Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Tarafların duruşmaya daveti

HMK Madde 147

(1) Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir.[1]

(2) Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilir.(15)

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu madde 1086 sayılı Kanunun 213 üncü maddesini karşılamaktadır. Tasarıda, dava, cevap, cevaba cevap ve davalının ikinci cevap dilekçesi verilince veya ilgili süreler geçince, tarafların ön inceleme için davet edileceği ve yapılacak işlemler gösterilmiştir. O işlemler tamamlanmadan başka bir işlem yapılamaz. Bu yönün sağlanması amacıyla maddenin birinci fıkrası 1086 sayılı Kanunda yer alan düzenlemeden farklı bir biçimde düzenlenmiş; tarafların bundan sonraki tüm duruşmayı kapsar şekilde, oturumlara çağırılma şekli belirlenmiştir. Diğer unsurlar yönünden 1086 sayılı Kanunun 213 üncü maddesi hükümlerinden bir ayrılma söz konusu değildir. Ancak, maddenin ikinci fıkra hükmü, mutlaka davetiye ile taraflara bildirilmelidir. Çünkü ihtara rağmen gelmeyen taraf, müeyyideye muhatap olacaktır.

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 152 nci maddesinin ikinci fıkrasında geçen “günde” ibaresi, duruşma zamanındaki belirsizliğin giderilerek zaman diliminin netleştirilmesi amacıyla “gün ve saatte” şeklinde değiştirilmiştir. 76 ncı maddenin müzakeresi sırasında zorunlu avukatlıkla ilgili verilen değişiklik önergesinin reddedilmiş olması sebebiyle, bu önergeyle paralellik arzeden 152 nci maddenin müzakeresi sırasında verilen değişiklik önergesi Komisyonumuzca işleme alınmamış ve madde teselsül nedeniyle 153 üncü madde olarak kabul edilmiştir.

[1] 22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, birinci fıkraya “tahkikat” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve sözlü yargılama” ibaresi ile ikinci fıkraya “itiraz edemeyecekleri” ibaresinden sonra gelmek üzere “, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği” ibaresi eklenmiştir.

HMK Madde 147 Tarafların duruşmaya daveti

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/711E. , 2022/8514K.

  • HMK Madde 147
  • Tarafların duruşmaya daveti

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davada alacak (vekalet sözleşmesinden kaynaklanan) davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı asıl davasında; … Kadastro Mahkemesinin 2005/5 Esas sayılı dosyası davalı ile Maliye Hazinesi arasında devam ederken, davanın taraflarının anlaşması sonucu neticelendiğini, bu davayı davalıya vekaleten açarak sonuna kadar takip ettiğini, davalı ile imzalanan 27/11/1979 tarihli sözleşmeye göre davanın bitiminde taşınmazların değerinin %20’sinin vekalet ücreti olarak ödeneceğinin kararlaştırıldığını, davalının TOKİ’den parasını tahsil etmesine rağmen kendisine herhangi bir ödemede bulunmadığını, tam olarak ne kadar tahsil ettiğini bilmediğini ileri sürerek; fazlaya dair haklarını saklı tutarak vekalet ücreti olan 200.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, birleşen davasında ise; davalının sulh ve davasından feragat karşılığı aldığı ödemenin 1.207.582,15 TL olduğunu, buna göre ödenmesi gereken ücretin 241.516,00 TL olduğunu, alacağının 200.000,00 TL’lik kısmı için davayı açtığını ancak o dönemde taşınmazların devir bedelini ve dolayısıyla kendi avukatlık ücreti alacağını tam olarak bilmediğini, ödemeyi yapan kurumun tam meblağı dava dosyasına bildirmesi ile hususun netleştiğini, bu sebeplerle fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla 241.516,00 TL tutarlı vekalet ücreti alacağının daha önce dava edilen kısmı haricindeki 41.516,00 TL’lik kısmının davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı, açılan davayı ve dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediğini, davacının 27/11/1979 tarihli sözleşmeye istinaden bu davayı açmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, aradan 35 sene geçtiğinden sözleşmeyi hatırlamadığını, sözleşmedeki imzanın kendisine ait olduğu takdirde boşa imza attığının anlaşıldığını, davacının 2006 yılında rahatsızlanması üzerine davanın takibini yapamayacağını düşünerek ve iyi niyetle kendisini azledip üzmek istemediğini, bu yüzden 22/03/2006 tarihinde davacının verdiği Garanti Bankası’ndaki hesaba 30.000,00 TL ödeme yaptığını ve başka da vekalet ücreti borcu olmadığını, ancak davacının zaman zaman davasına o vaziyetle katıldığını, davadan 2006 yılında feragat etmesi gerekirken 2011 yılında feragat ettiğini, davacının her ne kadar davayı açmış gibi görünse de dosyaya Av. …’e ait vekaletin konulduğunu savunarak asıl ve birleşen davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda; davanın H.M.K.150. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına, karar verilmiş, karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.

HMK’nin 147.maddesine göre “Taraflar, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tahkikat ve sözlü yargılama için duruşmaya davet edilir. Taraflara gönderilecek davetiyede, belirlenen gün ve saatte geçerli bir özrü olmadan mahkemede hazır bulunmadıkları takdirde, duruşmaya yokluklarında devam edileceği ve yapılan işlemlere itiraz edemeyecekleri, tahkikatın sona erdiği duruşmada sözlü yargılamaya geçileceği, sözlü yargılama için duruşmanın ertelenmesi hâlinde taraflara ayrıca davetiye gönderilmeyeceği ve 150 nci madde hükmü saklı kalmak kaydıyla, yokluklarında hüküm verileceği bildirilir.”

HMK’nin 150.maddesine göre usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir. İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.

Dosyanın işlemden kaldırılabilmesi için tarafların 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun hükümlerine uygun şekilde duruşmaya davet edilmiş olmalarına rağmen gelmemeleri veya gelen tarafın davayı takip etmeyeceğini bildirmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalar ışığında dosyanın incelenmesinde; asıl ve birleşen davada davacı … vekili Av…. 18.02.2021 tarihli dilekçesi ile; müvekkili hakkında kısıtlama kararı verildiğini, vasi olarak …’ın tayin edildiğini, TBK mad. 513 ve yerleşmiş Yargıtay İçtihatları gereği vekalet görevinin sona erdiğini, açıklanan nedenlerle 29.01.2021 tarihli duruşma zaptı ve ara kararının vasi …’a tebliğini talep etmiştir. 29.01.2021 tarihli duruşma zaptı ve yeni duruşma günü (13.04.2021) davacı vasisi …’a tebliğ edilmiştir. Davacı vekili sıfatıyla Av…. bu kez 13.04.2021 tarihli mazeret dilekçesi ile; vasi tarafından vekil tayin etmek üzere bilgilerinin alındığını fakat henüz vekaletname ulaştırılmadığını, yargılamanın 13.04.2021 günlü duruşmasına, aynı gün başka bir mahkemedeki duruşması nedeniyle katılamayacağını beyan ederek; mesleki mazeretinin kabulünü, vekaletname sunmak ve ara karar gereği beyanda bulunmak üzere gelecek celseye kadar süre verilmesini talep etmiş, mahkemece de davacı vekilinin mazereti kabul edilerek, duruşma gün ve saatinin UYAP’tan öğrenilmesine, ayrıca davacıya vasi atandığı gerekçesiyle vasisine duruşma gün ve saatini bildirir tebligat çıkarılmasına karar verilmiştir. 14/09/2021 tarihli duruşmada ise, davacı ve davalı taraf duruşmaya katılmadığından dosyanın işlemden kaldırılmasına, 31/12/2021 tarihinde ise davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.

TBK’nin 513.maddesi gereğince; sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Vekil, davacı asile vasi tayin edildiğini mahkemeye bildirmiş ve ilgili kararı da sunmuştur. Mahkemece her ne kadar yukarıda açıklanan şekilde, davacı vekilinin bu bildirimi üzerine, duruşma gününü bildirir davetiye davacı vasisi …’a tebliğ edilmişse de; tebligat zarflarının incelenmesinde, HMK’nin 147.maddesinde yazılı hususların tebliğ zarfına şerh edilmediği anlaşılmıştır. Duruşma gününün bu şekilde bildirilmesi usulsüz olup, “davacı tarafın duruşmaya usulüne uygun şekilde davet edildiği halde gelmemesi” koşulunun somut olayda gerçekleşmediği anlaşılmakla, dosyanın işlemden kaldırılmasının mümkün bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HMK Madde 147 Tarafların duruşmaya daveti

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2020/11767E. , 2021/10588K.

  • HMK Madde 147
  • Tarafların duruşmaya daveti

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davalı ve katılma yoluyla davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalı ile dava dışı … arasında Elazığ 2. Noterliği’nin 21.08.1995 gün ve 22459 yevmiye numaralı düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve daire karşılığı inşaat sözleşmesinin yapıldığını, kendisinin sözleşmeye göre yapılacak binada bulunan bir daireyi 07.10.1996 tarihli senet ile dava dışı …’dan satın aldığını, bu daire karşılığında 1.400.000 TL ödediğini, daha sonrasında dava dışı … ile davalı arasında yapılan anlaşma gereği davalı ve dava dışı …’in ilgili binayı tamamlamayı kabul ettiğini, ayrıca davalının 19.10.2000 tarihli belge ile kendisinin ödediği 1.400.000 TL’yi iade etmeyi taahhüt ettiğini, ancak davalının taahhüt ettiği şekilde ödeme yapmadığını ileri sürerek satışı yapılan dairenin 2010 yılı rayiç değerinin davalıdan tahsilini istemiş, 29.04.2016 tarihli dilekçesi ile talebini 96.733,00 TL olarak ıslah etmiştir.

Davalı; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kabulüne, karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Davacının bozmadan sonra ıslah yapılması konusunda temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Türk Medeni Usul Hukukuna yön veren en önemli ilkelerden biri teksif ilkesidir. Teksif ilkesi tarafların bütün iddia ve savunma sebeplerini belli bir usul kesitine kadar mahkemeye sunmalarını öngörmektedir. Bu ilke uyarınca taraflar dava malzemelerini yargılamanın herhangi bir aşamasında değil, ancak kanunca öngörülen süre dâhilinde mahkemeye hasredeceklerdir. Teksif ilkesiyle davaların gereksiz ve kötü niyetli olarak uzamasının önlenmesi ve yargılamanın sürüncemede bırakılmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Teksif ilkesi hem tarafları hem de Hâkimleri kanunda belirtilen süreye uymaya zorlayarak yargılanmanın hızlanmasını sağladığından usul ekonomisi ilkesiningerçekleşmesine de hizmet etmektedir. Teksif ilkesinin yargılamadaki en önemli yansıması iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağıdır. 6100 Sayılı HMK’nın 141/1. maddesinde tarafların yargılamada iddia ve savunmalarını ne zamana kadar değiştirebilecekleri düzenlenmiştir. Buna göre, taraflar cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Bu düzenleme ile kural olarak dilekçeler aşamasında tarafların iddia ve savunmalarını sunmaları istenmektedir. İddia ve savunmanın genişletilip değiştirilmesi yasağının ancak ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati ile aşılabileceği yine HMK’nın 144/2.maddesinde belirtilmiştir. Karşı tarafın rızasının olmadığı durumlarda ıslah, yasağın başladığı andan itibaren iddia ve savunmaları değiştirme noktasında taraflar için tek enstrüman olacaktır.

Islah, iddia ve savunma yasağının kapsamına giren taraf usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltmeye yarayan bir hukukî imkândır. Taraflar ihmal, unutma, yetersiz bilgi ve benzeri sebeplerle eksik ya da hatalı şekilde iddia ve savunmada bulunmuş olabilirler. Yine, yargılama sırasında meydana gelen gelişmeler neticesinde taraflar yargılamanın başında sundukları iddia ve savunmalarında değişiklik yapma ihtiyacı duyabilirler. Teksif ilkesinin sert bir biçimde uygulanması ve belli bir zaman kesitinden sonra taraflara iddia ve savunmada değişiklik yapma imkânının tanınmaması halinde, şekilcilik esası engeller hale gelir ve yargılamanın adaletli bir karar ile sonuçlanmama tehlikesi doğabilir. Bu noktada ıslah, iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağı başladıktan sonra tarafların kendi usul işlemlerini kısmen ya da tamamen değiştirmelerine imkân tanımak suretiyle, Medeni Usul Hukukunun katı şekilciliğini yumuşatan ve adaletli bir yargılamanın tesis edilmesini sağlayan bir kurum olarak Hukukumuzda ön plana çıkmaktadır. Kanundaki koşullara riayet edilmesi durumunda ıslahın sonuç doğurması için tek taraflı irade beyanı yeterli olacak, mahkemenin veya karşı tarafın rızası aranmayacaktır. HMK’da ıslah ile ilgili öngörülen koşullardan biri de zamanla ilgilidir. HMK’nın 177/1.maddesinde tahkikatın sona ermesine kadar ıslaha başvurulabileceği düzenlenmiştir. Islahın zaman bakımından sınırı, bozmadan sonra ıslahın yapılıp yapılamayacağı meselesi ile doğrudan alakalıdır. Bu noktada yargılamanın hangi aşamasına kadar ıslahın mümkün olacağını daha net ortaya koymak için tahkikat kavramının ve tahkikatın ne zaman başlayıp ne zaman sona erdiğinin üzerinde durmak uygun olacaktır.

Tahkikat, yazılı yargılama usulünde de basit yargılama usulünde de ön inceleme aşamasının sona ermesi üzerine başlamaktadır. HMK’nın 147. maddesinde ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra tarafların tahkikat için duruşmaya davet edileceği düzenlenmiştir. Tarafların duruşmaya çağrılmasıyla tahkikat başlayacaktır.

Tahkikat evresi, taraflar arasındaki ihtilaflı vakıaların incelenip hakikatin ortaya çıkarılması için yapılan işlemlerin zaman itibariyle işgal ettiği yargılama aşamasıdır. Mahkeme bu aşamada tarafların talep sonucunu dayandırdıkları, davanın halli bakımından önem taşıyan ve ön inceleme tutanağında çekişmeli olarak belirtilen vakıaların, yine kural olarak tarafların sunduğu deliller çerçevesinde doğruluğunu araştırır. Taraflarca getirilen delillerin değerlendirilmesi ve ispat faaliyeti neticesinde uyuşmazlığın aydınlanmasıyla birlikte, Hâkimin davayı sonlandıracak kararı vermesi mümkün hale gelmektedir. Bu yönüyle tahkikat, davanın en önemli ve uzun aşaması olarak nitelendirilmektedir. Tahkikat aşamasından sonra taraflara yargılamayla ilgili son sözlerinin sorulacağı sözlü yargılama aşamasına geçilecek ve ardından mahkeme nihai kararını verecektir. HMK’nın “Tahkikatın Sona Ermesi” başlığı altındaki 184. ve 185. maddelerinde, tahkikatı gerektiren bir husus kalmadığında Mahkemenin, tahkikatın bittiğini taraflara tefhim edeceği düzenlenmiştir.

Tahkikat aşamasının bitimi bu tefhim ile birlikte gerçekleşecektir.

Bu bağlamda, 22.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2.maddesinde; “Yargıtayın bozma kararından veya bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderildiğinde, ilk derece mahkemesinin tahkikata ilişkin bir işlem yapması halinde tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabilir. Ancak bozma kararına uymakla ortaya çıkan hukuki durum ortadan kaldırılamaz.” düzenlemesine yer verilerek bozmadan sonra ıslah konusuna yasal açıklık getirilmiştir.

Bu noktada aydınlatılması gereken diğer bir husus da usulü kazanılmış hak kavramıdır. Karar tarihinde yürürlükte olan 6100 sayılı HMK’da (ayrıca mülga 1086 sayılı HUMK içeriğinde) “usulü kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa’nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.

Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (…nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)

Bu açıklamalar ışığında, mahkemece zamanaşımı nedeni ile davanın reddine ilişkin verilen ilk karar, davacının temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 25.06.2012 tarih 2012/10881 Esas ve 2012/15928 Karar sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına

karşı direnme kararı verilmiş, Hukuk Genel Kurulu’nun 2013/3-1009 Esas 2014/534 Karar sayılı ilamı ile direnme kararı bozulmuş olup, bozmaya uyularak yapılan yargılama sırasında mahkemece ıslah edilen dilekçesi dikkate alınarak davanın kısmen kabulüne, ıslahla artırılan miktar yönünden zamanaşımı nedeni ile davanın reddine dair verilen ikinci karar kapatılan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 18.09.2019 tarih ve 2016/22818 Esas 2019/8508 Karar sayılı ilamıyla bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı gerekçesiyle bozulmuştur.

28.07.2020 yürürlük tarihli 7251 sayılı Kanun ile değişen 6100 sayılı HMK’nın 177/2. maddesi ile Yargıtayın bozma kararından sonra tahkikata ilişkin bir işlem yapılması halinde, tahkikat sona erinceye kadar da ıslah yapılabileceğine dair açık düzenleme yapıldığı gözetilerek, yukarıda açıklandığı üzere usulü kazanılmış hakkın istisnası niteliğindeki yasa değişikliği uyarınca karar verilmesi gerekliliği hasıl olmuştur. Açıklanan nedenlerle mahkemece davacı tarafın 29.04.2016 tarihli ıslahına değer verilerek hüküm tesis edilmesinin yerinde olduğu, bu defaki incelemeden anlaşılmakla davacının ıslahla talep ettiği tüm bedel üzerinden tarafların iddia ve savunmaları doğrultusunda inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

2-Bozma nedenine göre davacının sair ve davalının tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair ve davalının tüm temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 54,40 TL peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 767,65 TL bakiye temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine, 6100 sayılı HMK’nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/11/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.