Yargıtay İçtihatları, Avukat Murat ÖCAL, Bodrum Avukat, Datça Avukat, Marmaris Avukat, Fethiye Avukat, Çeşme Avukat, Aydın Avukat, Kuşadası Avukat, Alanya Avukat, Antalya Avukat, Adana Avukat, Mersin Avukat, Çeşme Avukat, Balıkesir Avukat, Çanakkale Avukat, Ankara Avukat, İstanbul Avukat, Yozgat Avukat, Sivas Avukat

Tarafların dinlenilmesi

HMK Madde 144

(1) Tahkikat aşamasında mahkeme, her iki tarafı usulüne uygun olarak davet edip, davada ileri sürülen vakıalar hakkında dinleyebilir.

(2) Mahkemenin, dinlenilmek üzere mahkemeye gelmeleri için iki tarafa vereceği süre iki haftadan az olamaz. Bu süre, gerektiğinde, mahkemece resen veya iki taraftan birinin talebi üzerine uzatılabileceği gibi kısaltılabilir.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu madde hükmünde, 1086 sayılı Kanunun 213 üncü maddenin birinci fıkrası ile 215 inci maddesi birleştirilmiştir. “Tarafların duruşmaya daveti” başlıklı 152; “Tarafların duruşmaya gelmemesi ve sonuçları” başlıklı 155 ve “Ön inceleme oturumuna davet” başlıklı 144 üncü maddelerde taraflara çıkartılacak davetiyeler ve duruşmaya gelmemenin sonuçları hakkında kurallar getirildiğinden, 1086 sayılı Kanunun 213 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarındaki düzenlemeye, bu maddede yer verilmemiştir. 1086 sayılı Kanunda yer alan tahkikata ilişkin hükümlerden bir çoğu bu Tasarıda “Ön inceleme” bölümüne alınmıştır.

Adalet Komisyonu Değişiklik Gerekçesi

Tasarının 149 uncu maddesinin ikinci fıkrasında geçen “onbeş günden” ibaresi, sürelerin hesabında kolaylık sağlanması ve uygulamadan kaynaklanan sorunların giderilmesi amacıyla “iki haftadan” şeklinde değiştirilmiş ve madde teselsül nedeniyle 150 nci madde olarak kabul edilmiştir.

HMK Madde 144 Tarafların dinlenilmesi

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/7444E. , 2022/8920K.

  • HMK Madde 144
  • Tarafların dinlenilmesi

MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 35. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE MAHKEMESİ : İSTANBUL 14. SULH HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tazminat- alacak davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece bölge adliye mahkemesi kararının bozulmasına dair verilen karara, bölge adliye mahkemesince uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalıya ait taşınmazı 02/08/2013 tarihli protokol ile 14/08/2013 başlangıç tarihli ve beş yıl süreli kira sözleşmesi ile kiraladığını, sözleşmede kiralananın kafe olarak kullanılmasının kararlaştırıldığını, yıllık kira bedelini peşin ödediğini, kiralananda kullanım amacına uygun tadilat yapıldığı esnada binanın ana yapısı itibariyle kullanıma elverişli olmadığını belirlediğini; bu nedenle, 06/03/2015 tarihinde kiralananı anahtarları notere teslim edilmek suretiyle tahliye ettiğini; kiralanana 392.663,16TL tutarında masraf yaptığını iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 25.000TL ödediği kira bedeli ile 5.000TL masraf bedelinin işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.

Davalı; kiralanan taşınmazın kafe olarak dizayn edildiğini, sözleşmeye uygun kullanımın mümkün olduğunu, davacının yeni kira dönemi başladıktan yedi ay sonra ihtar çektiğini, ayıbın bir yıl geçtikten sonra anlaşılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, kiralananın odaları birleştirilmiş vaziyette teslim edildiğini, bir önceki kiracının da kiralananı bu şekilde kullandığını, davacının ödediği kiraların iadesini isteme hakkı olmadığını, kiralanana yapıldığı iddia edilen masraf bedelinin talep edilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk derece mahkemesince; tahliye tarihine kadar kira bedelinden sorumlu olan kiracının ödediği kira bedelinin iadesini talep edemeyeceği, kira sözleşmesinde kiracının gerekli tadilat ve onarımları yapabileceğinin öngörüldüğü, bu yetki kapsamında masraf yapan davacının tespit raporunda belirtilen 80.000 + KDV olmak üzere toplamda 94.400TL faydalı imalat bedelini talep edebileceği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulü ile kira bedelinin iadesi talebinin reddine, taleple bağlı kalınarak 5.000TL masraf bedelinin davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca istinaf edilmiştir.

Bölge adliye mahkemesince; tacir olan davacının kiralananın kullanıma elverişli olmadığını ispat edemediği, kira sözleşmesinde kiralanana yapılan tadilat masraflarının kiraya verenden talep edilemeyeceğinin kararlaştırıldığı gerekçesiyle; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine, davalının istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın reddine dair verilen karar, davacının temyizi üzerine, Dairece verilen 01/07/2020 tarihli ve 2020/2392 Esas 2020/3811 Karar sayılı ilamla; kira sözleşmesinin özel şartlar kısmının 11. maddesinde dekorasyon harcamalarının kiracıya ait olacağının, kiracının kendi yaptığı ilave ve dekorasyonların bir kısmını veya tamamını söküp alabileceğinin, söküp almadıkları için kiraya verenden bedel talep edemeyeceği kararlaştırılmışsa da, ilk derece mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda; davacının yaptığı imalâtlardan hangilerinin faydalı ve zorunlu imalatlar olduğu hususuna değinilmediği, sökülüp götürülebilecek imalâtların da tespit edilmediği, sözleşme süresi beş yıl iken kiracının kiralananı süresinden önce 12/03/2015 tarihinde tahliye ettiği ve bu nedenle kira sözleşmesinin sonuna kadar kiralananı kullanmayan davacının sökülemeyen zorunlu ve faydalı imalatların yapım tarihi itibariyle yıpranma payı düşülmüş bedellerini kalan kira süresi ile orantılı olarak talep edebileceği gerekçesiyle bozulmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; bozma kararına uyularak aldırılan ek rapora göre, davacı kiracının kiralanana yaptığı faydalı masrafların yıpranma payları düşüldükten sonra KDV hariç 69.192TL değerinde olduğu gerekçesiyle, her iki tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine, Dairece verilen 31/03/2021 tarihli ve 2021/1581 Esas 2021/3399 Karar sayılı ilamıyla; bozma kararı doğrultusunda yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken, tarafların istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar ile yetinilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğu, kabule göre de bozma kararı doğrultusunda ek bilirkişi raporu aldırılmasına rağmen gerekçede bilirkişi raporunun değerlendirilmediği, gerekçesiyle bozulmuştur.

Bozma kararına uyan bölge adliye mahkemesince; ek rapora göre, davacı kiracının kiralanana yaptığı faydalı masrafların yıpranma payları düşüldükten sonra KDV hariç 69.192TL değerinde olduğu, davacının talebiyle bağlı kalınarak masraf talebinin kabulü gerektiği, bu yönüyle bozma kararları doğrultusunda yeni hüküm kurulacak olsa da ilk derece mahkemesi kararıyla aynı karar verileceğinden, tarafların istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddi gerektiği gerekçesiyle; her iki tarafın istinaf başvurusunun reddi ile davacının fazla ödenenen kira bedelinin iadesi talebinin reddine, faydalı masraf bedeli talebi yönünden ise taleple bağlı kalınarak 5.000TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline dair verilen karar, tarafların temyizi üzerine, Dairece verilen 27/09/2021 tarihli ve 2021/6073 Esas 2021/9105 Karar sayılı ilamıyla; bölge adliye mahkemesince, bozma kararlarına uyulmasına ve ilk derece mahkemesince verilen kararın hüküm kurmaya elverişsiz bilirkişi raporuna dayandığının ilk bozma kararı ile tespit edilmesine rağmen, yeniden bizzat hüküm kurması gerekirken, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi hatalı olduğu gibi, hükme esas alınan ek bilirkişi raporunun da; bedeli talep edilen her bir imalat kalemi bakımından bozmaya uygun şekilde imalatın sökülüp götürülebilir nitelikte olup olmadığı, faydalı yahut zorunlu imalat olup olmadığını irdelemediği ilk bozma kararında eksik olduğu belirtilen kök rapor ve tespit dosyası raporları ek bilirkişi raporunda da hesaplamaya esas alındığı, sökülüp götürülemeyen faydalı ve zorunlu imalat kalemleri tespit edilerek bunların imalat tarihi itibariyle tespit edilen imalat bedelinden yıpranma payının düşülmediği, denetime elverişsiz şekilde hesaplama yapılarak kiralanan “taşınmazda meydana gelen yıpranma payı” ve “ihzarat payı” adıyla düşüm yapılarak sonuç bedel tespit edildiği yine kalan kira süresinin toplam kira süresine oranı esas alınarak tespit edilen faydalı zorunlu masraf bedelinin bu orandaki tutarına hükmedilmesi gerekirken, bu hususun gözetilmediği gerekçeleriyle bozulmuştur.

Bozma kararına uyan bölge adliye mahkemesince; fazla ödenen kira alacağının iadesine yönelik davanın reddine, davacı tarafın sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince mecura yaptığı faydalı masrafları isteme hakkının bulunduğu, davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak faydalı masraf talebiyle ilgili davanın kabulü ile 5.000TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

1)Dosyadaki yazılara ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin rtık mümkün olmamasına göre; davacının tüm, davalının ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2)Usuli kazanılmış hak kavramı anlam itibariyle bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usuli kazanılmış hak kurumu HMK’da düzenlenmiş olmamakla beraber davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usuli kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir (09/05/1960 T., 21/9; 04/02/1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; bölge adliye mahkemesince; bozmaya uyularak dosyaya kazandırılan 29/06/2022 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda, taşınmazdaki sökülüp götürülemeyecek zorunlu ve faydalı imalatların yapıldıkları 2014 yılı serbest piyasa fiyatları dikkate alınarak, yıpranma payı düşüldükten sonra, tahliye tarihinden kalan kira süresi ile orantılı olarak talep edilebilecek masraf bedeli 157.706TL olarak hesaplanmış olup, davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak faydalı masraf talebiyle ilgili davanın 5.000TL üzerinden kabulüne karar verilmiştir.

İlk derece mahkemesince verilen 17/11/2016 tarihli ilk kararda, faydalı ve zorunlu masraf bedeli 80.000TL+KDV olarak tespit edilmiş, davacı taraf ise istinaf dilekçesinde, bu talebine yönelik kurulan hükmün onanmasını istemiş, eş söyleyişle, davacı tarafça bilirkişi raporuna karşı istinaf isteminde bulunulmadığından davalı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur.

Bölge adliye mahkemesince; 17/11/2016 tarihli ilk derece mahkemesi kararının, davacı tarafça faydalı ve zorunlu masraf bedeli yönünden istinaf edilmediği, bu itibarla karardaki tutar bakımından davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu gözetilerek, davacının faydalı ve zorunlu masrafa ilişkin talebinin belirtilen tutar ile sınırlı olacak şekilde tespit edilmesi gerekirken, davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK’nın 371 inci maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harclarının istek halinde temyiz eden davalıya iadesine, HMK’nın 373/2 maddesi uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 24/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

HMK Madde 144 Tarafların dinlenilmesi

Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2022/6307E. , 2022/8065K.

  • HMK Madde 144
  • Tarafların dinlenilmesi

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı ile imzalanan Sağlık Hizmetleri Protokolü uyarınca sağlık yardımları davalı kurum tarafından karşılanan kişilere sağlık hizmeti sunulduğunu ve bu hizmetlerin bedelinin davalı kuruma fatura edildiğini, fatura bedellerinin ödenmesi sürecinde 2010 yılı nisan-kasım aylarında davalı kuruma gönderilen faturaların avanslarından yapılan kesintilerin kendileri tarafından bilinen tutarlardan fazla olduğunun görülmesi üzerine yapılan araştırmada, 2010 yılın nisan-kasım dönemi faturalarından mutabakat faizi kesintisi adı altında 6.246.865,84 TL kesinti yapıldığının anlaşıldığını, davalı kurumun iddia ettiği gibi Ön Ödeme Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik hükümlerine tabi olmadıklarını, davalı kurumun kendisine teslim edilen faturalar hakkındaki incelemeyi 15 gün içerisinde tamamlaması gerektiğini, ancak kurumun çoğunlukla süresinde incelemeyi tamamlayamadığını, ilgili yönetmelik hükmü gereği bu süre sonunda incelemenin tamamlanamaması halinde avans ödemesi yapıldığını, yine genelgeye göre inceleme tamamlandığında yapılan fazla ödeme varsa bunun alacaklarından mahsup edilmesi gerektiğini, alacak bulunmaması halinde genel hükümlere göre tahsilat yapılacağının düzenlendiğini, buna göre davalı kurumun fazla ödemeyi genel hükümlere göre tahsil edebilmesinin ön koşulunun, alacağının mahsuba yetmemesi olduğunu, oysa kurumdan olan alacaklarının her zaman mahsup edilecek miktardan fazla olduğunu, bu durumda davalının alacağını tahsil için genel hükümlere dayanmasında ve faiz işletmesinde hukuka uygun olmadığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.246.845,84 TL kesintinin, kesintinin yapıldığı tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.

Davalı; davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde, davanın kısmen kabulü ile, 5.326.319,17 TL’nin kesinti tarihlerinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davalının tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Davacı eldeki dava ile, davalı kurumun süresinde fatura incelemelerini tamamlayamaması sebebiyle yaptığı fazla avans ödemesine faiz işleterek 6.246.865,84 TL faiz tutarını alacaklarından mahsup ettiğini ileri sürerek, yapılan kesintinin tahsilini talep etmiş; mahkemece davanın kısmen kabulü ile 5.326.319,17 TL’nin kesinti tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiş, tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin (kapatılan) 16.09.2019 tarih, 2016/18635 Esas, 2019/8337 Karar sayılı ilamı ile, davalının temyiz itirazları incelenmeksizin, “…hükme esas alınan bilirkişi raporunda avans artığının faiziyle birlikte istenebileceğinin, sözleşmenin 4.6 maddesinin hükmü gereği olduğunu mütala edilmiş ise de anılan sözleşmenin taraflar arasında imzalanan sözleşme olmadığı, davacının kamu sağlık hizmet sunucusu olduğu davalı kurum ile rapora dayanak yapılan sözleşmenin imzalamadığı, davacı ile davalı arasında protokol imzalandığı bu halde uyuşmazlığın taraflar arasında imzalanan protokole göre çözümlenmesi gerekirken, davacının tarafı olmadığı sözleşme hükmüne göre çözümlenmesi doğru olmayıp, bozmayı gerektirir…” gerekçesiyle karar bozulmuş; davalının karar düzeltme istemi Dairemizce 02.06.2021 tarih, 2020/9072 Esas, 2021/5927 Karar sayılı ilam ile reddedilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacı tarafın hak ediş faturalarından mutakabat faizi adı altında yapılan 5.326.319,17 TL kesintinin taraflar arasında düzenlenen protokole ve bu konudaki mevzuata uygun olmadığı gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Somut olayda; taraflar arasında akdedilmiş protokolde davacıya yapılan fazla avans ödemesine faiz işletilip işletilmeyeceğine ilişkin bir hüküm bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak, davalı kurum tarafından yayımlanan Fatura Bedellerinin Ödenmesine İlişkin 2009/44 Sayılı Genelgenin Ödeme İşlemleri başlıklı 7. maddesinde, fatura teslim tarihinden itibaren altmış günde incelenmesi tamamlanamayan tedavi hizmetlerine ait faturalar için Sağlık Hizmeti Sunucularına, fatura tutarının tamamı ödeme döneminin sonunda avans olarak ödeneceği ve inceleme işlemlerine devam edileceği, fatura ve eki belgelerin inceleme işlemlerinin üç ay içinde tamamlanarak, inceleme sonucu fazla ödeme yapıldığının tespit edilmesi halinde, yapılan fazla ödemenin Sağlık Hizmeti Sunucusunun varsa Kurum alacağından mahsup edileceği belirtilmiş olup, fazla yapılan avans ödemesine faiz işletilmesine ilişkin herhangi bir düzenleme yer almamaktadır. Buna göre, ilgili genelgede davacı tarafından davalı kuruma iletilen faturaların inceleme günleri ve avans ödeme koşullarının belirlendiği, davalı kurum tarafından genelgede belirlenen sürelere uyulmadığı ve bu sürelerde fatura incelemelerin tamamlanmadığı anlaşılmaktadır. O halde, davalı kurumun davacı tarafından teslim edilen fatura incelemelerini genelgede belirtilen sürelerde tamamlamayarak, avans ödemesinden sonra kendi kusuruna dayalı olarak gecikmeye neden olduğu anlaşıldığından yapılan fazla avans ödemesi için faiz talep edemeyeceği dikkate alınarak, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan kararın HUMK’nın 428. maddesi gereğince temyiz eden davacı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/10/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.