Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Kötüniyetli ıslah

HMK Madde 182

(1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

1086 sayılı Kanunun 90 ıncı maddesinde yer alan, kötüniyetle yapılan ıslaha ilişkin hüküm, önemli değişiklikler yapılarak ve ifadesi sadeleştirilerek yeniden düzenlenmiştir. Buna göre, ıslahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetle yapıldığı anlaşılırsa, mahkeme, yapılan ıslahı dikkate almadan karar verebilecektir. Bilindiği gibi, daha önce kötü niyetle ıslah yapılsa dahi ıslah geçerli kabul ediliyor, ancak, mahkeme para cezasına ve karşı tarafın zararlarının ödenmesine karar verebiliyordu. Oysa bu durumda, asıl kötü niyetle yapılan işlem yaptırımsız kalıyor, ıslah geçersiz sayılmıyordu. Yapılan değişiklikle, kötü niyetle yapılan ıslahın mahkeme tarafından dikkate alınmayacağı kuralı kabul edilerek, bu durum düzeltilmiştir. Ayrıca,Kötü niyetle ıslah yapan taraf, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararları ödemeye ve disiplin para cezasına mahkûm edilecektir. 1086 sayılı Kanunun 90 ıncı maddesinin son kısmında, “mahkûm edebilir” denilerek, hâkime takdir yetkisi bırakılmıştı. Ancak burada, kesin bir ifade kullanılarak, kötü niyetin mutlaka cezalandırılması amaçlanmıştır. Yine bu kapsamda, öngörülen para cezası da artırılmıştır.

HMK Madde 182 Kötü niyetli ıslah

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/1660E. , 2021/2K

  • HMK Madde 182
  • Kötü niyetli ıslah

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiş, Hukuk Genel Kurulu tarafından direnme kararının usul yönünden bozulmasından sonra mahkemece Hukuk Genel Kurulunun bozma kararına uyularak yeniden direnme kararı verilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4.1 Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.05.2002 tarihinde davalının yanında işe girdiğini, işe girerken kendisine boş senet imzalatılmak istendiğini, imzalamaması durumunda işten çıkarılacağının söylendiğini, bunun üzerine işe ihtiyacı olan müvekkilinin bu senetleri imzaladığını, davalı tarafından bu senetlerin icraya konulduğunu, senette imza dışındaki yazıların müvekkiline ait olmadığını, sonradan doldurulduğunu ileri sürerek Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyasında takibe konu senet ve ferilerinden dolayı davacının davalıya borçlu olmadığının tespiti ile takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

4.2. Davacı vekili 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile; müvekkilinin icra takibinden bugüne kadar yaptığı itirazlarda ve açtığı menfi tespit davasında, takip konusu yapılan senedin yıllar önce teminat amacıyla verdiği senet olduğunu düşündüğünü, ancak 2012 yılı Eylül ayında davalı tarafından daha önce yırtarım dediği ancak müvekkil davacının aradaki husumet nedeniyle davalı tarafın kendisine yalan söyleyerek takibe konu ettiğini düşündüğü bononun aslında gerçekten davalı tarafından imha edildiğini, davalı tarafın müvekkilin imzasını taklit ederek farklı bir bono düzenleyip Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyası ile icra takibine koyduğunu haricen öğrendiğini, dosyaya sunulan uzman bilirkişi raporu ile imzanın müvekkiline ait olmadığını, müvekkilinin gerçekte borcu olmamasına rağmen icra takibi ile gayrimenkullerinin satıldığını ve satılmaya devam edeceğini belirterek takip konusu bono üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını, davanın kabulü ile müvekkili davacının, davalıya söz konusu takipten dolayı borçlu olmadığının tespitine, Bursa 9. İcra Dairesinin 2007/11849 E. sayılı dosyası ile yürütülen takibin durdurulmasına ve iptaline, davalının %40 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; icra takibine konu senedin teminat olarak verilmediğini, davacının müvekkiline olan borcu nedeniyle tanzim edildiğini, davacı ile müvekkili arasında ortak iş yapmaktan kaynaklanan alacak borç ilişkisinin olduğunu belirterek haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine ve davacının kötü niyetli olması nedeniyle %40 tazminata mahkûm edilmesine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:
6. Bursa 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 14.03.2013 tarihli ve 2012/365 E. 2013/94 K. sayılı kararı ile; davacının 150.000TL bedelli ve 01.10.2007 vade tarihli senetteki imzayı bugüne kadar incelememiş olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, yapılan icra takibinde taşınmazların satış aşamasına gelinceye kadar imzaya veya borca itirazda bulunulmadığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 60/3. maddesi uyarınca takip dayanağı senetteki imzaya 7 gün içinde itiraz edilmemiş ise imzanın borçludan sadır olmuş sayılacağı, davanın tamamen ıslahı mümkün ise de, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 182. maddesine göre ıslahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötü niyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtiler ile anlaşılırsa ıslah dikkate alınmadan karar verileceği, dosyaya sunulan delillere göre davacının ıslah talebinin davayı uzatmak amacıyla yapıldığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 24.04.2014 tarihli ve 2013/10420 E. 2014/7895 K. sayılı kararı ile; “…Dava İİK.nun 72. maddesi hükmü gereğince borçlu olunmadığının tespitine ilişkin menfi tespit davasıdır. Menfi tespit davası birbiri ile çelişmemek kaydıyla birçok sebebe dayalı olarak açılabilir. Somut olaya gelince, davacı iş bu davasında, dava dilekçesinde kesinleşen takibe konu bononun işe girilmesi sırasında verilen bono olduğunu, bir başka deyişle bedelsiz olduğu iddiasına dayanmıştır. Davacı vekili vermiş olduğu 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesinde ise takip ve dava konusu bono aslının yeni görüldüğünü, daha önce görülmüş olan bono suretleri üzerindeki imzanın müvekkilinin imzasına benzediğini, işe girilirken verilen bono olduğu düşünülerek imzaya itiraz edilmediğini bildirerek davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmiştir. Yapılan bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, ıslah tam ıslahtır. Bu durumda mahkemece davacı yanın ıslah dilekçesi üzerinde yeterince durulup bu yönde inceleme ve araştırma yapılması gerekirken, ıslahın davanın uzatılmasına yönelik bir talep olarak değerlendirilmesi doğru olmadığı gibi, imzaya 7 gün içinde itiraz edilmediği gerekçesiyle de menfi tespit davasının reddinde isabet görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.

Birinci Direnme Kararı:
9. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04.12.2014 tarihli ve 2014/689 E. 2014/599 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir

Birinci Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu Kararı:
11. Hukuk Genel Kurulunun 01.04.2015 tarihli ve 2015/19-715 E, 2015/1153 K. sayılı kararı ile; “…Mahkemece aslolan kısa kararda yukarıda açıklanan mevzuata uygun hüküm fıkrası oluşturulmamış sadece “önceki kararda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar kurulmamıştır. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. Şu durumda mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve buna uygun gerekçeli karar oluşturulmasıdır. Mahkemenin, yukarıda ayrıntılarıyla açıklanan biçimde usulün öngördüğü niteliklere haiz bulunmayan kısa kararı ve gerekçeli kararın hüküm kısmı usul ve yasaya uygun değildir. Direnme kararının bu nedenle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle yerel mahkeme kararının usulden bozulmasına karar verilmiştir.

İkinci Direnme Kararı:
12. Bursa 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 19.11.2015 tarihli ve 2015/916 E. 2015/1021 K. sayılı kararı ile; davacı ıslah dilekçesinde, “takibe itirazında imzanın kendi imzasına benzediğini gördüğünü, imza inkârından icra tazminatı çıkmaması için imzaya itiraz etmediğini” belirtmiş ise de, senet bedeli göz önüne alındığında bu açıklamanın inandırıcı olmadığı, kaldı ki davacı dava dilekçesinde açıkça imzanın kendisine ait olduğunu belirttiği, dosyaya sunulan delilere göre ıslah talebinin kötü niyetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

İkinci Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; takibe ve davaya konu 01.10.2007 vade tarihli bononun bedelsiz olduğu iddiasıyla açılan eldeki menfi tespit davasında, davacının davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle menfi tespit davasının hukuki niteliği, ıslah kurumu ve icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının icra takibine etkisinin irdelenmesinde ve yasal mevzuatın açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

16. Davalı tarafından varlığı inkâr edilen bir hukuki ilişkinin mevcut olmadığının (yok olduğunun) tespiti için açılan davaya menfi (olumsuz) tespit davası denir (Kuru, B.: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s. 346).

17. Menfi tespit davası, 2004 sayılı İİK’nın 72. maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır. Davacı menfi tespit davasını birbiriyle çelişmemek üzere birden fazla nedene dayandırabilir.

18. Islah ise kavram olarak; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK m. 83, HMK m. 176) (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesesi, davayı değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: I-II, 5. Baskı, İstanbul 1992, s. 534).

19. Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur (Kuru, s. 4035).

20. 6100 sayılı HMK’nın 176. maddesine göre ıslah tamamen (kamilen) veya kısmen olmak üzere iki şekilde yapılabilmektedir.

21. Tamamen ıslahta davacı, davasını baştan (dava dilekçesinden) itibaren ıslah eder ve bir hafta içerisinde yeni bir dava dilekçesi verir (HMK m. 180). Davanın tamamen ıslahı yoluna, dava dilekçesinden (dava dilekçesi dahil) itibaren (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması için başvurulur (HMK m. 179/1). Bu hâlde dava dilekçesinden itibaren yapılmış olan usul işlemlerinin (HMK m. 179/2 de sayılanlar hariç) tamamının yapılmamış sayılması (ıslah edilmesi, düzeltilmesi) söz konusu olduğu için buna davanın tamamen ıslahı denir. (Kuru, B.: İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s. 424). Başka bir anlatımla davacı tamamen ıslah ile yeni bir dilekçe vererek davasını baştan itibaren usule müteallik bütün işlemlerini değiştirebilir. Yani davacı bu yolla dava sebebini ve talep sonucunu tamamen değiştirip genişletebileceği gibi, davalı da tam ıslah ile savunmasını tamamen değiştirip genişletebilecektir. Bunun doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde yer alan ilk talep içeriği değil, ıslah yoluyla açıklanan talep içeriği nazara alınarak araştırma ve inceleme yapılması ve mahkemece verilecek hükümde de ıslahla ileri sürülen istemin karşılanması gerekecektir.

22. Davanın kısmen ıslahında ise; davada yapılmış olan belli bir usul işlemi ıslah edilir (HMK m. 181) (düzeltilir) ve bundan sonraki usul işlemlerinin (ıslah edilen usul işlemi ile ilgili oldukları ölçüde) yapılmamış sayılması sağlanır (Kuru, s. 4014). Davacının talep sonucunu (müddeabihi) arttırması, talep sonucunu terditli dava hâline dönüştürmesi ve talep sonucunun daraltılması gibi işlemler kısmen ıslaha örnek olarak sayılabilecek usule müteallik işlemledir.

23. Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır; çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.

24. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E. 2017/1090 K.; 07.06.2017 tarihli ve 2016/9-1212 E. 2017/1078 K. ile 02.04.2019 tarihli ve 2017/22(7)-2168 E. 2019/395 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir

25. Islah işleminin ne şekilde yapılacağı 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre; “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir.” Görüldüğü üzere ıslah işleminin gerçekleştirilmesi için 6100 sayılı HMK’da herhangi bir şart öngörülmemiş, ıslahın sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

26. Islah, 6100 sayılı HMK’nın 177/1. fıkrası uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

27. “Kötüniyetli ıslah” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi;
“(1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.” şeklinde düzenlenmiştir.

28. Bu aşamada icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasının icra takibine etkisinin incelenmesinde yarar bulunmaktadır.

29. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası, aynı alacak için bu davadan önce yapılmış ve devam etmekte olan ilamsız icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Ayrıca menfi tespit davasına bakan mahkeme ihtiyati tedbir yolu ile dahi icra takibinin durdurulmasına karar veremez (İİK m. 72/3); çünkü menfi tespit davasının icra takibinden sonra açılması hâlinde, bu davanın başlamış olan icra takibini sürüncemede bırakmak için açıldığı hakkında kuvvetli bir karine vardır. Ancak menfi tespit davasına bakan mahkeme borçlu davacının gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için ihtiyati tedbir kararı verebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 50).

30. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı vekili dava dilekçesinde, kesinleşen takibe konu bononun işe girilmesi sırasında verilen bono olduğu, başka bir anlatımla bedelsiz olduğu iddiasına dayanmıştır. 30.01.2013 tarihli ıslah dilekçesi ile de takip ve dava konusu olan bononun aslını yeni gördüğünü, daha önce görülmüş olan bono suretleri üzerindeki imzanın müvekkilinin imzasına benzediğini, işe girilirken verilen bono olduğunu düşünerek imzaya itiraz etmediğini ileri sürmek suretiyle eldeki menfi tespit istemine ilişkin davasını imza inkârına dayalı olarak ıslah etmiştir. Mahkemece ıslah talebinin kötüniyetli olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.

31. Islah, tahkikat bitinceye kadar yapılabilir. Dolayısıyla davacının tahkikat bitinceye kadar dava sebebini ıslah etmesi mümkündür.

32. Dosya kapsamına göre davacının ıslahının kötü niyetli olduğuna dair davalının soyut beyanı dışında bir delil bulunmamaktadır. Ayrıca icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında icra takibinin durdurulmasına karar verilmesinin olanaklı olmadığı hususu da göz önüne alındığında yapılan ıslahın bu hâli ile yargılamayı uzatmaya yönelik olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu durumda mahkemece davacı tarafın ıslah dilekçesi üzerinde yeterince durulup bu yönde inceleme ve araştırma yapılması gerekmektedir.

33. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanunun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak 02.02.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HMK Madde 182 Kötü niyetli ıslah

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/828E. , 2020/551K

  • HMK Madde 182
  • Kötü niyetli ıslah

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “işçilik alacakları” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir 5. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.

2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili 27.05.2013 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işyerinde kalıpçı olarak aylık net 900,00TL ile çalışmakta iken ücretlerinin ödenmemesi ve emeklilik nedenleriyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, haftanın 6 günü 07.00-18.00 ve 18.00-07.00 saatleri arasında dönüşümlü olarak 2 vardiya hâlinde çalıştığını, dini bayramlar hariç tüm genel tatil günlerinde de çalışmasının sürdüğünü ancak bu çalışmalarının karşılığının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, ücret ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı Cevabı:
5. Davalı … (davalı şirket/davalı işyeri) vekili 17.06.2013 tarihli cevap dilekçesinde; davacının asgari ücret ile çalıştığını, devamsızlık yapması nedeniyle iş sözleşmesinin müvekkili tarafından haklı nedenle feshedildiğini, fazla çalışma yapmasını gerektiren bir durumun bulunmadığını, taleplerinin haksız ve kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Mahkeme Kararı:
6. İzmir 5. İş Mahkemesinin 30.12.2014 tarihli ve 2013/355 E., 2014/845 K. sayılı kararı ile; iş sözleşmesinin davacı işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği, yıllık izin ücretine ve ücret alacağına hak kazandığı, dosya kapsamı ve tanık beyanlarına göre davacının haftanın 6 günü 07.00-18.00 veya 18.00-07.00 saatleri arasında vardiya dönüşümlü olarak çalıştığı, ayın iki haftasında 10 saat, 2 haftasında ise 21 saat fazla çalışmasının bulunduğu, davacının devamlı fazla çalışma yapmasının ve tüm genel tatillerde çalışmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, hastalık, izin vs. dönemlerde fazla çalışma yapılamayacağı gibi genel tatillerde de çalışılamayacağı gözetilerek belirlenen miktarlar üzerinden takdiren ½ oranında indirim uygulanarak fazla çalışma ve genel tatil alacaklarına hak kazandığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Özel Daire Bozma Kararı:
7. İzmir 5. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

8. Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin 02.06.2015 tarihli ve 2015/13972 E., 2015/10752 K. sayılı kararı ile; 1 nolu bentte davacının sair temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra;
“…2-Davacı, davalı işyerinde 9 yılı aşkın süre ile kalıpçı olarak aylık net 900,00 TL ücret ile çalıştığını, sigorta bildirimlerinin gerçek ücreti üzerinden yapılmaması, fazla çalışma ve genel tatil çalışma karşılığı ücretlerinin ödenmemesi nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirterek kıdem tazminatı ile yıllık izin, fazla çalışma, genel tatil ve ücret alacağının tahsilini talep etmiştir.

Davalı, davacının asgari ücret ile çalıştığını, devamsızlık nedeniyle iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporu uyarınca davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği, yıllık izin ile fazla çalışma ve genel tatil alacağı bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemece, davacının fazla çalışma ve genel tatil alacakları hüküm altına alınırken ½ oranında hakkaniyet indirimi uyguladığı görülmüştür.

Davacının kıdemi, yaptığı iş ve işin nitelikleri dikkate alındığında hakkın özünü etkileyecek şekilde 1/2 oranında hakkaniyet indirimi yapılması hatalı olup bozmayı gerektirir.

3- Davalı tarafından yapılan ıslah işlemi taraflar arasında çekişme konusudur.

Davalı, cevap dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmamıştır. Bilirkişi tarafından hesaplama yapılması üzerine davalı ilk olarak 17.03.2014 tarihli dilekçesinde zamanaşımı def’i ileri sürmüş olup itirazlar nedeniyle alınan ek raporda da zamanaşımı def’inin süresinde ileri sürülmediği gerekçesiyle dikkate alınmadığı görülmüştür.

Alınan ilk rapor sonrası davacı vekili, davasını 14.04.2014 tarihide ıslah harcı ödemek suretiyle ıslah etmiş, ıslah dilekçesi davalıya duruşmada tebliğ edilmiştir.

Davalı vekili 10.10.2014 tarihinde yanı davacının ıslah harcını yatırdığı tarihten 6 ay sonra ıslah harcı ödemek suretiyle HMK’nun 176 vd maddeleri uyarınca savunmasını zamanaşımı, itirazlar, davanın ıslahı ve bilirkişi raporuna itirazları noktasında ıslah ettiğini bildirmiş, takip eden ilk duruşma olan 19.11.2014 tarihli duruşmada da sözlü olarak tekrarlamıştır.

Mahkeme bunun üzerine 2.kez ek rapor aldırmış olup ek raporda ise zamanaşımı def’i gözetilerek hesaplama yapılmıştır.

Yukarıda da belirtildiği üzere davacının, ıslah dilekçesi davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edilmiş, aradan 4 duruşma ve yaklaşık 6-7 ay geçtikten sonra ilk olarak 10.10.2014 tarihli yazılı dilekçe ile 19.11.2014 tarihli duruşmada sözlü olarak da zamanaşımı def’i yönünden beyanlarda bulunmuş, davacı vekilinin buna muvafakat etmediği somut olayda, davalı vekilince ıslah işleminin 6100 sayılı HMK’nun 182.maddesi uyarınca davayı uzatmaya yönelik olduğu sonucuna varılmakla ıslah işlemi dikkate alınmadan karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile mevcut şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.

Direnme Kararı:
9. İzmir 5. İş Mahkemesinin 23.11.2015 tarihli ve 2015/570 E., 2015/593 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarından karineye dayalı indirim yönünden; Yargıtay içtihatlarına göre işçinin çalıştığı süre, belirlenen fazla çalışma ücretinin miktarı ve günlük ya da haftalık yapılan fazla çalışma süresi gibi hususlar değerlendirilerek indirim yapılması gerektiği, bu ilkeler doğrultusunda somut olay değerlendirildiğinde davacının 9 yılı aşkın çalışma süresi yönünden fazla çalışma ücretlerinin belirlendiği, keza haftalık fazla çalışma süresinin 10-21 saat arasında değiştiği ve fazla çalışma ücretinin brüt 44.492,90TL olduğu, bunun da kıdem tazminatı alacağının 3 katından fazla olduğu, indirim oranının tespitinde somut verilerin olmadığı, uzun ve yoğun çalışma süreci sırasında hastalık, izin vs. dönemlerin tam olarak belirlenememesi, öğretide en güvenilmez delil olarak kabul edilen tanık beyanları ile fazla çalışmaların tespit edilmesi ve işveren tarafından yüksek fazla çalışma ücretleriyle ekonomik sıkıntıya düşürülmesinin engellenmeye çalışıldığı, hakkın özü gibi kavramın son bozmalarda dile getirildiği ve objektif kriterler içermediği, daha somut kriterleri içeren yerleşik içtihatlar doğrultusunda değerlendirme yapılması gerektiği, yazılı belgelerle ispatlanamaması hâlinde kıdem tazminatının çok üzerinde bir fazla çalışma ücretinin belirlenmesinin adil olmayacağı, içtihatların ve yasal düzenlemelerin bu nedenlerle yapıldığı, netice itibariyle çalışılan süre, fazla çalışmanın yoğunluğu ve hesaplanan fazla çalışma ücreti değerlendirildiğinde ½ oranında indirim yapılmasının adil olup hakkın özünü de etkilemediği, davalının ıslahı yönünden ise; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı HMK/HMK) 177 ve 182. maddelerine değinildikten sonra, ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği, davalı işveren vekilinin cevap dilekçesi ile usulüne uygun ve süresinde zamanaşımı definde bulunmadığı tespit edilmiş ise de, Yargıtay içtihatları doğrultusunda zamanaşımı definin tahkikat sonuçlanıncaya kadar ıslah ile ileri sürülebileceği, davalı şirket vekilinin de 09.10.2014 tarihli dilekçesi ile cevap dilekçesini ıslah ederek zamanaşımı definde bulunduğu ve ıslah harcını da 10.10.2014 tarihinde yatırarak makbuzu dosyaya sunduğu, bu suretle ıslahın usulüne uygun olarak yapıldığı, karşı tarafın kabulüne bağlı olmayan bir usulü işlem olduğu, zamanaşımı defi ile davalı tarafın davacı tarafından hak edildiği belirlenen alacakların bir kısmını ödemekten kurtulduğu, davayı uzatma ve kötü niyetli ıslah yaptığı iddialarının yerinde olmadığı, yasal düzenleme doğrultusunda ıslahın ancak tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği, davalı vekilinin davacı vekilinin ıslahla bedel artırımı talebinden hemen sonra beyanda bulunma ya da ıslah yapmaya zorlayacak bir yasal düzenlemenin olmadığı, sonuç itibariyle davalı şirket vekilinin zamanaşımı defini tahkikat devam ederken, yasal prosedüre ve usulüne uygun olarak yaptığı, davayı uzatma ya da kötü niyetli olarak ıslah yaptığı yönünde delil bulunmadığı, davacı tarafında bu yönde bir iddiasının olmadığı gerekçeleriyle direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; işçilik alacakları istemli eldeki davada;
a- Fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarından ½ oranında yapılan indirimin hakkın özünü etkileyecek nitelikte olup olmadığı,
b- Davacının ıslah dilekçesinin davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edildiği, aradan 4 duruşma ve yaklaşık 6-7 ay geçtikten sonra davalı vekili tarafından cevap dilekçesinin zamanaşımı defi yönünden ıslah edilmesinin 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi uyarınca kötü niyetli ıslah olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre davalının ıslah dilekçesinin dikkate alınıp alınamayacağı noktalarında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen ve yukarıda tespit edilen uyuşmazlıkların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

i. Fazla çalışma ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim yönünden;
13. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından indirim yapılması konusunda yasal bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu uygulama Yargıtayın yerleşik içtihatları ile benimsenmiştir. Yargıtay kararlarında istikrarlı olarak işçinin uzun süre aynı şekilde çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olacağı, işçinin izinli, mazeretli ve tatil günlerinde dinlenme hakkını kullanmadan yıllarca sürekli çalıştığının düşünülemeyeceği göz önüne alınarak hüküm altına alınan fazla çalışma alacağından dosya içeriğine uygun bir indirim yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Aksine bir kabul yani “takdiri indirim” adı altında indirim oranın tamamen mahkemece takdir edilmesi gerektiği düşüncesi, uygulama ile varılmak istenen amaç ile bağdaşmayacağı gibi işçinin hakkına ulaşamaması tehlikesine de yol açabilecektir.

14. İşçinin, ulusal bayram ve genel tatil günleri, yıllık izinli, mazeret izinli vs. sebeple çalışamadığı günler yılın yaklaşık olarak 1/3’üne tekabül ettiğinden kural olarak yapılacak indirimde bu oranın esas alınması isabetli olacaktır. Ancak işçinin hesaplanan fazla çalışma ve tatil çalışmalarında yıllık izin, mazeret izni ve tatil günleri dikkate alınmış ise indirimin daha az oranda yapılması gerekecektir.

15. Açıklanan nedenlerle fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılacak indirimin “hakkaniyet indirimi” ya da “takdiri indirim “olarak nitelendirilmesi doğru olmayacaktır. İndirim, işçinin yılın belli dönemlerinde çalışmadığı karinesine dayalı olduğundan “karineye dayalı makul bir indirim” ifadesinin kullanılmasının daha doğru olacağı sonucuna varılmıştır. Hukuk Genel Kurulunun 06.12.2017 tarihli ve 2015/9-2698 E., 2017/1557 K., 17.01.2018 tarihli ve 2015/9 (7)-907 E., 2018/23 K. ve 07.02.2018 tarihli ve 2015/9-3555 E., 2018/84 K.; 21.05.2019 tarihli ve 2015/22-3411 E., 2019/590 K. sayılı kararlarında da aynı ilke benimsenmiştir.

16. O hâlde fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil çalışmalarının yazılı belgelere, işveren kayıtlarına veya kesin delillere değil, tanık anlatımına dayalı olması durumunda mahkemece, indirimi öngören bir yasal düzenleme olmasa da işçinin uzun süre her gün fazla çalıştırıldığına ilişkin kabulün hayatın olağan akışına ve insan doğasına uygun düşmeyeceği, yaşam tecrübelerine göre hiç hastalanmadan veya evlenme, doğum, ölüm, özel işleri gibi mazereti çıkmadan yıllarca sürekli çalıştığının kabul edilemeyeceği, işyerindeki üretim faaliyeti ve işçinin üstlendiği işin niteliği dikkate alınmadan sürekli iş gördürüldüğünün varsayılamayacağı; işçinin ara dinlenmesi, hafta tatili, yıllık izin, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde hiç dinlenme hakkını kullanmadan çalıştığının düşünülemeyeceği karinesi göz önünde tutularak, hesaplanan genel tatil ve fazla çalışma alacaklarından makul bir indirim yapılması gerektiği hususu değerlendirilmelidir.

17. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışıldığı iddiasının takdiri delil ile kanıtlanması durumunda indirim yapılması gerekeceği hususu Hukuk Genel Kurulunun 19.06.2013 tarihli ve 2012/9-1685 E., 2013/852 K.; 29.01.2016 tarihli ve 2015/22-1616 E., 2016/28 K.; 07.02.2018 tarihli ve 2015/9-3555 E., 2018/184 K.; 12.12.2018 tarihli ve 2015/22-2360 E., 2018/1904 K.; 21.05.2019 tarihli ve 2015/22-3411 E., 2019/590 K. sayılı kararlarında da aynen benimsenmiştir.

18. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının haftanın 6 günü 07.00-18.00 veya 18.00-07.00 saatleri arasında vardiyalı olarak çalıştığı, bu çalışma şekli ile ayın 2 haftasında 10 saat, 2 haftasında ise 21 saat fazla çalışma yaptığı ve genel tatil günlerinde çalıştığı kabul edilerek hesaplama yapılmış, mahkemece fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları ½ oranında karineye dayalı indirim yapılarak hüküm altına alınmıştır.

19. Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma olgusu yazılı belge ile değil tanık beyanları ile kanıtlandığından indirim yapılmasında hata olmamakla birlikte, karineye dayalı indirim oranının ½ olarak belirlenmesi Yargıtayın istikrar kazanmış uygulaması ile bağdaşmadığı gibi davacının hakkına ulaşmasına engel teşkil edecek nitelikte olduğundan isabetsizdir.

20. Hâl böyle olunca, fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim yönünden Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

21. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

ii. Davalı vekili tarafından yapılan ıslah işlemi yönünden;
22. Kavram olarak ıslah; taraflardan birinin yapmış olduğu usul işleminin tamamen veya kısmen düzeltilmesine denir (HUMK m. 83, HMK m. 176) (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C: IV, İstanbul 2001, s. 3965). Islah müessesi, dava değiştirme, başka deyişle iddia ve müdafaanın değiştirilmesi veya genişletilmesi yasağını bertaraf eden bir imkandır. Zira bu suretle, aslında yasal itiraz ile karşılaşılabilecek olan herhangi bir taraf muamelesi, ıslah kurumu yardımı ile artık bu itirazı davet etmeksizin yapabilmektedir (Üstündağ, S.: Medeni Yargılama Hukuku, Cilt: I-II, 5. Baskı, İstanbul 1992, s. 534).

23. Islahın konusu tarafların yapmış oldukları usul işlemleri olduğu için, ıslahla düzeltilecek usul işlemlerinin neler olduğundan da söz etmek gerekir. Gerek öğreti, gerekse Yargıtay uygulaması davanın değiştirebileceğini ve genişletilebileceğini aynı şekilde savunmanın genişletilebileceğini ilke olarak kabul etmektedir. Yine müddeabihin artırılıp artırılmayacağı hususu da bir usul işlemi olup, ıslahın konusudur (Kuru, s. 4035).

24. Islahın amacı, yargılama sürecinde, şekil ve süreye aykırılık sebebiyle ortaya çıkabilecek maddi hak kayıplarını ortadan kaldırmak olduğundan, hak ve alacağı bu sürecin dışında ortadan kaldırmış olan işlemlerin, yani maddi hukuk işlemlerinin ıslah yoluyla düzeltilebilmesi elbette ki mümkün değildir. Bir başka deyişle, maddi hakkı sona erdiren maddi hukuk işlemleri, ıslahla düzeltilemez. Feragat, kabul, sulh gibi işlemler, velev ki dava içinde yapılsın, asıl hakkı ortadan kaldırdıklarından, usul işlemi olduğu kadar (davayı etkilediği için usul işlemidir) maddi hukuk işlemi mahiyetini de taşımaktadır ve bu sebeple, bu işlemlerin ıslah yoluyla düzeltilmesi imkânsızdır; çünkü ıslah, yargılama hukukunun şekle ve süreye bağlılığından kaynaklanan zımni hak kayıplarının telafisi için öngörülmüş bir müessesedir. Açık bir irade beyanı ile terk edilen haklar, maddi gerçeğin şekle feda edilmesi gibi bir sonuç doğurmadığı için, ıslahın konusu olamaz.

25. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli ve 2017/17-1093 E., 2017/1090 K.; 07.06.2017 tarihli ve 2016/9-1212 E., 2017/1078 K. ile 02.04.2019 tarihli ve 2017/22(7)-2168 E., 2019/395 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir

26. Islah işleminin ne şekilde yapılacağı 6100 sayılı HMK’nın 177. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Buna göre; “Islah, sözlü veya yazılı olarak yapılabilir.”. Görüldüğü üzere ıslah işleminin gerçekleştirilmesi için 6100 sayılı HMK’da herhangi bir şart öngörülmemiş, ıslahın sözlü veya yazılı olarak yapılabileceği hüküm altına alınmıştır.

27. Islah, 6100 sayılı HMK’nın 177/1. fıkrası uyarınca tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir.

28. “Kötüniyetli ıslah” başlıklı 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi;
“(1) Islahın davayı uzatmak veya karşı tarafı rahatsız etmek gibi kötüniyetli düşüncelerle yapıldığı deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ıslahı dikkate almadan karar verir. Ayrıca hâkim, kötüniyetle ıslaha başvuranı, karşı tarafın bu yüzden uğradığı bütün zararlarını ödemeye ve beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar disiplin para cezasına mahkûm eder.” şeklinde düzenlenmiştir.

29. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 27.02.2014 tarihli bilirkişi asıl raporunun taraf vekillerine tebliğ edildiği, davacı vekilinin 21.03.2014 tarihli talep artırım dilekçesi sunduğu ve bu dilekçenin davalı vekiline 24.03.2014 tarihli duruşmada elden tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.

30. Mahkemece 24.03.2014 tarihli duruşmada verilen ara karar ile davalı vekilinin sonradan sunduğu bordro ve diğer belgelerin değerlendirilmesi için aynı bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiş, takip eden 15.05.2014, 26.06.2014 ve 22.09.2014 tarihli duruşmalarda ise ek raporun beklenilmesine karar verilmiştir.

31. Ek bilirkişi raporu 26.09.2014 tarihinde dosyaya sunulmuş, 08.10.2014 tarihinde ise davalı vekiline tebliğ edilmiştir.

32. Davalı vekili 10.10.2014 tarihinde ıslah harcını yatırarak cevap dilekçesini zamanaşımı yönünden ıslah ettiğini yazılı olarak bildirmiş, takip eden 19.11.2014 tarihli duruşmada da sözlü olarak zamanaşımı defi yönünde beyanlarda bulunmuştur. Davalı vekilinin yazılı ıslah dilekçesi aynı duruşmada davacı vekiline elden tebliğ edilmiş olup, davacı vekili, davalının ıslah dilekçesini kabul etmediklerini, davanın sonunda yapılması nedeniyle kötü niyetli olduğunu beyan etmiştir.

33. Mahkemece davalı vekilinin ıslah dilekçesi dikkate alınarak yeniden ek rapor alınması için dosya bilirkişiye tevdi edilmiş, davalı vekilinin zamanaşımı defi nazara alınarak hazırlanan bilirkişi ikinci ek raporu 25.12.2014 tarihli duruşmada taraf vekillerine elden tebliğ edilerek taraflara bilirkişi raporuna karşı beyanlarını bildirmeleri için 3 günlük kesin süre verilmiş, davacı vekili 30.12.2014 tarihli dilekçe ile davalının ıslah dilekçesinin zaman bakımından kötü niyetli ıslah olması nedeniyle reddi gerektiğini belirtmiş, mahkemece 30.12.2014 tarihli duruşmada esas hakkında karar verilmiştir.

34. Öncelikle savunmayı genişletme sayılan hâllerde ve davacı tarafın da açıkça muvafakat etmemesi durumunda davalı savunmasını ancak ıslah yolu ile değiştirebilir ya da genişletebilir.

35. Islah, tahkikat bitinceye kadar yapılabilir. Davacının talep artırım dilekçesinin davalı vekiline 24.03.2014 tarihinde tebliğ edildiği sabit ise de, usul hukukumuzda davalının buna karşı vereceği cevap dilekçesinin süresine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla davalı vekilinin tahkikat bitinceye kadar cevap dilekçesini ıslah etmesi mümkündür. Dosya kapsamından davalının ıslahının kötü niyetli olduğuna dair davacının soyut beyanı dışında da bir delil bulunmamaktadır. Yargılama süreci yukarıda belirtildiği şekilde olup davalının ıslah dilekçesi üzerine bilirkişiden ek rapor alınmıştır. Ek rapor ile hükmün verildiği duruşma tarihi arasındaki süre makul bir süre olup, bu hâli ile yargılamayı uzatmaya yönelik olmadığı sonucuna varılmıştır.

36. O hâlde mahkemece davalı vekilinin cevap dilekçesini zamanaşımı defi yönünden ıslah etmesinin 6100 sayılı HMK’nın 182. maddesi kapsamında kötü niyetli ıslah olmadığı yönündeki kabulü isabetli olup, bu yöndeki direnme kararı yerindedir.

37. Ne var ki, işin esasına ilişkin temyiz incelemesi yapılmadığından dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil alacaklarından yapılan indirim oranı ile ilgili yukarıda gerekçe bölümünde (13-21. paragraflar arasında) yapılan açıklamalar dikkate alındığında direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
2- Davalı vekilinin ıslah talebi yönünden yukarıda gerekçe bölümünde (22-37. paragraflar arasında) yapılan açıklamalar dikkate alındığında direnme uygun bulunduğundan davacı vekilinin işin esasına ilişkin diğer temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.07.2020 tarihinde oy birliği ile ve kesin olarak karar verildi.