Dava Şartları Nelerdir? HMK Madde 114 Kapsamlı Rehber, Olumlu-Olumsuz Şartlar ve Yargıtay Uygulaması

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesi, Türk medeni yargılamasının temel taşlarından birini oluşturur: Dava şartları. Ne demektir? Bir davanın esastan incelenip karara bağlanabilmesi için, öncelikle belirli koşulların var olması gerekir. Mahkeme, bu koşulların tamamını yargılamanın her aşamasında re’sen (kendiliğinden) inceler; taraflar da dava şartı eksikliğini her aşamada ileri sürebilir. Bir dava şartı eksik ise mahkeme davayı esastan incelemez, usulden reddeder. HMK 114, dava şartlarını tek tek saymıştır: Türk mahkemelerinin yargı hakkı, yargı yolunun caizliği, görev, kesin yetkide yetki, taraf ve dava ehliyeti, dava takip yetkisi, vekâlet ehliyeti, gider avansı, teminat, hukuki yarar, derdestlik yokluğu ve kesin hüküm yokluğu. Bunlardan derdestlik ve kesin hüküm “olumsuz” dava şartlarıdır (olmamaları gerekir); diğerleri “olumlu” dava şartlarıdır (bulunmaları gerekir). Bu maddenin doğru anlaşılması, dava dilekçesinin hazırlanmasından yargılama sonuna kadar her aşamada kritik öneme sahiptir.


HMK Madde 114: Kanun Metni

(1) Dava şartları şunlardır:

a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması.

b) Yargı yolunun caiz olması.

c) Mahkemenin görevli olması.

ç) Yetkinin kesin olduğu hâllerde, mahkemenin yetkili bulunması.

d) Tarafların, taraf ve dava ehliyetine sahip olmaları; kanuni temsilin söz konusu olduğu hâllerde, temsilcinin gerekli niteliğe sahip bulunması.

e) Dava takip yetkisine sahip olunması.

f) Vekil aracılığıyla takip edilen davalarda, vekilin davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamesinin bulunması.

g) Davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması.

ğ) Teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi.

h) Davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması.

ı) Aynı davanın, daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması.

i) Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması.

(2) Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Bu düzenleme, büyük ölçüde İsviçre Federal Medenî Usul Kanunu Tasarısının 57 nci maddesinde yer alan kuraldan esinlenmek suretiyle oluşturulmuştur.

Maddenin birinci fıkrasında, tüm davalar bakımından geçerlilik taşıyan dava şartlarının neler olduğu hususu açıkça hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme ile 1086 sayılı Kanunun 188 inci maddesinin ikinci cümlesinde sözü edilen hâkim tarafından re’sen gözetilmesi gereken hususların neler olduğuna açıkça işaret edilmiştir. Burada sözü edilen dava şartlarından maksat, davanın esastan görülüp karara bağlanabilmesi için, varlığı ya da yokluğu hâkim tarafından davanın her aşamasında kendiliğinden gözetilen ve taraflarca da noksanlığı davanın her aşamasında ileri sürülebilen hâllerdir. Ayrıca maddede, davanın taraflarına ve davanın konusuna ilişkin dava şartlarının tek tek sayılması yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda, Türk mahkemelerinin yargı hakkının bulunması; yargı yolunun caiz olması; mahkemenin görevli olması; kesin yetki hâllerinde, mahkemenin yetkili bulunması; tarafların davada taraf ve dava ehliyetlerinin bulunması; yasal temsilin işlerlik kazandığı hâllerde, yasal temsilcinin, temsil için gerekli nitelikleri taşıyor olması; davayı takip yetkisine sahip olunması; vekilin, davaya vekâlet ehliyetine sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş bir vekâletnamenin bulunması; davacının yatırması gereken gider avansının yatırılmış olması; davacının dava açmakta hukukî yararının bulunması; aynı davanın daha önceden de açılmış ve hâlen görülmekte olmaması ile aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış bulunması, genel dava şartları olarak belirlenmiştir.

Maddenin (ı) ve (i) bentlerinde sayılan hâller diğerlerinden farklı olarak olumlu değil; olumsuz dava şartı konumundadırlar. Maddenin (e) bendinde yer alan düzenleme ile ilk defa hukukumuzda dava takip yetkisi kurumuna yasal bir dayanak oluşturulmuştur. Burada sözü edilen davayı takip yetkisinden maksat, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve kendi adına esas hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Sözü edilen kurum, şeklî taraf kuramının kabulünün sonucu olarak ortaya çıkmış ve sözü edilen kuramı tamamlamak amacıyla geliştirilmiştir. Davayı takip yetkisi, maddî hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığını oluşturur. Ayrıca, bu kavram, davada taraf olmadığı hâlde kanun gereği taraf gibi davranmakla görevli kılınmış olanların hukukî konumlarının açıklanmasında başvurulan bir kavram konumundadır. Yine bu bağlamda, maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde davanın sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla davacının yatırması gereken gider avansını yatırmış bulunması da bir dava şartı hâline getirilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (ğ) bendinde yapılan düzenlemeyle, Türkiye’de mutad meskeni bulunmayan Türk vatandaşının Türkiye’de dava açması durumunda, göstermesi gereken teminatın gereğini yerine getirmemesi hâlinin dava şartı olarak öngörülmesi suretiyle, mahkemece her zaman gözetilmesi ve taraflarca da her zaman ileri sürülebilmesi olanağı yaratılmıştır. Böylelikle, 1086 sayılı Kanunun 187 nci maddesinin (1) numaralı bendinde yer alan ve Türkiye’de yerleşim yeri bulunmayan Türk vatandaşlarının Türkiye’de dava açması hâlinde bu hususun ilk itiraz olarak ileri sürülmesini öngören düzenlemenin varlığına da son verilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir. Bu şekilde anlam ve içerik yüklenen hukukî yarar kavramına grup davası bağlamında yeni bir açılımın getirilmesi de sağlanmış; hâli hazırda kollektif hukukî himaye ihtiyacı içerisinde bulunma da, bu kapsamda mütalaa edilmiştir.

Maddenin birinci fıkrasının (ı) bendinde ise aynı davanın daha önceden açılmış ve hâlen görülmekte olmaması hususu yani teknik bir ifadeyle derdestlik iddiası bir olumsuz dava şartı hâline getirilmiş ve bu suretle derdestlik itirazı ilk itiraz olmaktan çıkartılıp; dava şartına ilişkin usulî bir itiraza dönüştürülmesi sağlanmıştır.

Açılmış ve görülmekte olan bir davanın davacısı, hukukî korunma sürecini başlatmıştır. Artık onun aynı davayı yeniden bir başka mahkeme önüne getirmesinde hukuken korunmaya değer güncel bir yararı kalmamıştır; bu bağlamda hukuken korunma ihtiyacı içerisinde bulunmamaktadır ve onun yapacağı tek iş, davanın sonucunu beklemekten ibarettir. Öte yandan, dava açmaktaki yarar hukukî olmalıdır; ideal veya ekonomik yarar tek başına yeterli değildir. Dolayısıyla daha önce açılmış ve hâlen görülmekte olan bir davanın, hangi saikle olursa olsun ikinci kez açılması hâlinde, davacının bu ikinci davayı açmaktaki kararı hukukî değildir. O hâlde derdestlik itirazının korunmasının temelinde, aynı davanın tekrar açılıp görülmesinin sağlanmasında davacının hiçbir hukukî yararının bulunmadığı düşüncesi yatmaktadır. Hukukî yararın ise dava şartı olduğu konusunda, bu düzenlemeden önce dahi doktrin ve yargı uygulaması bağlamında bir görüş birliği mevcuttur. Derdestlik itirazı da hukukî yarar eksikliğinin, somut ve özel plânda bir düzenleniş biçimi olduğuna göre, onun da temelinde yatan bu düşünceye uygun bir işlev görmesinin sağlanabilmesi için ilk itiraz olmaktan çıkartılıp; dava şartına ilişkin usulî bir itiraza dönüştürülmesinde kaçınılmaz bir zorunluluk mevcuttur.

Maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde ise aynı davanın daha önceden kesin hükme bağlanmamış olmasının bir dava şartı olduğu hususuna yasal çerçevede açıklık kazandırılmıştır. Derdestlik gibi kesin hüküm itirazı da, “ne bis idem” (aynı fiilden ötürü bir kişi ancak bir kez yargılanabilir) kuralını temel alır. Kesin hüküm itirazı, maddî anlamda kesin hükmün menfi etkisiyle ilişkili bir itiraz konumundadır. Burada sözü edilen maddî anlamda kesin hükmün menfi etkisinden maksat, karara konu kılınan uyuşmazlığın yeni bir davanın konusunu oluşturamaması; oluşturmuşsa böyle bir davanın dinlenmeyip usulden reddedilmesidir. Bir davanın konusunu oluşturan uyuşmazlığın, daha önce kesin bir hükümle çözümlenmiş olması nedeniyle, mahkemece yeniden inceleme konusu yapılamayacağını öngören bir usulî itiraz biçiminde tanımlanan kesin hüküm itirazı, maddî anlamda kesin hükmün müspet değil; menfi etkisiyle ilişkilidir. Zaten maddî anlamda kesin hüküm de, müspet değil menfi etkisi itibarıyla bir dava şartı konumundadır. Kesin hüküm itirazını da, menfi etkiyle ilişkili konumda bulunduğundan, dava şartına ilişkin bir itiraz olarak nitelemek gerekir. Bu suretle, maddî anlamda kesin hükmün, kesin hükümle mahkemenin ve davanın taraflarının bağlı olması, özellikle lehine karar verilen kişinin hakkının inkâr edilememesi biçiminde tanımlanan müspet etkisi itibarıyla, dava şartı niteliği vurgulanmış olmaktadır.

Maddenin ikinci fıkrasında ise münferit davalar bakımından diğer kanunlarda yer alan ve özel dava şartları öngören düzenlemelerin uygulanma alanlarının saklı tutulduğuna açıkça işaret edilmiştir.


Hukuki İncelemeler

Dava Şartlarının Tam Listesi ve Sınıflandırılması

HMK 114, dava şartlarını iki gruba ayırır:

Olumlu Dava Şartları (bulunması gerekenler):

Bent Dava Şartı Açıklama
(a) Yargı hakkı Türk mahkemelerinin uyuşmazlığı çözme yetkisi (milletlerarası yetki)
(b) Yargı yolunun caizliği Adli/idari/askeri yargı ayrımı
(c) Görev Asliye hukuk, sulh hukuk, ticaret mahkemesi vb.
(ç) Kesin yetki Kesin yetki kuralı olan hallerde yetkili mahkeme
(d) Taraf ve dava ehliyeti Hak ehliyeti + fiil ehliyeti, kanuni temsilci niteliği
(e) Dava takip yetkisi Davayı kendi adına yürütebilme yetkisi
(f) Vekâlet ehliyeti Avukatın yetkisi ve usulüne uygun vekâletname
(g) Gider avansı Davacının yatırması gereken masraflar
(ğ) Teminat Yurtdışında mukim Türk vatandaşlarının teminat yükümlülüğü
(h) Hukuki yarar Davacının mahkeme kararına güncel, kişisel ihtiyacı

Olumsuz Dava Şartları (bulunmaması gerekenler):

Bent Dava Şartı Açıklama
(ı) Derdestlik yokluğu Aynı dava daha önce açılmış ve görülmekte olmamalı
(i) Kesin hüküm yokluğu Aynı dava daha önce kesin hükme bağlanmamış olmalı

“Dava Şartları Re’sen İncelenir” İlkesinin Pratik Sonuçları

Dava şartlarının en kritik özelliği, hakimin bunları yargılamanın her aşamasında kendiliğinden (re’sen) incelemesidir. Tarafların ileri sürmesine gerek yoktur. Bu ilkenin pratik sonuçları şunlardır:

  • Ön incelemede: Hakim, ön inceleme aşamasında dava şartlarını inceler (HMK 137). Eksiklik varsa tamamlanması için süre verir veya davayı usulden reddeder.
  • Tahkikatta: Yargılamanın ilerleyen aşamalarında da dava şartı eksikliği tespit edilebilir.
  • Kanun yolunda: İstinaf ve temyiz aşamalarında da dava şartları re’sen incelenir. Hatta ilk derece mahkemesinin göremediği bir dava şartı eksikliğini üst mahkeme tespit edebilir.
  • Taraflar açısından: Taraflar da dava şartı eksikliğini davanın her aşamasında ileri sürebilir; bu bir süreye tabi değildir.

HMK 114 ile Getirilen Yenilikler: Derdestliğin ve Dava Takip Yetkisinin Dava Şartı Olması

HMK 114, 1086 sayılı eski HUMK’a göre iki önemli yenilik getirmiştir:

  1. Derdestliğin dava şartı olması (bent ı): Eski kanunda derdestlik bir “ilk itiraz” idi; yani yalnızca cevap süresi içinde ileri sürülebilirdi. HMK 114 ile derdestlik artık bir dava şartı oldu; yani hakim re’sen ve yargılamanın her aşamasında inceler, taraflar da her aşamada ileri sürebilir.

  2. Dava takip yetkisinin dava şartı olması (bent e): HMK ile ilk kez “dava takip yetkisi” kavramına yasal dayanak oluşturulmuştur. Dava takip yetkisi, davada taraf olan kişinin o davayı kendi adına yürütebilme ve esas hakkında hüküm alabilme yetkisidir. Bu kavram, maddi hukuktaki tasarruf yetkisinin usul hukukundaki karşılığıdır.

Özel Dava Şartları (HMK 114/2)

Maddenin ikinci fıkrası, diğer kanunlardaki özel dava şartlarını saklı tutmaktadır. Uygulamada sıkça karşılaşılan özel dava şartlarına örnekler:

  • İş davalarında: Zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş olması (7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3)
  • Ticari davalarda: Zorunlu arabuluculuğa başvurulmuş olması (TTK m.5/A)
  • Tüketici davalarında: Tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu (belirli parasal sınırın altında)
  • Ortaklığın giderilmesi davalarında: Taşınmazın tapu kaydının bulunması
  • Boşanma davalarında: Evlilik birliğinin hukuken devam ediyor olması

Avukat Görüşü: Aktif Dava Ehliyeti (HMK 114/1-d) ve Vekâletle Yapılan Devirlerde Taraf Sıfatı

Sitemizdeki Yargıtay HGK 2019/830 E., 2022/653 K. kararı, dava şartlarından aktif dava ehliyetinin (taraf sıfatı) pratikte nasıl değerlendirildiğini gösteren önemli bir emsal niteliğindedir. Kararda, taşınmazını vekâletname ile kardeşine satma yetkisi veren malik ile vekil olan kardeş birlikte tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkemeler, vekil olan kardeşin taşınmazda malik sıfatı bulunmadığından aktif dava ehliyetinin (taraf sıfatının) olmadığını tespit ederek, vekil yönünden HMK 114/1-d bendi uyarınca davayı usulden reddetmiştir. Gerçekten de vekâlet ilişkisinde vekil, kendi adına değil müvekkili adına hareket eder; dolayısıyla mülkiyet hakkına dayalı bir tapu iptali davasında vekilin bağımsız bir taraf sıfatı yoktur. Bu karar, dava dilekçesi hazırlanırken taraf sıfatının doğru belirlenmesinin ne kadar kritik olduğunu ortaya koymaktadır.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2019/830, Karar: 2022/653 (Aldatma/Hile Nedenine Dayalı Tapu İptalinde Dava Şartı İncelemesi: Aktif Dava Ehliyeti, Yargıtay’ın Denetim Kapsamı ve TBK 36 Uygulaması)

ÖZET: Davacı, maliki olduğu taşınmazı vekâletname ile kardeşine satma yetkisi vermiş, vekil olan kardeş taşınmazı davalı şirkete 10.000 TL bedelle devretmiştir. Taşınmazın gerçek değeri 211.055 TL olup bakiye satış bedeli ödenmemiştir. Davacılar, davalı şirket vekilinin satış bedelinin tapudan hemen sonra ödeneceğini söyleyerek güven oluşturduğunu ve iradelerinin hile yoluyla sakatlandığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil, terditli olarak tazminat talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesi: Vekil olan davacı yönünden HMK 114/1-d bendi uyarınca aktif dava ehliyeti yokluğundan usulden red; malik davacı yönünden ise ispat yetersizliğinden esastan red kararı vermiştir.

Kararın Esası: BAM, hile iddiasının kanıtlandığını kabul ederek ilk derece kararını kaldırıp davanın kabulüne karar vermiş; Yargıtay 1. HD ise hile iddiasının kanıtlanamadığı ve uyuşmazlığın bedelden kaynaklandığı gerekçesiyle bozmuştur. HGK, üç kritik meseleyi birlikte değerlendirmiştir: (1) Vekil olan davacının taşınmazda malik sıfatı bulunmadığından aktif dava ehliyeti yokluğu kararı doğrudur. (2) Yargıtay’ın BAM kararını maddi vakıalara ilişkin olarak bozmasının 5235 sayılı Kanun’a aykırı olmadığı, zira vakıalara bağlanan hukuki sonuçların denetiminin Yargıtay’ın yetki alanında olduğu belirlenmiştir. (3) Aldatma iddiasının kanıtlandığı, davalı şirket vekilinin sözleşmenin hazırlık ve kurulma aşamalarına katılmasından dolayı TBK 36/2 anlamında üçüncü kişi sayılamayacağı ve hilesinin doğrudan karşı tarafın hilesi olarak değerlendirileceği sonucuna varılmıştır. Direnme kararı değişik gerekçe ile onanmıştır.


HMK Madde 114 (Dava Şartları) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Dava şartı eksikliği tespit edilirse mahkeme ne yapar?

HMK 115 uyarınca mahkeme, dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkünse bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde eksiklik giderilmezse davayı usulden reddeder. Giderilmesi mümkün olmayan bir dava şartı eksikliği (örneğin kesin hüküm) varsa dava doğrudan usulden reddedilir.

Kesin olmayan yetki itirazı bir dava şartı mıdır?

Hayır. HMK 114/1-ç bendi, yalnızca kesin yetkinin bulunduğu hallerde yetkiyi dava şartı olarak düzenlemiştir. Kesin olmayan yetki halleri dava şartı değildir; bu durumda yetki itirazı bir ilk itiraz olup cevap süresi içinde ileri sürülmezse mahkeme yetkili hale gelir.

Hukuki yarar dava şartı mıdır?

Evet. HMK 114/1-h bendi, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmasını açıkça bir dava şartı olarak düzenlemiştir. Hukuki yarar; davacının sübjektif hakkına kavuşmak için hâlihazırda mahkeme kararına muhtaç olmasını ifade eder. Davacı zaten hakkına kavuşmuşsa veya dava dışı yollarla sorunu çözebiliyorsa hukuki yarar yoktur.

Özel kanunlardaki dava şartları (arabuluculuk vb.) HMK 114 kapsamında mıdır?

HMK 114/2, diğer kanunlardaki özel dava şartlarını saklı tutmuştur. Dolayısıyla iş ve ticaret davalarındaki zorunlu arabuluculuk gibi özel dava şartları da HMK 114 ile birlikte uygulanır ve hakim tarafından re’sen denetlenir. Bu şartların eksikliği halinde de dava usulden reddedilir.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.