İşçilik ve Tazminat Davalarının Kilidi: HMK Madde 107 Belirsiz Alacak Davası

Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) 107. madde ile hukuk dünyamıza giren “Belirsiz Alacak Davası”, özellikle iş hukuku (kıdem tazminatı, fazla mesai) ve haksız fiil tazminatı (trafik/iş kazaları) gibi davacının alacağının tam miktarını baştan bilmesinin objektif olarak imkânsız olduğu durumlarda adeta can simididir. Eskiden davacılar, miktarını tam bilmedikleri bir alacak için “Kısmi Dava” (HMK 109) açmak zorunda kalır, bilirkişi raporu geldiğinde ise kalan kısım için (ıslah edene kadar) zamanaşımı tehlikesi ile yüzleşirlerdi. Belirsiz alacak davasının en muazzam avantajı şudur: Davayı açtığınız anda, dilekçede yazan miktar sembolik (örneğin 1.000 TL) dahi olsa, alacağınızın tamamı için zamanaşımını keser. Ancak Yargıtay bu davanın her olayda kullanılmasına izin vermez. Eğer alacak zaten baştan belirli ise (örneğin elinizde 100.000 TL’lik bir senet veya net, tartışmasız bir maaş alacağı varsa) davanızı HMK 107 belirsiz alacak davası olarak açamazsınız, açarsanız davanız hukuki yarar yokluğundan reddedilir.


HMK Madde 107: Kanun Metni

(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

(2) (Değişik:22/7/2020-7251/7 md.) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.

(3) (Mülga:22/7/2020-7251/7 md.)

22/7/2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle, bu madde başlığı “Belirsiz alacak ve tespit davası” iken metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.

6100 sayılı Kanunda Yer Alan Madde Gerekçesi

Tasarıya, 112 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki gerekçelerle, “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı yeni 113 üncü madde ilave edilmiştir.

“Hak arama durumunda olan kişi, talepte bulunacağı hukukî ilişkiyi, muhatabını ve bu ilişkiden dolayı talep edeceği miktarı asgarî olarak bilmesine ve tespit edebilmesine rağmen, alacağının tamamını tam olarak tespit edemeyebilir. Özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam olarak tespiti mümkün olan tazminat taleplerinde böyle bir durumla karşılaşılabilmesi söz konusudur. Hukuk sistemimiz içinde, böyle bir durumla karşılaşan kişinin hak araması bakımından birçok güçlük söz konusudur. Öncelikle kendisinden aslında tam olarak bilmediği bir alacak için dava açması istenmekte, ayrıca, daha sonra kendi talebinden daha fazla bir miktar alacağının olduğu ortaya çıktığında da bunu davayı genişletme yasağı çerçevesinde ileri sürmesi mümkün olabilmekteydi. Böyle bir durumda, gerçekten bilinmeyen bir alacak için dava açmaya zorlamak gibi, hak aramanın özüyle izah edilemeyecek bir yol ve aslında tarafın kendi ihmali ya da kusuru olmadığı hâlde bir yasakla karşılaşması gibi de bir engel söz konusuydu. Oysa, hak arama özgürlüğü, böyle bir sınırlamayı ve gerçek dışı davranmaya zorlamayı değil, gerçekten hakkı ihlâl edilen veya ihlâl tehlikesi altında olan kişiyi, mümkün olduğunca geniş şekilde korumayı amaçlamalıdır. Son dönemde, gerek mukayeseli hukukta gerekse Türk hukukunda artık salt hukukî korumanın ötesine geçilerek “etkin hukukî koruma”nın gündeme gelmiş olması da bunu gerektirir. Kaldı ki, miktar ya da değeri belirsiz bir alacak için dava açılması gerektiğinde birtakım sınırlamalar getirmek, dava içinde yeni taleplere veya o davanın dışında yeni davalara yol açarak, usûl ekonomisine aykırı bir durum da meydana getirecektir.Ayrıca, miktarı veya değeri bilinmeyen bir alacak için klasik kısmî davanın da tam bir çözüm üretmediği gerçektir.

Belirsiz alacak ve tespit davalarına ilişkin hükümlerin mukayeseli hukukta da yer aldığı dikkate alınarak, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişki ile asgarî bir miktar ya da değer belirterek belirsiz alacak davası açabilmesi kabul edilmiştir. Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez. Belirsiz alacak davası veya tespit davası açılması hâlinde, alacaklı, tüm miktarı belirtmese dahi, davanın başında hukukî ilişkiyi somut olarak belirtmek ve tespit edebildiği ölçüde de asgarî miktarı göstermek durumundadır.

Maddenin ikinci fıkrasında, belirsiz alacak veya tespit davası açılabilen durumlarda, miktar ya da değerin tespit edildiği anda, alacaklının iddianın genişletilmesi yasağından etkilenmeksizin talebini artırabileceği belirtilmiştir. Kural olarak, bir davada başlangıçta belirtilen miktar veya değerin artırılması, iddianın genişletilmesi yasağına tâbidir. Bunun amacı, davacının dava açarken hakkını kötüye kullanmaması, daha özenli davranması, yargılamayı gereksiz yere uzatmamasıdır. Oysa, baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacak için, davacının böyle bir ihmal ya da kusurundan söz edilemez. Bu sebeple, belirsiz alacak veya tespit davası açıldıktan sonra, yargılamanın ilerleyen aşamalarında, karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin, bilirkişi ya da keşif incelemesi sonrası), baştan belirsiz olan alacak belirli hâle gelmişse, davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilmesi benimsenmiştir. Davacı, sınırlama ve yasağa tâbi olmadan, sadece talepte bulunmak suretiyle yeni miktar üzerinden yargılamaya devam edilmesini isteyebilecektir. Şüphesiz, alacağın belirli hâle gelmesini müteakip ortaya çıkan yeni talep eksik belirtilmişse, bundan sonra yeni bir artırma isteği iddianın genişletilmesi yasağıyla karşılaşacaktır. Çünkü, bu hâlde belirsizlik değil, davacının kendi ihmalinden kaynaklanan bir durum söz konusudur.

“Edâ davasının açılabildiği hallerde tespit davası açılamaz” yollu önermenin hak-arama özgürlüğünün ulaştığı kapasite ve hukuki yarar koşulunun muhtevası karşısında geçerliği yoktur. Miktarı belirsiz alacaklarda zamanaşımının dolmasına çok kısa sürenin varolduğu hallerde yalnızca tespit yahut kısmi edâ ile birlikte tespit davasının açılabileceği genel olarak kabul edilmektedir.

Davacı, söz gelimi bir tazminatın tahsili yerine alacağın miktarının ve borçlunun sorumlu olduğunun tespitini hedefleyen bir dava açabilir, açabilmelidir. Bu dava, zamanaşımını kesecek, davada istihsal olunan ilam genel haciz yoluyla takibe konabilecek, itiraz halinde borçlunun göze alamayabileceği icra-inkar tazminatı yaptırımı devreye girebilecektir. Öte yandan tespit davası, dava ekonomisi yönünden edâ davasına nazaran taraflar için daha avantajlıdır. Tespit davasının taraf barışını kolaylaştıran bir karakteri de vardır.

Alacaklı, yalnızca eda davası veya yalnızca tespit davası yahut kısmi eda ile birlikte külli tespit davası açabilme seçeneklerine sahiptir. Hak-arama özgürlüğünün (Any. M.36, İHAS. M.6) özünde varolan bu seçenekler, yasa veya içtihat yoluyla yasaklanamaz. Model, belirtilen seçenekleri alacaklıya usülî bir hak olarak tanımaktadır.

Esasen tam veya kısmi olmasına bakılmaksızın her edâ davasının temelinde bir külli tespit unsuru vardır. Başka deyimle edâ hükmünde tertip olunan her durumun arkasında sorumluluk saptanmasını içeren bir zorunlu ön tespit kabulü mevcuttur.

Tasarıda öngörülen modelde, tespit davasının hukuki ilişkilerin tespiti yanında hakkın tespitinin de istenebilmesi, edâ davasının açılabildiği hallerde hukuki menfaat koşulunun gerçekleşmiş sayılması kabulü çözümünü (paradigmayı) güçlendirmektedir.

Bir davanın açılması ile doğacak olan maddi ve şekli hukuk sonuçlarının (zaman aşımının kesilmesi ve diğerleri) tespit davalarında aynen geçerli olacağı kuşkusuzdur.

Önerge ile varolması gereken bir usulî imkân hukukumuza kazandırılmış olacaktır.” Tasarının 113, 114, 115 ve 116 ncı maddeleri, teselsül nedeniyle 114, 115, 116 ve 117 nci maddeler olarak aynen kabul edilmiştir.


Hukuki İncelemeler

Belirsiz Alacak Davası Açmanın Ön Şartları Nelerdir?

Belirsiz alacak davası istisnai bir dava türüdür, “Ben miktarını şimdi hesaplayamam, dava harcını az ödeyeyim” mantığıyla açılamaz. HMK 107/1’e göre üç şarttan birinin varlığı aranır:

  1. Alacağın miktarını veya değerini belirlemenin davanın başında davacının kendisinden beklenememesi.
  2. Ya da miktar tespitinin objektif olarak imkânsız olması (Örneğin, tazminat hesabının kusur oranına göre, karmaşık bir aktüerya bilimiyle hesaplanacak olması).
  3. Veya miktarın ancak karşı tarafın uhdesindeki belgelere (bilgilere) ulaşıldığında netleşecek olması. Eğer davacı bir işçi ise ve ücretini, çalıştığı saatleri, iznini saniyesine kadar kendi notlarından veya banka dekontlarından kesin olarak bilebilecek durumdaysa, davasını “Belirsiz Alacak Davası” değil “Kısmi Dava” (Fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak) olarak açmak zorundadır (Aşağıdaki HGK kararını inceleyiniz).

Talep Artırım Dilekçesi: Zamanaşımı Kurtarıcısı

Dava ilerledi, taraf delilleri toplandı, bilirkişi raporu geldi ve örneğin 1.000 TL gösterdiğiniz alacağınızın gerçekte 18.000 TL olduğu anlaşıldı. İşte HMK 107’nin ikinci fıkrası (Fıkra 2) burada devreye girer. Hakim size son tahkikat duruşmasında “İki haftalık kesin süre veriyorum, talebini tam ve kesin olarak belirle” ihtarı yapar. Bu süre içinde vereceğiniz Talep Artırım Dilekçesi, ıslah dilekçesi değildir. Islah gibi sadece “Bir kez” yapılmak gibi kısıtlamalara tabi olmadığı gibi, en önemlisi, artan kısım (17.000 TL) davanın ilk açıldığı tarihten itibaren talep edilmiş sayılır. Böylece davalı, bu artan kısım için “zamanaşımı itirazında” bulunamaz, çünkü belirsiz alacak davası henüz ilk başta o 17.000 TL’nin zamanaşımını da durdurmuştur.

Avukat Görüşü: Dava Dilekçesinde “Belirsiz Alacak” Yazmak Zorunlu Mu?

En büyük usul hatası dava dilekçesinin talep sonucunda yaşanır. Kural gereği “Fazlaya ilişkin haklarımı saklı tutarak şimdilik 1.000 TL…” şeklinde açılan bir dava, aksi dilekçede açıkça vurgulanmadıkça Kısmi Dava (HMK 109) sayılır! Bir davanın HMK 107 kapsamında usul ekonomisi ve zamanaşımı korumasından faydalanabilmesi için dava dilekçesinin konusuna veya netice-i talep kısmına mutlaka: “HMK Madde 107 uyarınca belirsiz alacak davası olarak…” ibaresini açıkça yazması mecburidir. Mahkeme ilk duruşmada “Sizin davanız ne tür bir davaydı?” diyerek dilekçedeki eksikliği sözlü düzeltmenize izin veremez.


Öne Çıkan Yargıtay Kararları Özeti

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2023/186, Karar: 2023/240 (Talep Artırımının Islah Olmadığı ve Bozmadan Sonra Bile Artırım Yapılabileceği Kuralı)

ÖZET: Davacı, kuruma bağlı alt işverende çalışırken ücretinin haksız düşürüldüğü iddiasıyla HMK 107 belirsiz alacak davası açıp şimdilik 2.000 TL ilave tediye, 2.000 TL ücret farkı istemiştir. Mahkeme karar verir ancak dosya Yargıtay’dan “Bilirkişi hesap yöntemi” yönünden usulden bozulur. Dosya yerel mahkemeye geri döner, yeni ek rapor alınır. Rapor sonrası davacı “Talep Artırım Dilekçesi” ile harç yatırıp 8.520 TL’ye talebi artırır. Davalı, çok meşhur olan eski usul kuralını hatırlatıp: “Yargıtay İBK kararlarına göre ‘Bozmadan sonra Islah yapılamaz’, davacı süreyi kaçırdı” diyerek itiraz eder.

Kararın Esası: Yargıtay Hukuk Genel Kurulu çok net bir ayrım yapmıştır: HMK 107 kapsamındaki ‘Talep Artırım Dilekçesi’ hukuki niteliği itibariyle bir ‘Islah’ değildir. Bozmadan sonra ıslah yapılamaz kuralı HMK 177 Kısmi Davalar için geçerlidir. Belirsiz alacak davasında alacak tam olarak belirlenebilir hale geldiği HER AŞAMADA (Buna bozmadan sonraki yeniden yargılama evresi de dahildir), davacı iddianın genişletilmesi yasağına takılmadan talep artırım (tamamlama) harcını yatırıp miktarını güncelleyebilir. Mahkemenin bozmadan sonra yapılan talep artırım dilekçesine itibar ederek hüküm kurması yasalara uygundur.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Esas: 2021/485, Karar: 2021/971 (Dava Dilekçesinde Açıkça Belirsiz Olduğu Yazılmalıdır, Sözlü Beyan Kurtarmaz)

ÖZET: Davacı işçi, ödenmeyen kıdem, ihbar ve yıllık izin ücretleri için “Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak üzere” diyerek şimdilik 1000’er TL’den dava açmıştır. Dilekçede belirsiz alacak olduğuna dair ibare yoktur. Duruşmada davacı vekili “Davamız belirsiz alacak davasıdır” şeklinde tutanağa geçirmiştir. Mahkeme, kıdem-ihbar-yıllık iznin işçi tarafından zaten bilinebilir alacaklar olduğu, dolayısıyla “Belirli Alacak” davası var iken “Belirsiz Alacak” açılamayacağı, hukuki yarar yokluğu gerekçesiyle davayı tamamen usulden reddetmiştir.

Kararın Esası: Yargıtay yine HMK 107 ve HMK 109 farkını mükemmel ortaya koymuştur: “Belirsiz alacak davası niteliği gereği istisnai bir dava türüdür. Davasını bu şekilde açan kişi, dilekçesinde AÇIKÇA HMK 107 demelidir. Sadece ‘Fazlaya ilişkin hakkımız saklıdır’ yazılmışsa HMK 109 Kısmi Davasıdır. Üstelik duruşmada şifahi (sözlü) olarak ‘Biz belirsiz açtık’ demek dava türünü değiştirmez. Olay Kısmi Davadır. Kısmi davalarda da ‘Hukuki yarar yokluğundan’ red değil (O belirsiz alacakta olur), esasa girip kısmi davanın sonuçlandırılması gerekirdi. Karar, yanlış hukuki nitelendirme sebebiyle bozulmuştur.”


HMK Madde 107 (Belirsiz Alacak Davası) Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Belirsiz Alacak Davası mı yoksa Kısmi Dava mı açtığımdan emin değilim, hata yaparsam davam reddedilir mi?

Evet, çok kritik bir ayrımdır. Alacağınız net ve hesaplanabilirken (örn: Bir aylık ödenmeyen kiranız) Belirsiz Alacak Davası açarsanız dava Hukuki Yarar Yokluğundan usulden reddedilir. Ancak tam tersi durumda, alacak belirsiz bir tazminat iken yanlışlıkla Kısmi Dava açarsanız, dava reddedilmez, esasına girilir; yalnızca kısmi açtığınız için davanın ilerleyen aşamasında “Islah” harcı yatırmanız gerekir ve ıslah etmediğiniz kısım için zamanaşımı işlemeye devam etmiş olur (Avantajı kaybedersiniz).

Davayı HMK 107 açtım. Bilirkişi raporu geldi, miktar belirlendi. Talep artırımı için ne kadar sürem var?

Hakim alacağın belirli hale geldiği (Genellikle denetime elverişli bilirkişi raporunun taraflara tebliğ edildiği ve itirazların netleştiği duruşmada) aşamada size “Talebinizi tam ve kesin olarak belirleyin” diyerek HMK 107/2 gereği İKİ HAFTALIK KESİN SÜRE verir. Bu süre içinde talep artırım dilekçenizi tamamlama harcını yatırarak sunmazsanız, mahkeme sadece dilekçede baştan gösterdiğiniz o ilk sembolik miktar (örn: 1000 TL) üzerinden davayı bağlar. Milyonluk tazminatınızdan harç süresini kaçırdığınız için feragat etmiş sayılırsınız.

Manevi tazminat davalarını belirsiz alacak olarak açabilir miyim?

Hayır. Türk usul hukukuna göre Manevi Tazminat davalarında miktar tek bir seferde ve baştan NET olarak istenmek zorundadır. Manevi tazminat ne kısmi dava ne de belirsiz alacak davasına konu edilemez. Şimdilik 5 bin diyip sonra 50 bine çıkaramazsınız; hakimin takdir gücüyle bölünebilen bir kavram değildir.


UYARI

Web sitemizde yayımlanan tüm makale ve içeriklerin telif hakkı Av. Murat ÖCAL’a aittir. Makaleler, hak sahipliğinin tescili amacıyla elektronik imza ve zaman damgası ile korunmaktadır. Bu içeriklerin izinsiz olarak kopyalanması, özetlenmesi veya başka internet sitelerinde yayımlanması halinde derhal hukuki ve cezai süreç başlatılacaktır.

Avukat meslektaşlar, makale içeriklerini dava dilekçelerinde serbestçe kullanabilirler.

Sitemizde yer alan tüm içerik yalnızca bilgilendirme amacı taşımaktadır. Burada sunulan hiçbir bilgi, herhangi bir yasal veya profesyonel tavsiye niteliğinde değildir. Bu paylaşım, hiçbir şekilde avukat–müvekkil ilişkisi doğurmaz. Bu nedenle ziyaretçilerimizin, profesyonel ve resmi anlamda hukuki yardım almadan herhangi bir işlemde bulunmamaları önemle tavsiye olunur.