Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Yemini yerine getirecek kimseler

HMK Madde 232

(1) Yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur.

(2) Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir.

(3) Ergin olmayan veya kısıtlı kimselere bizzat dava hakkı tanınan hâllerde, ikinci fıkra hükmü uygulanmaz.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

1086 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinde olduğu gibi yeminin teklif olunacağı kimselerle, iade veya eda edecek kimseler gösterilmiştir.

Birinci fıkra, yeminin tarafa teklif olunabileceğini ve ancak onun tarafından iade veya reddolunabileceğini ortaya koymaktadır. Daha başka bir ifade ile, dava ve taraf ehliyeti olan veya bunların kanunî temsilcisi bulunan gerçek kişiler yemine muhatap olacaktır. Akdî temsilci olan vekil (avukat) yemini ret veya eda edemez.

Tüzel kişiler ise temsile yetkili organları tarafından davada temsil olunabilecek, yemin, tüzel kişi adına temsile yetkili organ durumunda olan gerçek kişi tarafından iade veya eda edilecektir. “Kanunî mümessil” kavramını, tüzel kişiler bakımından, istisnaları dışında organ olarak anlamak gerekir. Organların ne olduğu ve bunların yetkisi ve usul işlemlerini ne suretle yerine getirecekleri ise zaten ilgili kanunlarda düzenlenmiştir. Bu kanunî bir durumdur. Hem dernekler bakımından, hem ticaret şirketleri bakımından ve özellikle bu konuda en çok problem çıkan, ayrı kanunları olan bankalar bakımından, temsil ve idareye kimin yetkili olduğu kanun tarafından düzenlenmiştir. Öte yandan, özellikle teklif edilen yemini kabul ve eda etmek, aynı zamanda tüzel kişilik bakımından bir usulî işlemin yapılmasıdır. Bu usulî işlemin yapılabilmesi, tüzel kişiliği de etkileyecek ve hatta bağlayacak bir beyanda bulunması için bunun kanundan ve (eğer bu şirketse) esas mukaveleden yetki alması gerekir.

Birden çok kişinin tüzel kişiyi temsile yetkili olması ve yetkili kimselerin biri diğerinden başka beyanda bulunması hâlinde, yeminin iade edilmiş veya yerine getirilmiş sayılıp sayılmayacağı maddî hukuk meselesi olarak çözümlenecektir.

Yetkisi olmayan bir kimsenin, her ne nam altında olursa olsun, şirketi, tüzel kişiyi bağlayacak şekilde bir beyanda bulunması tüzel kişi teorisine ve organ kavramına uygun değildir. Bir gün önce değişmiş olsa bile organ kavramından anlaşılan, yemine ait işlemin yapıldığı anda görevdeki organdır.

Görevdeki organın temsil ettiği zamanın dışında yapılmış bir işlem bakımında dahi bunda tereddüt edilmemek gerekir. Zira yemin teklif ve eda edildiği anda, temsil yetkisi olanlar da, temsil yetkisinin doğal gereği olarak, vakıa hakkında bilgi sahibi olmuş bulunacaklarından, böylece “Yeminin konusu” kenar başlıklı 228 inci maddenin ikinci cümlesi şartları oluşmuş bulunacaktır.

Sınırlı ehliyetliler ise bizzat dava ehliyetine sahip oldukları hâllerde, tam ehliyetliler gibi işlem yapacaklarından, bu konularda işlem ehliyetleri de tamdır. Bu gibi kişiler bakımından ikinci fıkranın uygulanamayacağına üçüncü fıkrada açıklık getirilmiştir.

HMK Madde 232 Yemini yerine getirecek kimseler

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2018/5851E. , 2018/9308K.

  • HMK Madde 232
  • Yemini yerine getirecek kimseler

Davacı……….aralarındaki istirdat – menfi tespit davasına dair………verilen 29/12/2015 günlü ve 2014/395 E – 2015/693 K sayılı hükmün Bozulması hakkında dairece verilen 20/02/2017 günlü ve 2017/9721 E – 2017/1605 K sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.

Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı , davalı şirketin, kendileri aleyhine…….. faturaya dayalı takip yaptığını, takibin kesinleştiğini, icra tehdidi altında borcu kısmen (16.07.2010 tarihinde 9200 TL, 23.08.2010 tarihinde 54.422 TL, 12.06.2012 tarihinde de 100.00 TL olmak üzere) ödediğini, halen bakiye 1.113,39 TL borçları olduğunu, davalı tarafla ticari bir ilişkilerinin olmadığını ileri sürerek, İİK’nun 72. maddesi gereğince ödedikleri paranın istirdatına ve bakiye borçtan dolayı (1.113,39 TL’den) borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı , hak düşürücü süre ve zamanaşımı def’inde bulunmuş; esası bakımından da davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davacı tarafça istirdat talebi ile ilgili olarak açılan davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine; davacı tarafça açılan menfi tespit davasının zamanaşımı nedeniyle reddine; davacı tarafça menfi tespit talebine ilişkin davanın kötüniyetle açılmış olduğu dosya kapsamından sabit olmadığından davalı tarafın kötüniyet tazminatı talebinin de reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.

Dairemizin 2014/519 esas, 2014/7733 karar sayılı bozma ilamı ile “Mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, hak düşürücü süre geçtikten sonra istirdat davası açıldığı ve 1 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra menfi tespit davası açıldığından bahisle, davanın reddine ilişkin hüküm kurulmuş olması doğru görülmediği”belirtilerek bozulmuştur.

Mahkemece, bozma ilamına uyulmak suretiyle yapılan yargılama neticesinde,davacının davasının kabulü ile, 63.722,00 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan istirdatı ile davacının ……. 2009/5012 Esas sayılı dosyası nedeniyle davalıya 1.133,30 TL borçlu bulunmadığının tespitine karar verilmiş,hüküm süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiş ve
………

Dairemizin 20.02.2017 tarih ve 2017/9721 E.- 2017/1655 K. sayılı ilamı ile ‘’…somut olayda; davalı Şirket adına 30.11.2015 tarihi itibariyle……. yemini eda ettiği,anca………. dosyaya gelen yazı ile davalı şirkete 05.02.2014 tarihinde on yıl süre ile şirket müdürü olarak …….atanmış olduğunun bildirildiği,davalı şirket adına yemin eden………..yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki temsilci olması karşısında, davalı şirket adına yeminin bağlayıcılığının bulunmadığı, bu nedenle, davalı Şirketi adına ……yapılan yeminin yok hükmünde olduğu,bu durumda, mahkemece; davalı şirketi adına yemin edecek kişinin belirlenerek usulüne uygun olarak yemin yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği…’’ gerekçesiyle hükmün ikinci kez bozulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Davacı vekili, 13.06.2017 tarihli dilekçesi ile karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Yeniden yapılan incelemede;

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davacı vekilinin sair karar düzeltme sebepleri yerinde değildir.

2-Somut olayda, mahkemece ilk bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sürecinde davalının faturaya konu malları davacıya teslim ettiğini ve aralarında akdi ilişki olduğuna ilişkin iddiasını ispat edemediğinden bahisle davalı tarafa yemin teklif hakkının hatırlatıldığı, bunun üzerine ise; davalı vekilince, 17.09.2015 tarihli yemin metninin sunulduğu,mahkemece talimat yazılarak davacı şirketin eski temsilcisi olduğunu beyan eden ……. 30.11.2015 tarihinde talimat mahkemesince yeminin eda ettirildiği, bunun üzerine mahkemece de davanın kabulüne karar verildiği görülmektedir.

Dairemizin 20.02.2017 tarih ve 2017/9721 E.- 2017/1655 K. sayılı ilamı ile sehven ‘’…davalı şirket adına ……… yemini eda ettiği,ancak ……dosyaya gelen yazı ile davalı şirkete 05.02.2014 tarihinde on yıl süre ile şirket müdürü olarak …… atanmış olduğunun bildirildiği,davalı şirket adına yemin eden …….., yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki temsilci olması karşısında, davalı şirket adına yeminin bağlayıcılığının bulunmadığı, bu nedenle, davalı Şirketi adına …… yapılan yeminin yok hükmünde olduğu,bu durumda, mahkemece; davalı şirketi adına yemin edecek kişinin belirlenerek usulüne uygun olarak yemin yaptırılması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği…’’ belirtilmiş ise de; davalı tarafça davacı tarafa yemin teklif edildiği ve davacı şirketin eski temsilcisi olduğunu beyan eden ……tarafından yeminin eda edildiği açıktır.

HMK’nın 232/2. maddesi uyarınca tüzel kişiye teklif edilen yemin, tüzel kişinin yetkili organı tarafından eda edilir. Bu temsilci, yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamandaki temsilcidir. Ayrıca, birlikte temsil söz konusu olduğu takdirde yeminin bağlayıcı olabilmesi için birlikte temsile yetkili kişilerin tamamının da yemin etmesi zorunludur. ……..düzenlemesi yer almaktadır.
…………
Bu itibarla, mahkemece;yukarıda da ifade edildiği üzere,davalı tarafından yemin teklif edilen davacı şirketin yemin teklif edildiği tarihteki yetkili temsilcisinin tespiti suretiyle bu temsilciye usulüne uygun olarak yemininin yaptırılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış,bozmayı gerektirmiştir.

Ne var ki; mahkeme kararının açıklanan bu gerekçeler ile bozulması gerekirken zuhulen başka gerekçe ile bozulduğu yeniden yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından davacı vekilinin karar düzeltme isteği kabul edilerek, Dairemizin önceki bozma kararı kaldırılmış, mahkeme kararı açıklanan bu yeni gerekçeyle bozulmuştur.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin sair karar düzeltme istemlerinin REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle karar düzeltme isteminin kabulü ile; Dairemizin 20.02.2017 günlü ve 2017/9721 E.- 2017/1655 K. sayılı tarihli ilamının kaldırılmasına ve hükmün yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 01.10.2018 gününde oy birliğiyle karar verildi.