul edilmiştir. Tanıklarca da ifade edildiği üzere davalı kadının eşine aynı zamanda ‘’ bıktım senden, senin pisliklerini temizlemekten ‘’ ve tanıklara da ‘’ bu adamla uğraşıyorum, altına kaçırıyor ‘’ dediği de sabittir. Açıklanan sebeplerle davalı kadın tarafından Özel Daire bozma kararında yer aldığı üzere davacı erkeğe hakaret edildiği sabit olmakla beraber bu vakıaya yönelik olarak esas alınan tanık ifadelerinin gerçeğe aykırı olduğu konusunda da ciddi ve inandırıcı delil, olay bulunmamaktadır.
Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Özel Daire bozma kararında adı geçen tanıklardan biri olan … …’nin davacı erkeğin önceki eşinden olan oğlu olduğu, yargılama sırasında davacı erkeğin ölümü üzerine de sağ kalan eşin kusurlu olup olmadığının tespiti için diğer mirasçılarla beraber davaya devam ettiği, ayrıca mirasçı … … ve tanık … ile davalı kadın arasında soruşturma, ceza ve hukuk dava dosyalarının bulunduğu, davalı kadın hakkında soruşturma dosyalarında kovuşturmaya yer olmadığına dair ve ceza dosyalarında da beraat kararları verildiği, tanık…’ın beyanında davaya konu hakaret vakıasından bahsetmediği, bu sebeplerle Hukuk Muhakemeleri Kanununun 255. maddesi gereğince davalı kadının kusurunun bulunmadığının tespitine yönelik olarak verilen direnme kararının doğru olduğu ve onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
S O N U Ç : Mirasçılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek hâlinde temyiz peşin harcın yatıranlara iadesine, aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 03.10.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Dava evlilik birliğinin sarsılması nedenine dayalı boşanma istemine ilişkin olup, yargılama sırasında davacının ölümü üzerine mirasçılarının başvurusu ile 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 181. maddesi uyarınca davalı kadının kusur tespitine dönüşmüştür.
Mahkemece davalı kadının kusurlu olmadığının tespitine dair verilen karar temyiz üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince “… davalı kadının muris eşine “eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” şeklinde sözlerle hakaret ettiği, davacı murisin dava dilekçesinde açıkca dayandığı bu vakıanın murisin önceki evliliğinden olan oğlu tanık… ve işletme müdürü tanık…’ın beyanları ile doğrulandığı, bu fiil nedeniyle kadının yargılandığı ceza davasında delil yetersizliği sebebiyle beraat ettiği anlaşılmaktadır. Davacı tanıklarının gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarına dair dosya içerisinde delil bulunmamaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre eşine hakaret eden davalı kadının boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu olduğunun tespitine karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozma üzerine mahkemece direnme kararı verilmiş, mirasçılar vekillerinin temyizi üzerine Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşme sonunda direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtildiği şekilde bozulmasına karar verilmiş olup sayın çoğunluğun bu görüşüne katılmıyoruz.
Şöyle ki;
Davacı muris 1925, davalı ise 1956 doğumludur. Taraflar davacı murisin 2003 yılında boşanmasından sonra 2006 yılında evlenmişlerdir. Bu evlilik davacının dördüncü, davalının ise ilk evliliğidir. Evlenme tarihinde davacı muris 81, davalı ise 50 yaşındadır. Dosyada mevcut tanık beyanına göre iki yıla yakın bir süre arkadaşlık yaptıktan sonra evlenmişlerdir ki davacının önceki eşinden boşandığı tarih ile bu evlilik tarihi arasında üç yıllık bir sürenin bulunması da tanık beyanı ile uyumludur.
Özel Dairenin davalının kusuruna dayanak gösterdiği tek sebep davacı eşe karşı söylediği iddia olunan “eski eşine geri dön de seni tekrar boynuzlasın” şeklindeki sözlerle davacı murise hakaret etmiş olmasıdır ve bu konuda iki tanığın beyanına dayanılmıştır. Uyuşmazlık bu iki tanığın beyanının hükme esas alınıp alınamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Özel Daire bozma kararında adı geçen tanıklardan … … davacının önceki eşinden olan oğludur ve davacının yargılama sırasında ölümü üzerine, davalının kusur tespitine ilişkin bu davada taraf sıfatını almıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının mirasçıları olan… ve … …’nın davalı kadının kısıtlanması için Bodrum Sulh Hukuk Mahkemesinde 2014/528 esas sayılı davayı açtıkları, mahkemece davanın reddine karar verildiği, yine davacı mirasçılarının şikayetleri üzerine davalı kadın hakkında soruşturmalar başlatıldığı ve davaların açıldığı, yapılan soruşturmalar sonucunda kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, açılan ceza davalarında ise suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçesiyle beraat kararları verildiği anlaşılmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 255. maddesi “Tanığın davada yararı bulunmak gibi tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler varsa, bunu iki taraftan biri iddia ve ispat edebilir.” hükmünü düzenlemiştir. Boşanma davalarının niteliği gereği genel olarak tanıklar tarafların yakınları olup beyanları hükümlere esas alınmakta ise de, somut olayda davacı murisin oğlu olan tanık … …’in davacının ölümü sonrası bu davada taraf sıfatını alması, bunun sonucu olarak bu dava sonunda verilecek kararın bu tanığı olumlu ya da olumsuz olarak doğrudan etkileyecek olması, davalı ile arasında başkaca davalar ve soruşturmalar bulunması karşısında HMK 255. maddesinde belirtilen “… tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler” mevcuttur. Bu nedenle adı geçen tanığın beyanının kabulü mümkün görülmemiştir.
Bozma kararında adı geçen diğer tanık …’tur. Bu tanık davacı murisin sahibi olduğu otelin müdürüdür. Tanığın bu dava dosyasında davalının davacıya belirtilen sözlerle hakaret ettiğine ilişkin bir beyanı bulunmamaktadır. Davalı hakkında yürütülen soruşturma sırasında “İfade sahibi” sıfatıyla alınan yeminsiz beyanında, hatırlamadığı bir zamanda davalının davacı murise hitaben “git eski karın seni boynuzlatsın” şeklinde sözler söylediğini bildirmiştir. Bu soruşturma sonunda davalı hakkında Bodrum 2. Sulh Ceza Mahkemesinde hakaret ve tehdit suçundan dolayı kamu davası açılmış, 2011/252 esas sayılı davada yapılan yargılama sonunda suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle beraat kararı verilmiştir. Ayrıca tanık… …’un şikayeti üzerine davalı hakkında Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesinde hakaret suçundan kamu davası açılmış, 2011/583 esas sayılı davada yapılan yargılama sonunda yine suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle beraat kararı verilmiştir. Bodrum Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/6820 soruşturma numaralı evrakında da tanık… …’un davalı hakkında şikayeti mevcut olup, yapılan soruşturma sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu durumda; bozma ilâmında beyanı esas alınan tanık …’un davacı murisin otelinde müdür olarak çalışıyor olması, boşanma ve kusur tespitine ilişkin bu davanın yargılaması sırasında alınan beyanında bu sözlerden bahsetmemesi, aynı sözlere ilişkin ceza soruşturması sırasındaki beyanının yeminsiz alınması ve davalının bu sözler sebebiyle yargılandığı davada beraat etmiş olması, tanık…’ın davalı kadın hakkında şahsi şikayetlerinin bulunması ve davalının …’a hakaret suçundan yargılandığı davada beraat etmesi, soruşturmada ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiş olması, böylece bu tanık ile davalı arasında husumet bulunması karşısında tanık … … bakımından da HMK 255. maddesinde belirtilen “tanıklığının doğruluğu konusunda kuşkuyu gerektiren sebepler” mevcuttur. Bu nedenle bu tanığın beyanının kabulü de mümkün görülmemiştir.
Özel Dairece davalıya yüklenen kusur konusunda yalnızca bu iki tanığın beyanına dayanılmış olup, yukarıda açıklanan nedenlerle bu tanıkların beyanlarının HMK. 255. maddesi kapsamında hükme esas alınması mümkün olmadığından ve dinlenen diğer tanık beyanları itibariyle de davalıya yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı gibi bozma kararında da böyle bir belirleme yapılmadığından, mahkemece verilen davalının kusurlu olmadığının tespitine yönelik direnme kararının doğru olduğu düşüncesiyle, sayın çoğunluğun aksi yöndeki bozma kararına katılmıyoruz.