Topluluk Davası (Grup Davası) Nedir? HMK Madde 113 Şartları, Dava Açma Yetkisi ve Yargıtay Uygulaması

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113. maddesi, Türk usul hukukuna topluluk davası (grup davası / sınıf davası) kavramını kazandıran temel düzenlemedir. Ne demektir? Diyelim ki bir tüketici derneğinin binlerce üyesi, aynı şirketin haksız bir uygulamasından zarar görüyor. Her üyenin ayrı ayrı dava açması hem pratik değildir hem de yargıyı gereksiz yere meşgul eder. İşte HMK 113, derneklere ve diğer tüzel kişilere, kendi adlarına ancak üyelerinin veya temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak amacıyla dava açma imkânı tanır. Bu dava ile ilgililerin haklarının tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi veya gelecekteki hak ihlallerinin önlenmesi talep edilebilir. Ancak dikkat edilmesi gereken önemli bir sınırlama vardır: Topluluk davası bir eda davası değildir; yani bu dava yoluyla bireysel tazminat veya alacak talep edilemez. Topluluk davası, tespit ve hukuka aykırılığın giderilmesi ile sınırlıdır. Bireysel eda talepleri için üyelerin ayrıca kendi davalarını açmaları gerekir. Bununla birlikte, topluluk davası sonucunda elde edilen tespit hükmü, bireysel davaların temelini oluşturabilir.


HMK Madde 113: Kanun Metni

(1) Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Maddede yer alan düzenlemeyle, esas itibarıyla Anglo–Sakson menşeli bir kurum olan ve Kıta Avrupası hukuk düzenlerinde de kabul görmeye başlamış bulunan, topluluk davası (grup, sınıf davası) kurumunun, kavramsal çerçevede de mevzuatımıza girmesi sağlanmıştır. Bu çerçevede dernekler ile diğer tüzel kişilerin statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarını tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlâl edilmesinin önüne geçilmesini temin amacıyla açılacak olan davanın, topluluk davası olacağına açıkça işaret edilmiştir.

Topluluk davası yoluyla, toplumsal yararın korunması ile dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım yaratılması sağlanmaktadır. Mevzuatımız bağlamında, grup davasına örnek olarak, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan düzenlemeyle, aynı Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan düzenleme gösterilebilir.


Hukuki İncelemeler

Topluluk Davasının Temel Unsurları

Kanun metni ve gerekçesi birlikte incelendiğinde, topluluk davasının dört temel unsuru ortaya çıkar:

  1. Davacı: Dernek veya Diğer Tüzel Kişi. Topluluk davası yalnızca tüzel kişiler tarafından açılabilir. Gerçek kişiler topluluk davası açamaz. Tüzel kişi kavramı geniş yorumlanmaktadır: Dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları, kooperatifler gibi kuruluşlar bu kapsamdadır.

  2. Statü Çerçevesinde Hareket. Tüzel kişi, kendi statüsü (tüzük, ana sözleşme) çerçevesinde hareket etmelidir. Örneğin bir tüketici derneği, tüketici haklarının korunması konusunda topluluk davası açabilir; ancak çevre koruma konusunda açamaz. Dava konusu, tüzel kişinin kuruluş amacı ve faaliyet alanıyla bağlantılı olmalıdır.

  3. Üyelerin veya Temsil Edilen Kesimin Menfaati. Dava, tüzel kişinin üyelerinin, mensuplarının ya da temsil ettiği kesimin menfaatlerini korumaya yönelik olmalıdır. Burada “temsil ettikleri kesim” ifadesi önemlidir; bu sayede örneğin bir tüketici derneği, yalnızca kendi üyeleri için değil, genel olarak tüketiciler için de dava açabilir.

  4. Kendi Adına Dava Açma. Tüzel kişi, üyelerini temsilen değil, kendi adına dava açar. Bu, topluluk davasını vekillik ilişkisinden ayıran kritik bir unsurdur. Dava sonucunda elde edilen hüküm, tüzel kişi lehine verilir.

Topluluk Davasında Talep Edilebilecek Üç Hukuki Koruma

HMK 113, topluluk davası yoluyla üç farklı hukuki korumanın talep edilebileceğini düzenlemiştir:

  1. Hakların Tespiti: İlgililerin belirli bir hakka sahip olduğunun veya olmadığının mahkemece tespit edilmesi. Örneğin, bir sendikanın üyelerinin belirli bir işyerinde asıl işverenin işçisi olduğunun tespiti.

  2. Hukuka Aykırı Durumun Giderilmesi: Mevcut bir hukuka aykırılığın sona erdirilmesi. Örneğin, bir tüketici derneğinin, haksız genel işlem koşullarının kullanılmasının durdurulmasını talep etmesi.

  3. Gelecekteki Hak İhlallerinin Önlenmesi: Henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşme ihtimali bulunan hak ihlallerinin önüne geçilmesi. Bu, önleyici (koruyucu) nitelikte bir hukuki korumadır.

Dikkat edilmesi gereken husus şudur: Bu üç koruma türünün hiçbiri bireysel bir eda talebi (tazminat, alacak vb.) içermez. Topluluk davası yoluyla bireysel parasal taleplerde bulunulamaz.

Topluluk Davası ile “Hukuki Yarar” Kavramında Yaratılan Açılım

Gerekçede açıkça vurgulandığı üzere, topluluk davası “dar ve teknik anlamda hukukî yarar kavramında bir açılım” yaratmaktadır. Normalde bir davacının dava açabilmesi için kişisel, doğrudan ve güncel bir hukuki yararının bulunması gerekir. Topluluk davasında ise tüzel kişi, kendi bireysel hakkını değil, üyelerinin veya temsil ettiği kesimin menfaatini korumaktadır. Bu durum, klasik hukuki yarar anlayışının genişletilmesi anlamına gelir. Nitekim sitemizdeki Yargıtay 22. Hukuk Dairesi kararında da, sendikanın iş müfettişi raporuna karşı doğrudan itiraz hakkı bulunmasa bile, HMK 106 ve 113. maddeler çerçevesinde muvazaa tespiti davası açmakta güncel hukuki yararının mevcut olduğu kabul edilmiştir.

Topluluk Davası ile Anglo-Sakson Class Action Arasındaki Farklar

Gerekçede topluluk davasının “Anglo-Sakson menşeli” olduğu ifade edilmektedir; ancak HMK 113’teki düzenleme, ABD’deki class action (sınıf davası) modelinden önemli farklılıklar gösterir:

Özellik HMK 113 Topluluk Davası ABD Class Action
Davacı Yalnızca tüzel kişi (dernek, sendika vb.) Sınıf üyelerinden biri (temsilci davacı)
Talep türü Tespit, hukuka aykırılığın giderilmesi, önleme Tazminat dahil tüm talepler
Bireysel tazminat Talep edilemez Talep edilebilir, sınıf adına dağıtılır
Hükmün etkisi Tüzel kişi lehine Tüm sınıf üyelerini bağlar
Opt-out mekanizması Yok Var (üyeler davadan çıkabilir)

Bu farklılıklar göstermektedir ki HMK 113, tam anlamıyla bir class action düzenlemesi değil; daha çok Kıta Avrupası hukuk sistemlerindeki Verbandsklage (dernek davası) modeline yakın bir kurumdur.

Avukat Görüşü: Sendikanın Topluluk Davası Yoluyla Muvazaa Tespiti Talep Etmesi

Sitemizdeki Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2017/40952 E. kararı, topluluk davasının pratikte en çok gündeme geldiği alanlardan birini ortaya koymaktadır: Sendikanın, asıl işveren–alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespiti için dava açması. İlk derece mahkemesi, iş müfettişi raporuna karşı sendikanın doğrudan itiraz hakkı bulunmadığı ve hukuki yararının olmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetmişti. Yargıtay ise bu yaklaşımı hatalı bularak, sendikanın HMK 106 (tespit davası) ve HMK 113 (topluluk davası) çerçevesinde muvazaa tespiti istemekte güncel hukuki yararının mevcut olduğunu kabul etmiştir. Bu karar, topluluk davasının özellikle iş hukukunda sendikalar açısından kritik bir araç olduğunu ve hukuki yarar kavramının bu çerçevede geniş yorumlanması gerektiğini ortaya koymaktadır.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi Esas: 2017/40952, Karar: 2017/22871 (Sendikanın Topluluk Davası Yoluyla Asıl İşveren–Alt İşveren Muvazaası Tespiti: Hukuki Yarar Mevcuttur)

ÖZET: Davacı sendika, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu’nun, bir kamu hastaneleri birliğine bağlı 11 sağlık tesisinde ihale ile iş alan alt işveren şirketle ilgili olarak “asıl işveren–alt işveren ilişkisinin muvazaalı olmadığı” yönünde düzenlediği müfettiş raporuna itiraz ederek, bu ilişkinin muvazaalı olduğunun tespitini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3/2. fıkrasında muvazaa bulunmadığına ilişkin tespit konusunda itiraz yolu öngörülmediğini ve sendikanın hukuki yararının bulunmadığını gerekçe göstererek davayı usulden reddetmiştir. BAM, bu kararı hukuka uygun bularak istinafı esastan reddetmiştir.

Kararın Esası: Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, sendikanın iş müfettişi raporuna karşı doğrudan itiraz hakkı bulunmasa bile, HMK 106 (tespit davası) ve HMK 113 (topluluk davası) çerçevesinde bu tür bir dava açmakta güncel hukuki yararının mevcut olduğunu kabul etmiştir. Karar gerekçesinde, 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 26. maddesine göre sendikaların çalışma hayatından, mevzuattan, örf ve adetten doğan uyuşmazlıklarda işçileri temsilen dava açma ve takip yetkisine sahip olduğu; muvazaalı çalıştırılıp çalıştırılmadığının tespitinin, işyerlerinde çoğunluğun sağlanıp sağlanmadığı, yetki tespiti, iş kolu tespitleri ve toplu iş sözleşmesi imzalanması gibi konularda sendikanın hak ve yetkilerini doğrudan etkilediği belirtilmiştir. Mahkemenin davanın esasına girerek hüküm kurması gerekirken usulden red kararı vermesi hatalı bulunarak karar bozulmuştur.


HMK Madde 113 (Topluluk Davası) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Topluluk davası ile bireysel dava arasındaki en temel fark nedir?

Topluluk davasında davacı tüzel kişi (dernek, sendika, vakıf vb.) olup kendi adına ancak üyelerinin veya temsil ettiği kesimin menfaatlerini korumak için dava açar. Bireysel davada ise davacı, kendi kişisel hakkını korumak için kendi adına dava açar. Topluluk davası yoluyla bireysel tazminat veya alacak talep edilemez; ancak elde edilen tespit hükmü, bireysel davaların temelini oluşturabilir.

Hangi tüzel kişiler topluluk davası açabilir?

HMK 113, “dernekler ve diğer tüzel kişiler” ifadesini kullanmaktadır. Bu kapsamda dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları (barolar, ticaret odaları vb.), kooperatifler ve diğer tüzel kişiler topluluk davası açabilir. Ancak tüzel kişinin, dava konusunun kendi statüsü (tüzük, ana sözleşme) çerçevesinde yer alması zorunludur.

Topluluk davası yoluyla tazminat talep edilebilir mi?

Hayır. HMK 113’ün lafzı, topluluk davası yoluyla talep edilebilecek hukuki korumaları üçle sınırlamıştır: Hakların tespiti, hukuka aykırı durumun giderilmesi ve gelecekteki hak ihlallerinin önlenmesi. Bireysel tazminat veya alacak talebi, topluluk davasının kapsamı dışındadır. Üyelerin bireysel alacak talepleri için ayrıca kendi davalarını açmaları gerekmektedir.

Topluluk davası sonucunda verilen hüküm tüm üyeleri bağlar mı?

Topluluk davası sonucunda verilen tespit hükmü, hukuki kesinlik açısından bağlayıcı olmakla birlikte, bireysel üyelerin ayrıca açacakları eda davalarında güçlü bir dayanak oluşturur. Ancak ABD’deki class action modelinin aksine, topluluk davasının hükmü doğrudan tüm üyelere otomatik olarak tazminat dağıtılması sonucunu doğurmaz.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.