Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Çağrıya uyma zorunluluğu

HMK Madde 245

(1) Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak üzere, tanıklık için çağrılan herkes gelmek zorundadır. Usulüne uygun olarak çağrıldığı hâlde mazeret bildirmeksizin gelmeyen tanık zorla getirtilir, gelmemesinin sebep olduğu giderlere ve beşyüz Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına hükmolunur. Zorla getirtilen tanık, evvelce gelmemesini haklı gösterecek sebepleri sonradan bildirirse, aleyhine hükmedilen giderler ve disiplin para cezası kaldırılır.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu hüküm 1086 sayılı Kanunun 253 üncü maddesinin karşılığıdır. Maddeyle, Kanunda gösterilen hükümler saklı kalmak kaydıyla tanık olarak mahkemeye çağrılan herkesin gelmek zorunda olduğu, aksi takdirde zorla getirtilmesi ve buna bağlanan müeyyidelere yer verilmiştir. Maddede yer alan son cümle, yeni bir hüküm olup, zorla getirtilen tanığa davet üzerine gelmemesi sebebinin sorulacağına ve bunun haklı bir sebebe dayanmaması hâlinde giderlere ve disiplin para cezasına hükmolunacağına ilişkindir. Bu sebeplerin sonradan bildirilmesi ve haklı görülmesi hâlinde ise giderlerin ödenmesine ve para cezasına ilişkin kararın kaldırılacağı düzenlenmiştir.

HMK Madde 245 Çağrıya uyma zorunluluğu

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2013/1194E. , 2014/1697K.

  • HMK Madde 245
  • Çağrıya uyma zorunluluğu

MAHKEMESİ : Yığılca Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 15/11/2012
NUMARASI : 2011/16-2012/125

S.. K.. ve B.. U.. ile A.. K.. aralarındaki tapu iptali ve tescili davasının kısmen reddine ve kısmen kabulüne dair Yığılca Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 15.11.2012 gün ve 16/125 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalı asil ile davalı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacılar, dava dilekçesinde; miras bırakan babaları D.. M..’in 2010 yılında vefat ettiğini, 2010 yılında, anneleri Ü.. M..’in 1987 yılında vefat ettiğini, murisin davacılar ile davalı dışında başka mirasçısının bulunmadığını, ortak miras bırakandan bırakan 310 ada parselin davacı S.. K.., 282 ada parsel sayılı taşınmazın davalı A.. K.., bunlar dışında dava konusu yapılan 143 ada 18, 308 ada 4, 298 ada 194, 71, 282 ada 129, 319 ada 39, 310 ada 82, 304 ada parsel sayılı taşınmazların davalı A.. K.., 143 ada nolu parselin davacı S.. K.. ve 138 ada parsel sayılı taşınmazın ise davacı B.. U.. adına kadastro çalışmaları sırasında tespit ve tescil edildiklerini, kendi adlarına birer parça taşınmaz yazılmasına karşı tamamına yakın ve değerli taşınmazların kardeşleri davalı adına tespit ve tescillerinin yapıldığını açıklayarak toplam 10 parça taşınmaz bakımından tapu kayıtlarının iptali ile murisin mirasçıları adına müştereken tapuya kayıt ve tescillerini istemişlerdir.

Davalı vekili, 14.04.2011 tarihli cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazların kadastro çalışmaları sırasında vekil edeni adına tespit ve tescil edildiklerini, zamanaşımının geçtiğini, husumet itirazlarının bulunduğunu, davacıların davayı açmakta hukuki yararının olmadığını, taşınmazların murisin D..’ye ait olduğunu iddia edilmekte ise bu iddiayı destekleyen ise hiçbir belge ya da veri bulunmadığını, davacıların kadastro tespitlerine karşı herhangi bir itirazlarının olmadığını, hangi gerekçe ile tapu kayıtlarının iptalini isteğinin açıklanmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

Mahkemece, “…davanın kısmen kabulüne kısmen reddine, 143 ada 18, 12, 308 ada 4, 282 ada 129, 319 ada 39, 310 ada 82, 138 ada 1 ve 298 ada sayılı parsellere ait tapu kaydının iptali ile müştereken veraset ilamındaki payları oranında tapuya kayıt ve tesciline, 298 ada 71 ve 304 ada sayılı parseller yönünden davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine…” karar verilmesi üzerine hüküm, davalı ve vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı KK.nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali tescil davasıdır.

Mahkemece, kabulüne karar verilen taşınmazların ortak miras bırakandan kaldığını, davacılara sadece iki parça yer verildiğini, bunlar dışında davacılara ortak muristen kalan taşınmaz verilmediğini, bu nedenle mirasçılar arasında yapılmış ve geçerli bir taksimin olmadığı gerekçe göstermek suretiyle adet parsel bakımından davanın kabulüne karar verilmiştir. Dava konusu yapılan 298 ada 71 ve 304 ada sayılı parsellerin davadan önce dava dışı ve mirasçı olmayan H.. K..’e satıldıkları ve dava tarihinde kayıt malikinin H.. K.. olması nedeniyle husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.

Uyuşmazlık konusu ve kabulüne karar verilen 143 ada 18, 298 ada 194, 282 ada 129, 308 ada 4, 310 ada 82 ve 319 ada sayılı parsellerin davalı adına tam pay olarak tapuda kayıtlı bulundukları, 143 ada sayılı parselin davacı S.. ve 138 ada parselin ise diğer davacı B.. adına tapuda kayıtlı bulundukları belirlenmiştir.

Taraflar arasındaki uyuşmazlık murisin sağlığında çocukları arasında taşınmazlarını paylaştırıp paylaştırmadığı, şayet sağlıkta yapılmış bir paylaştırma söz konusu değilse murisin ölümünden sonra tüm mirasçılarının katılımı ile yöntemine uygun bir biçimde yapılmış bir tereke taksiminin olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklar taksimin yapılıp yapılmadığını bilmediklerini, şayet yapılmış olsaydı köyde duymaları gerektiğini, ancak kadastro çalışmaları sırasında murisin sağ olduğunu ve onun beyanı üzerine bazı yerler ile köylerdeki taşınmazların taraflar adına yazıldığını bildirmişler, ancak bu konuda sonuca ulaşmak için yeterli bilgiyi vermedikleri belirlenmiştir.

Dosyada bulunan tüm bilgi ve belgeler ile keşif tutanağı üzerinde yapılan incelemede davacı B.. U.. adına dava konusu yapılan 148 ada sayılı parselle birlikte dava dışı 183 ada 40, 216 ada 1, 111 ada 9 ve 134 ada sayılı parsellerin (5 adet) davacı S.. adına, dava konusu 143 ada sayılı parsel dışında 143 ada 15, 282 ada 25, 298 ada 137, 319 ada 62 ada 111 ada sayılı parsellerin, davalı A.. adına ise dava konusu 143 ada 18, 282 ada 129, 198 ada 194, 308 ada 4, 310 ada 82 ve 319 ada sayılı parsellerle birlikte dava dışı 157 ada 8, 282 ada 142 ve 111 ada sayılı parsellerin tespit ve tescil edildikleri saptanmıştır. Tespit ve tescil edilen taşınmazların bir kısmı Redifler, Dibektaş, Gökçeağaç, Aksaklar Köylerinde bulundukları gelen tapu kayıtlarında anlaşılmıştır.

Dava, mirasçılar arasında açılıp yürüyen bir dava olduğu anlaşıldığına ve taşınmazların ortak miras bırakandan kaldıkları belirlendiğine göre terekeye dahil taşınmazlar üzerinde bir veya birkaç mirasçının sürdürdükleri zilyetlik tüm mirasçılar adına sürdürülmüş sayılır. Bu genel ilke olup mirasçılar arasında açılan davalarda uygulanmaktadır. Bundan ayrı, mirasçılar arasında zamanaşımı işlemez. Yani terekeye dahil bir veya birkaç taşınmaz üzerinde bir veya birkaç mirasçının sürdürdüğü kazanmayı sağlayan zilyetlik işlemez ve kazandırıcı zamanaşımına dayanarak adlarına tescil ya da iptal ve tescil istenemez. 25.04.2012 tarihinde yapılan keşifte iki bilirkişinin birlikte dinlenilmesi HMKnun 261. maddesine aykırılık oluşturur. HMK.na göre tanıklar hakkındaki hükümler aynı zamanda yerel bilirkişiler hakkında da uygulanır. HMK.nun 261/1 fıkrası uyarınca tanıklar Hakim tarafından ayrı ayrı dinlenir. Bu nedenle yerel bilirkişilerinde aynı hüküm uyarınca ayrı ayrı huzura alınıp dinlenmeleri gerekirken her ikisinin tek kişiymiş gibi birlikte dinlenmesi ve imzalarının alınması anılan madde hükmüne aykırı olmaktadır.

Dosya arasında bulunan veraset belgesine göre muris D.. M..’in mirasçıları davacılar ile davalı olup bunlar dışında başka bir mirasçısının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yukarıda da açıklandığı üzere tüm mirasçılar adına bazı köylerde taşınmazların tespit ve tescil edildikleri görülmektedir. Keşifte dinlenen yerel bilirkişi ve tanıklarda murisin sağlığında ve kadastro çalışmaları sırasında kadastro ekibine verdiği beyan üzerine mirasçılar adına tespitlerinin yapıldığını bildirmişlerdir. Ancak, gerek bu husus ve gerekse murisin ölümünden sonra terekenin paylaşımının yapılıp yapılmadığı konusu sonuca ulaşılacak kesin ve kanıt verici bilgiler edinilmediğinden duraksama yaratmaktadır.

Bu bakımından mahkemece yapılacak iş; yeniden yapılacak keşifte yerel bilirkişi listesinde yer alan bilirkişilerin tamamı ile tarafların bildirdikleri tanık listesinde yer alan tüm tanıkların HMK.nun 243 ve 244 maddeleri gereğince davetiyeyle keşif yerine çağırılmaları, uyuşmazlığın taşınmazlara ilişkin bulunması nedeniyle HMK.nun 261 maddesi gereğince ayrı ayrı huzura alınıp dinlenmeleri, davetiyeye uymamaları halinde HMK.nun 245. maddesinin göz önünde bulundurulması, murisin sağlığında mirasçıları arasında taşınmazlarını bölüştürüp bölüştürmediği, kadastro çalışmaları sırasında murisin verdiği beyan üzerine mirasçılar adına bulunan taşınmazların tespit ve tescillerinin yapılıp yapılmadığı, bunlardan hiçbirinin doğru olmadığının anlaşılması halinde bu sefer murisin ölümünden sonra tüm mirasçıların bir araya gelerek yöntemine uygun bir biçimde muristen kalan taşınmazları kendi aralarında taksim edip etmedikleri hususlarının yerel bilirkişiler ile tanıklardan sorulmak suretiyle açıklığa kavuşturulması beyanlar arasında çelişki bulunduğu takdirde HMK.nun 261 maddesi gereğince yüzleştirilmek suretiyle aykırılığın giderilmesi, tüm bunlardan ayrı kadastro çalışmaları sırasında davalı A.. adına değişik yerlerde 9, S.. adına 6 ve B.. adına 5 adet parselin tespit ve tescil edildikleri, murisin A..’in yanında kaldığı da gözetilerek bu durumun murisin kendi sağlığında taşınmazları mirasçılar arasında bölüştürdüğü anlamına gelip gelmediği, bu hususun aynı zamanda hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği konularında da mahkemece görüşünün ortaya konulması ondan sonra toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmuş bulunması doğru değildir.

Öte yandan, 143 ada sayılı parsel davacı S.., 138 ada sayılı taşınmaz ise davacı B.. adına tapuda kayıtlı olup davacıların buna karşın bu taşınmazları da dava konusu yapmaları doğru değildir. Kimse, dava açmaya zorlanamaz. Bu bakımdan söz konusu taşınmazların muristen kaldığı ve bu taşınmazlarda kendisinin de payının bulunduğu gerekçesiyle davalı tarafından açılmış bir dava ve istek olmadığı halde HMKnun 26. maddesine aykırı olarak hüküm kurulması anılan madde hükmüne aykırıdır.

Davalı ve vekilinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 178,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, 04.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

HMK Madde 245 Çağrıya uyma zorunluluğu

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2015/6475E. , 2016/22754K.

  • HMK Madde 245
  • Çağrıya uyma zorunluluğu

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, ihbar tazminatının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.

Yerel mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Hüküm süresi içinde davalı … avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı işveren vekili, davalılardan …’ın müvekkili işyerinde 23.10.2009-17.10.2012 tarihleri arasında belirsiz süreli iş akdi ile çalıştığını, iş akdinin bildirimde bulunmaksızın davalılardan … tarafından sona erdirildiğini, ihbar öneli kullandırılmadığını, davalılardan …’ın iş akdini usulsüz feshettikten sonra… ‘de işe başladığını, 27.12.2012 tarihinde …’ye ihtarname çekerek usulsüz feshin bildirildiğini, 4857/23. Maddesi uyarınca … ‘nin de uğranılan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek ihbar tazminatı alacağının davalılardan tahsilini istemiştir.

B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı işveren… vekili, Kanunu’nun 23. Maddesinin aradığı hiçbir koşulun müvekkili için oluşmadığını, davalı işçinin davacı işyerinde ayrılmasına sebebiyet vermediklerini, işten ayrılma ile ilgili hiçbir bilgisinin ve dahlinin bulunmadığını, sağlanan çalışma koşullarının birbirine yakın olduğunu, herhangi bir ayartma olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.

Davalı işçi … vekili, iş akdinin anlaşılarak sona erdirildiğini, davacının isteği üzerine istifa dilekçesi verildiğini, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.

C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı işçinin iş akdinin anlaşmalı olarak sona erdirildiğini ispat edemediği gerekçesiyle ihbar tazminatından sorumlu olduğuna, diğer davalı yönünden ise şartları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir.

D) Temyiz:
Kararı davalı … vekili temyiz etmiştir.

E) Gerekçe:
6100 Sayılı HMK.’un 27. Maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve … Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.

Öte yandan, ön inceleme duruşması taraflar arasındaki uyuşmazlıkları tespit etmek için yapılmaktadır. Ön inceleme duruşması yapılmadan, taraflar arasındaki uyuşmazlık usulünce tespit edilmeden önce taraflara tanık isim ve adreslerini bildirmesi için kesin süre verilemez. Tarafların uyuştukları ve ayrıştıkları hususlar henüz belirlenmeden taraflardan, ön inceleme duruşmasından önce davanın daha başında (tensiple) tanık isim ve adreslerini bildirmeleri beklenemez. Mahkemece buna aykırı davranılması da 6100 sayılı HMK’nın 27. maddesinde belirtilen hukuki dinlenilme hakkını zedeler.

Aynı Kanunun 243. Maddesinin 1. Fıkrasına göre “ Tanık davetiye ile çağrılır. Ancak, davetiye gönderilmeden taraflarca hazır bulundurulan tanık da dinlenir. Şu kadar ki, tanık listesi için kesin süre verildiği ve dinlenme gününün belirlendiği hâllerde, liste verilmemiş olsa dahi taraf, o duruşmada hazır bulundurursa tanıklar dinlenir.”

Mahkemece yapılması gereken; ön inceleme aşamasında uyuşmazlık tespit edildikten sonra tanık dinletme talebi olan davalının tanık deliline dayanıp dayanmadığını tespit ederek, tanık deliline dayanmışsa tanık isim ve adreslerini bildirmesi için kesin süre vermektir.

Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece taraflar ön inceleme duruşmasına davet edilmiş, davalı işçi vekili 26.12.2013 tarihli ön inceleme duruşmasına mazeret bildirerek katılmamış, Mahkemece davalı … vekilinin mazereti kabul edilmiş, davalı tarafa tanıklarını bildirmesi için kesin bir süre verilmemiş ve tebligat da yapılmamıştır. Davalı … vekili ise ön inceleme duruşmasından önce 11.11.2013 tarihinde tanık listesi sunmuştur. Ön inceleme duruşmasını takip eden 10.04.2014 tarihli celsede davalı … vekili tanıklarının dinlenmesini talep etmiş, Mahkemece tanıkların dinlenmesi yönünde ara karar oluşturulmuş, bir sonraki celse ara karar gereği tanıklar hazır olmasına rağmen “kesin süre içinde delillerin sunulmadığı” gerekçe gösterilerek tanık dinletme talebi reddedilmiş ve dosya hesap bilirkişisine tevdii edilmiştir.

Mahkemece, ön inceleme duruşmasında uyuşmazlık tespit edildikten sonra davalı tanıklarına HMK 240/3. Maddesi uyarınca davetiye tebliğine, davetiye tebliğine rağmen hazır bulunmadıkları taktirde HMK 245. Maddesi uyarınca zorla getirmeye yönelik usuli işlemleri yerine getirerek yargılama yapıp sonuca gidilmesi gerekirken, bu usule riayet edilmeden ve yerinde olmayan gerekçe ile davalı …’ın tanıkları dinlenmeden yargılamanın bitirilip sonuçlandırılması hukuki dinlenilme hakkının ihlali niteliğinde olup, bozmayı gerektirmiştir.

F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.12.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.